İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 15 · 10 dk okuma

Jelibon

Bölüm 15

15

Bir skandalın ortasında olmak çok yabancıydı.

Aradan geçen yarım saat tam bir işkenceydi. Herkes şirketin içinde birer ofise yönelmişti ve gelen mesajı ezberlemeye çalışıyordu. Asil durumu Halis Bey’e kendi olayıymış yansıttı, İzel’e iftira atıldığını söylemişti.

“Geldiler.” dedi Melih.

Kapıdan dışarı çıktığımızda magazincilerin flaşları ve kameraları bizi bekliyordu. Bahçenin ortasına dizilmişler her biri elinde mikrofonlarla hazır bir şekilde bekliyordu. Asil’in liderliğinde hepimiz sırayla dizildik. Arda, İzel ve ben… Flaşlar yanıp sönüyordu ve bu gerginliğimizi daha da arttırıyordu.

Asil profesyonel bir şekilde mikrofonu eline aldı ve gözlerini kameraya dikti. Ses tonu kararlı ve netti. “Öncelikle herkese teşekkür ederiz, buraya gelerek bizi dinlediğiniz için minnettarız.” diye başladı. “Bugün yaşanan talihsiz olaylarla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz. Görkem’in lise binamıza verdiği zarar ciddi boyutlarda ve okulumuza olan etkisi oldukça büyük. Bu sebeple, güvenlik önlemlerimizi gözden geçirdik ve bundan sonra bu tarz olayların yaşanmaması için çeşitli adımlar atacağız.”

Magazinciler dikkatle dinliyor, bazıları notlar alıyordu. Asil devam ederken Arda da araya girdi. “Lisenin bu durumu sadece maddi değil, manevi olarak da bizi etkiledi. Olayların bu noktaya gelmesi hepimizi derinden üzmektedir. Ancak gerekli tüm hukuki süreçleri başlattık ve adaletin yerini bulacağına inancımız tam.”

Tam her şey yolunda gidiyor gibi görünürken İzel konuşmaya başladı. Sesinde hâlâ belli belirsiz bir titreme vardı ama güçlü görünmeye çalışıyordu. “Görkem’le yaşadığım durumlar yanlış anlaşıldı ve magazin basını tarafından çarpıtıldı. Bu alakasız ve iğrenç duruma lütfen beni dahil etmeyin. Ben…”

İzel konuşmasını bitiremedi çünkü utançtan konuşamadı, yüzü kızardı. Paparazzilerden biri “Neden utandınız? Olaylar doğru mu?” diye sorunca bütün sinirim beni ele geçirdi. İçimdeki öfkeyle aniden söze atıldım. “Bu olayların İzel’le hiçbir ilgisi yok!” dedim, sesim beklenmedik bir şekilde yükselmişti. “Görkem, İzel’i zor duruma soktu ve onun hayatını mahvetmeye çalıştı! Kimse benim kuzenim hakkımda böyle saçma haberler çıkaramaz!”

Asil ve Arda bana şaşkın gözlerle baktılar. Melih ise arka planda hızla durumu toparlamaya çalıştı ama magazinciler çoktan dikkatlerini bana çevirmişti. Bir gazeteci aniden mikrofonunu uzatarak “Siz kimsiniz? Bu olayın neresindesiniz? Kimin yanındasınız?” diye sordu.

Bu soru beni bir anlığına afallattı. Gözlerimin içine bakan onlarca insanın karşısında kendimi iyice köşeye sıkışmış gibi hissettim. Düşüncelerim birbirine karıştı. Ben kim miyim? Olayın neresinde miyim? Bana tam olarak bu soruları sordu.

“Ben Elis Soykan.” dedim net çıkan sesimle. “Ve İzel’in yanındayım. Onların bu süreçte yanlarındayım çünkü hak ettikleri adaleti istiyorum. Bu olayın bir parçasıyım çünkü bu insanların hayatına dahil oldum ve onların yanında olmayı seçtim.”

Magazinciler notlar alıyor, flaşlar ardı ardına patlıyordu. “Soykan mı? Sizin isminizi daha önce hiç duymadık.” dedi elinde mikrofonu tutan adam.

