
BÖLÜM 9 — KRALİÇEYE GİDEN YOL
Sonbahar, Drogomir Krallığı’nın üzerine sessizce çökmeye başlamıştı. Sarayın çevresindeki devasa ormanlar altın ve kızıl tonlara bürünmüş, sabahları vadilerin üzerine ince sis tabakaları yerleşmişti. Kulelerin yüksek pencerelerinden bakıldığında krallık huzurlu görünüyordu. Yıllardır savaş yaşanmamış, şehirler büyümüş, ticaret gelişmişti. Bunun en büyük nedeni ise Victor Drogomir’in yönetimiydi.
Drogomir Krallığı diğer vampir krallıklarından farklıydı.
Burada insanlar ve vampirler birlikte yaşıyordu.
Victor yıllar önce tahta geçtiğinde ilk değiştirdiği şey yasalar olmuştu. İnsanların yalnızca hizmet eden varlıklar olarak görülmesini yasaklamış, vampirlerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamıştı. Bu yüzden şehirlerde insan tüccarlar ile vampir tüccarlar aynı sokaklarda dükkân açıyor, aynı pazar yerlerinde ticaret yapıyordu.
Muhafız birliklerinde bile insanlar ve vampirler birlikte görev alıyordu.
Krallığın doğusunda yaşayan insanlar, kuzeydeki vampir köyleriyle komşuluk yapıyordu.
Victor için önemli olan kişinin türü değil karakteriydi.
Bu yüzden hem insanlar hem de vampirler ona sadıktı.
Sarayın mutfağında çalışan Baş Şef Vilma bunun en güzel örneğiydi.
Vilma bir insandı.
Yaklaşık yirmi yıldır Drogomir Sarayı’nın mutfağını yönetiyordu.
Victor onu yalnızca çalışanı olarak değil, ailesinin bir parçası olarak görüyordu.
Bu yüzden saraydaki herkes Vilma’ya büyük saygı duyuyordu.
Jade de onu çok seviyordu.
Belki de bu yüzden çoğu zaman büyük yemek salonunda yalnız oturmak yerine mutfakta Vilma’nın yanında yemek yemeyi tercih ediyordu.
O sabah da aynısını yaptı.
Mutfaktan gelen ekmek kokuları bütün koridorları dolduruyordu.
Jade içeri girdiğinde Vilma büyük bir hamur tepsisiyle uğraşıyordu.
Kadın prensesi görünce yüzü aydınlandı.
“Benim küçük prensesim gelmiş.”
Jade gülümseyerek ona sarıldı.
“Günaydın Vilma.”
“Bugün sana bal çöreği yaptım.”
Jade’in gözleri parladı.
Tam o anda mutfağın yüksek pencerelerinden içeri güneş ışıkları doldu.
Bulutlar dağılmıştı.
Mutfakta bulunan herkes kahkaha attı.
“Prenses yine güneşi çağırdı.”
Jade utanarak başını eğdi.
Kimse bunun nedenini bilmiyordu.Ama herkes bunun Jade ile bağlantılı olduğunu biliyordu.
Aynı saatlerde büyük konsey salonunda önemli bir toplantı yapılıyordu.
Victor uzun siyah tahtında oturuyordu.
Kırmızı gözleri salonu dikkatle tarıyordu.
Etrafında lordlar, komutanlar ve danışmanlar vardı.
Toplantının sonuna doğru yaşlı Lord Berengar ayağa kalktı.
“Majesteleri.”
Victor başını kaldırdı.
“Buyurun.”
Yaşlı adam birkaç saniye sustu.
Salondaki herkes onu dinliyordu.
“Krallığın geleceği hakkında konuşmak istiyorum.”
Victor sessiz kaldı.
“Devam edin.”
“Valeria Kraliçe’nin kaybının üzerinden yıllar geçti.”
Salondaki hava değişti.
Victor’un yüzü sertleşti.
“Krallığımız güçlü.”
Berengar başını salladı.
“Evet majesteleri. Fakat halk arasında aynı soru soruluyor.”
Victor cevap vermedi.
“Krallığın yeni bir kraliçesi olacak mı?”
Salondaki herkes sessizleşti.
Bu soru uzun zamandır konuşuluyordu.
Fakat ilk kez doğrudan kralın yüzüne söylenmişti.
Victor ayağa kalktı.
“Toplantı sona ermiştir.”
Ses tonu sakin olsa da daha fazla konuşmak istemediği belliydi.
Soylular salondan ayrılmaya başladı.
Alaric ise yerinde kaldı.
Yaşlı danışman Victor’un yüzündeki ifadeyi okuyabiliyordu.
Valeria’nın adı geçmese bile onun yokluğu hâlâ sarayın üzerinde bir gölge gibi duruyordu.
Öğleden sonra Victor bahçede yalnız yürüyordu.
Beyaz güller sonbahara rağmen hâlâ açıyordu.
Bu çiçekler ona Valeria’yı hatırlatıyordu.