“Beni daha önce duyup duymamanızın bir önemi yok, şu an önemli olan kuzenim ve onun adını bu pis işlere alet etmenize izin vermeyeceğiz.”

Arda hızla mikrofonu eline alarak konuyu dağıtmaya çalıştı. “Hepinizin anladığı gibi, bu olayda bir takım kişisel ve hukuki süreçler var. Ancak bu süreçler mahkemede çözülecek ve gerekli açıklamalar yapılacaktır. Şu anda daha fazla yorum yapamayacağız.”

Asil gözlerimi delip geçercesine bana baktı ama hiçbir şey söylemedi. O an durumu toparlamaya çalışmak yerine daha fazla şey söylememem gerektiğini fark ettim fakat söylediklerim çoktan kaydedilmişti ve medyada nasıl yankı bulacağını düşünmek istemiyordum.

Toplantının sonuna gelinirken Asil magazincilere birkaç kısa açıklama daha yaptı ve ardından bizi kapıya doğru yönlendirdi. Kapının dışında beklerken içimde karışık duygular vardı; bir yandan söylediklerimden dolayı pişmandım bir yandan da doğru olanı yapmış gibi hissediyordum ama medya olayları nasıl çarpıtırsa çarpıtsın, önemli olan tek şey İzel’in yanında olmak ve bu zor dönemde ona destek vermekti.

Asil yanıma gelip gözlerimin içine baktığında ifadesi sertti ama ağzından tek kelime çıkmadı. Birkaç saniye boyunca sessizce durduktan sonra gözlerini kaçırdı ve daha soğuk bir tonda “Eve geçiyoruz, bizimkiler gelmiş.” dedi.

“Tamam.” diye mırıldandım. Melih bizlerle vedalaşıp yanımızdan ayrıldı. Arda ve İzel de yanıma geldiler. Hepimiz sessizce arabaya doğru yöneldik. Yorgunluk hepimizin üstüne çökmüştü; yaşananlar, yapılan açıklamalar, gelecek endişesi... Herkesin kafasında bin bir düşünce vardı. Asil araba kapısını açıp beni içeriye buyur ederken bile bakışları o mesafeli tavrını koruyordu.

Arabaya bindiğimizde sessizlik hâkimdi. Yolda ilerlerken kimse bir kelime bile etmedi. Arda telefonuna dalmıştı, İzel ise gözlerini camdan dışarıya dikmişti.

Evin önüne geldiğimizde Arda ve İzel arabadan indi. Asil ise bana döndü. “Neden sana verilen metini okumadın?” diye sordu. “Çünkü İzel’e olan bakışlarından rahatsız oldum ve o sırada metini unuttum.”

Asil başını salladı. “Yine de bir daha magazine düşersek bunu yapma, dediklerini başka şekilde çevirip bütün suçu senin üzerine atabilirler.” dedi. Başımı hafifçe eğdim. Asil çenemden narince tutup başımı kendine doğru çevirdi. “Olayın içinde senin de olmanı istemiyorum eğer seni olaya çekerlerse bu kadar sakin kalamam.”

“Yine de İzel’i yalnız bırakmak istemiyorum.” diye mırıldandım.

Asil derin bir nefes aldı, gözlerindeki sertlik yavaşça yerini bir endişeye bıraktı. “Biliyorum.” dedi yavaşça “Ama ben seni korumaya çalışıyorum. Bu işlerin ne kadar kirli olduğunu bilmiyorsun, Elis.”

“Pekâlâ…”

Arda araba camına iki kere vurdu. “Hadi ya, bitmedi mi romantik dakikalarınız? Aile halkı bizi bekliyor.” Olduğum yerde sıçradım. “Sikeceğim bu çocuğu.” diye mırıldandı Asil. Arabadan çıktık ve sitenin içine doğru yürüdük.

İzel Asil’e dönüp baktı. “Teşekkür ederim.” Ardından gözlerini bize doğru çevirdi. “Hepinize teşekkür ederim.”

Arda İzel’in kafasına vurdu. “Sabahtan beri teşekkür ediyorsun, yeter bu kadar duygusallık.” İzel göz devirip kollarını birbirine bağladı. “Hava karardı, artık herkes evine geçsin.” dedi Asil net bir ses tonuyla. Herkes kendi evine doğru gidecekken Asil arkamızdan “Yarın sabah kahvaltıya dedemin evindeyiz, okul yok. Unutmayın!” diye seslendi.

Üçüyle vedalaştıktan sonra evimin önüne geçtim. Evin içine girdiğimde Şahin Bey ve İlkin Hanım’ı gördüm. Yanlarına geçip gülümseyerek selam verdim. İlkin Hanım beni görünce hemen neşeyle ayağa kalktı ve bana sıkıca sarıldı. "Güzel kızım, sonunda geldin! Beni çok meraklandırıyorsun!" dedi.

Şahin Bey de tebessüm ederek "Nasılsın, kızım?” diye sordu. İlkin Hanım beni bıraktığında yerime oturdum. Yorgun bir şekilde gülümsedim ve oturduğum yerden omuzlarımı gevşettim. “Magazin olayları izlediğim dizilerdeki gibi kolay değilmiş. Biraz yorucuydu sadece, sizler nasılsınız?”

İlkin Hanım çalışanlardan birer bitki çayı rica ederken Şahin Bey “Biz de yeni geldik sayılır, biraz yorgunuz.” dedi. Çalışan kadın fincanda bitki çayını getirdi ve İlkin Hanım’a uzattı. İlkin Hanım ise kibarca beni gösterdi “Melisa çayını Elis’e ver.” dedi. Kadın bana bitki çayını verdikten sonra gülümsedim. “Bu seni sakinleştirecek, yorgunluğunu üstünden alacak bir çay.”

Çayı koklamaya başladım. Şahin Bey de oturduğu yerden hafifçe gülerek "Bu kızın çayla sorunları olduğunu biliyorum ama bakalım bu sefer içecek mi?" dedi şakayla karışık. “İçeceğim.” dedim.

Hep beraber sohbet ettikten sonra herkes odasına çekildi. Odamın kapısını yavaşça kapattım ve yatağıma uzandım. Telefonumu elime almamla Sude’nin mesaj attığını gördüm. Mesaja tıkladığımda uzun bir paragraf yazdığını gördüm.

Sude: Artık bir ailen var ve onlarla ilgilenmek istediğini biliyorum fakat ben bunca zaman senin tek ailendim. Biz birbirimize sıkıca bağlıyken sen gittin diye ben seni terk edemiyorum. Aile buldun ama ben bulamadım ve bulsam bile seni unutmazdım. Keşke sen de beni unutmasaydın çünkü sen gittiğinden beri senin yatağında yatmadan uyuyamaz oldum.

Mesajı okurken tüylerim diken diken oldu. Gerçekten ona haksızlık mı yapıyorum? Sadece işlerim başımdan aşkın ve elimden geldikçe buraya ayak uydurmaya çalışıyorum.

Telefonu kenara bıraktım. Şimdi Sude’ye mesaj atarsam cevap veremeyecek kadar geç oldu. Yarın davadan sonra arar ve sesli konuşuruz, böylece sorunu rahatça çözeriz.

Ertesi Gün

Sabah erkenden Halis Bey’in evinde buluşmuş ve kahvaltı yapmıştık. Ardından dava için mahkeme salonuna geçmiştik. Mahkeme salonuna vardığımızda hepimiz biraz gergindik ama Asil’in kararlılığı sayesinde moralimizi yüksek tutmaya çalışıyorduk. Dava süreci boyunca avukatlarımız güçlü bir savunma yapmış Görkem’in yangını çıkardığına dair açık delilleri sunmuştu. İzel’in başına gelenlerle ilgili tüm detaylar da mahkemede dile getirilmişti ancak Asil’in etkili avukatı sayesinde İzel’in adı fazla gündeme gelmeden mesele çözülmüştü.

Görkem’in savunması ise zayıf ve yetersizdi. Yangın sırasında yaptığı planlar, İzel’e gönderdiği tehditkâr mesajlar ve okulu hedef aldığı net bir şekilde ortaya konmuştu. Hakim kanıtları değerlendirdikten sonra Görkem’in suçlu olduğuna karar verdi ve cezasını açıkladı: hem yangın nedeniyle hapis cezasına çarptırılacak, hem de okulun tüm maddi zararını karşılamak zorunda kalacaktı.

Tabi babası zengin olduğu için hapis cezasını da para cezasına çevirmişlerdi.

Mahkeme salonunda karar okunduğunda İzel derin bir nefes aldı, gözlerinden hafif yaşlar süzüldü ama bu sefer rahatlamıştı. Asil’in gözlerindeki öfke yerini bir tatmin hissine bırakmıştı. Arda, İzel’in omzuna dokunarak ona destek oldu, Melih ise sessizce gülümseyerek bizi izledi. Bu uzun sürecin sonunda davayı kazanmıştık.

Mahkeme salonundan çıkarken Asil’in elinde telefon vardı. İzel gülümseyerek yanıma geldi. Artık herkes rahatladı. Asil yanımıza geldi ve bizlere bakındı. “Okul için mimarlar çağırdım o zamana kadar diğer okulumuzda devam edecek öğrenciler.” dedi.

“Normal lise olan okul mu?” diye sordu Arda.

“Hayır, seneye açarız diye yine lise yaptırmıştım. Oraya geçecek herkes.”

Mahkeme binasından çıkıp arabaya bindiğimizde, Asil direksiyona geçip bizi evimize götürmeye başladı. Arabada sessizlik hakimdi, herkesin düşünceleri derindi. Ancak bu sessizlik, zaferin verdiği huzurla doluydu.

Hep beraber Halis Bey’in evine geçip birer kutlama yapacaktık çünkü kahvaltı mahkeme saatine uygun olmadığından kahvaltıdan erkenden kalkmıştık. Asil direksiyonu sıkıca tutarken Arda ve İzel ise arka koltukta sessizce birbirlerine bakıyorlardı. Ben ise camdan dışarıyı izliyordum.

Halis Bey’in evine geldiğimizde arka bahçesinde yine biftek hazırlatmıştı, neden şu etten kurtulamıyoruz? Halis Bey bizi gülümseyerek karşıladı. "Kazandığınızı biliyordum." dedi ve hepimizi büyük bir samimiyetle selamladı. İlkin Hanım da hemen yanındaydı, o da gözlerinde mutlulukla bizi karşıladı.

Hepimiz masanın etrafına toplandık. Kahvaltı masasından kalkıp davaya geçtik ve sonrasında tekrar bu masaya geldik. O zaman sabah neden karnımızı doyurduk ki?

Fatma Hanım yanımıza gelip bizlere bakındı. “Elis.” dediği an bıkkın bir şekilde bakışlarımı ona çevirdim. “Nene tekrar başlama.” dedi Asil. Bütün gözler Fatma Hanım’ın üstündeydi. Fatma Hanım ise gözlerini bana dikmişti. Ayağa kalkıp “Efendim?” diye sordum.

“Senin bu aileyi asla sahiplenemeyeceğini düşündüm hatta seni istemedim.” İç çekerek dinlemeye devam ettim. “Ama bugün yayınlanan magazini izlediğimde bu aileyi ne kadar sahiplendiğini gördüm.”

Fatma Hanım, gözlerini bir an olsun benden ayırmadan konuşmasına devam etti. "Seni yanlış anladığımı kabul etmeliyim." dedi, sesi her zamankinden daha yumuşak ama hâlâ gururlu. "Bu ailenin bir parçası olmak kolay değil, ama sen bugünkü davranışlarınla gerçekten ailenin bir bireyi gibi davrandın."

Asil, Fatma Hanım’a şaşkınlıkla bakıyordu. Bu sözleri duymayı hiç beklemiyordu. Bir an için sessizlik çöktü bahçeye. Herkes ne diyeceğini merakla bekliyordu. Ben ise hem şaşkın hem de biraz rahatlamış hissediyordum. Bu kadının gözünde hiç kabul görmeyeceğimi düşünmüştüm ama şimdi bana saygı gösteriyordu.

Fatma Hanım derin bir nefes aldı ve yüzünü Asil’e çevirdi. "Bu kız aileye zarar vermedi, aksine zor zamanlarımızda güçlü durmayı başardı." Asil bir şey söylemeden sadece başını hafifçe eğdi, gözlerinde hafif bir minnet ışığı vardı. "Ama." dedi Fatma Hanım, cümlesine eklerken bana baktı: "Bu demek değildir ki her şey bitti. Bu ailenin parçası olmak istiyorsan daha fazla çaba göstermen gerekecek."

Asil gözlerini bana doğru çevirdi ve o anın ağırlığını fark etti. Fatma Hanım’ın söyledikleri bir itiraftan çok bana bir meydan okuma gibiydi. Fatma Hanım asıl sınavın şimdi başladığını söylüyordu adeta.

"Tabii ki Fatma Hanım." dedim, sesimde bir kararlılık vardı. "Bu aileyi sahiplendim ve her zaman elimden gelenin en iyisini yapacağım." Bunu söylerken gözlerimi ona dikmiş, onunla göz göze gelmiştim. Bana güvenmesinin kolay olmayacağını biliyordum ama bu aile için savaşmaya hazırdım.

Fatma Hanım dudaklarının kenarına hafif bir gülümseme kondurdu. "Bakalım Elis." dedi. "Bakalım bu söylediklerini ne kadar gerçekleştirebileceksin." Ardından yavaşça arkasını döndü ve bahçeden çıkarken, evdeki gergin hava yerini hafif bir huzura bırakmıştı.

Önüme döndüm ve sessizce önümde duran tabağa bakındım. Demin ne oldu? Bana ‘Seni kabullenmeye çalışıyorum.’ mu demek istedi? Her neyse…

Güneş batarken Halis Bey'in evindeki kutlama yavaş yavaş sona ermişti. Herkes günün yorgunluğunu hissediyordu fakat aynı zamanda kazanılan davanın sevinci de yüzlerde birer tebessüm olarak kalmıştı.

Asil yanıma gelip kulağıma doğru “Sana jelibon getirmemi ister misin?” diye sordu. Gülümseyerek gözlerine bakındım. “Olur.” dedim. “Yanında var mı?”

“Hayır ama eve gidip gelmem uzun sürmez.”

“Pekâlâ, bekliyorum.”

Asil etrafa bakındı ve kimsenin bize bakmadığını gördüğünde yanağımdan öptü. Gülerek omzuna vurdum. “Görecekler.” dedim kısık sesle. Asil omzu silkti ardından bahçeden çıktı. Arkasından gülümseyerek baktım.

Telefonumdan ses geldiğinde telefonumu elime aldım ve bakındım. Sude mesaj atmıştı.

Sude: Benle konuşmak istemediğini biliyorum fakat senin hakkında haber çıkmış, linki atıyorum.

Kaşlarımı çattım ve linke tıkladım. Büyük olan başlıkta ‘Elis Soykan’ın Neden Soykan oldu?’ yazıyordu. Alta doğru kaydırdım ve yazanı okumaya başladım:

‘Asen Özgün ve Sezgin Özgün’ün bir kaza sonucunda öldüğünü bir çoğumuz biliyor. O kaza sonucunda arabadan tek sağlam çıkan Sarp Asil Özgün olmuştu. Peki ya bu kaza nasıl oldu? İşte bu sorunun cevabı sırlar altında kayboldu. Kaza sırasında diğer arabada Elis’in ailesi vardı. Sezgin Bey’in sarhoş araba kullanmasının sonucunda dört yetişkin ölmüştü. O iki arabadan sağ çıkan iki kişi kaldı: Sarp Asil Özgün ve Elis Soykan. İşte Elis’i yetimhaneden alıp yanlarına alma nedeni de bu. Elis’in ailesinin ölümünü kapatmak için her şeyi yapan Halis Soykan şimdi yanına alarak hayat sigortasını garanti altına aldı.’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.