Her zaman.
Tam o sırada arkasından gelen ayak seslerini duydu.
Dönüp baktığında Liz’i gördü.
Kadın zarif bir koyu mavi elbise giymişti.
Rüzgâr altın sarısı saçlarını hafifçe savuruyordu.
“Güzel bir gün.”
Victor hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
Bir süre birlikte yürüdüler.
Sessizlik rahatsız edici değildi.
Aksine huzurluydu.
Liz bunu özellikle sağlıyordu.
İnsanları nasıl rahatlatacağını biliyordu.
“Bugünkü toplantı sizi düşündürüyor.”
Victor ona baktı.
“Her şeyi fark ediyorsunuz.”
Liz hafifçe güldü.
“Yıllardır insanları gözlemliyorum.”
Victor istemeden gülümsedi.
Son zamanlarda bunu daha sık yapmaya başlamıştı.
Liz’in yanında kendisini rahat hissediyordu.
Belki de yıllardır ilk kez.
Kadın bunu fark etmişti.
Ve tam da bunu istiyordu.
“Valeria harika bir kadınmış.”
Victor’un gözleri uzaklara kaydı.
“Öyleydi.”
“Onu hâlâ seviyorsunuz.”
Victor cevap vermedi.
Ama sessizliği cevaptan daha güçlüydü.
Liz içten görünmeye çalışarak başını eğdi.
“O çok şanslıymış.”
Victor ona döndü.
“Neden?”
“Bu kadar sevilmek herkesin yaşayabileceği bir şey değil.”
Victor birkaç saniye sustu.
Sonra ilk kez Liz’e farklı gözlerle baktı.
Kadın bunu fark etti.
Küçük ama önemli bir adımdı.
Aynı saatlerde Jade üst kattaki koridordan geçerken aşağıdaki bahçeye baktı.
Babasını ve Liz’i birlikte gördü.
İkisi konuşuyordu.
Victor gülüyordu.
Gerçekten gülüyordu.
Jade uzun süre onları izledi.
İçinde garip bir his oluştu.
Babasının mutlu olmasını istiyordu.
Ama annesinin yerinde başka birini görmek de istemiyordu.
Ne hissedeceğini bilmiyordu.
Gökyüzünde birkaç gri bulut belirdi.
Jade bunu fark edince derin bir nefes aldı.
Hayır.
Babasının mutlu olmasına üzülmemeliydi.
Bu düşünceyle kendini sakinleştirmeye çalıştı.
Bulutlar yavaş yavaş dağıldı.
Akşam yemeğinde Victor alışılmadık derecede neşeliydi.
Vilma’nın hazırladığı yemeklerden övgüyle bahsediyor, hizmetkârlarla sohbet ediyordu.
Jade bunu fark etti.
Liz de fark etti.
Herkes fark etti.
Saray uzun zamandır kralı bu kadar rahat görmemişti.
Yemekten sonra Jade mutfağa uğradı.
Vilma masaları topluyordu.
“Bugün babam mutlu görünüyordu.”
Vilma gülümsedi.
“Mutluluk ona yakışıyor.”
Jade sessizleşti.
Vilma onun yüzündeki ifadeyi fark etti.
“Bir şey mi düşündün?”
Küçük kız omuz silkti.
“Bilmiyorum.”
Vilma eğilip göz hizasına geldi.
“Bazen sevdiklerimizin mutlu olması bizim için zor olabilir.”
Jade şaşkınlıkla baktı.
Vilma devam etti.
“Çünkü değişimden korkarız.”
Bu söz küçük kızın aklında kaldı.
O gece Liz odasında yalnızdı.Aynanın karşısında oturuyor, saçlarını tarıyordu Dudaklarında hafif bir gülümseme vardı.Victor ona yaklaşmaya başlamıştı.Saray halkı onu seviyordu.Soylular ona saygı duyuyordu.Planının ilk kısmı kusursuz ilerliyordu.Fakat yine de içini rahatsız eden bir şey vardı.
Jade.
Kadın pencereye yürüdü.Aşağıdaki bahçede meşe ağacı görünüyordu.Küçük kızın en sevdiği yer.Liz’in gözleri daraldı.Jade’in güçleri her geçen gün büyüyordu.Bu durum onu huzursuz ediyordu.Çünkü kontrol edemediği tek şey oydu.Ve Liz hayatı boyunca kontrol edemediği şeylerden nefret etmişti.O sırada Jade yatağına uzanmış tavana bakıyordu.Vilma’nın sözlerini düşünüyordu.
Değişim…Belki gerçekten korktuğu şey buydu.Babasının hayatında yeni birinin olması.Yeni bir kraliçenin saraya gelmesi.Yeni bir düzenin başlaması.Ama henüz bilmediği şey, bu değişimin yalnızca kendi hayatını değil…Drogomir Hanedanı’nın kaderini de sonsuza kadar değiştirecek olmasıydı.Ve kader, sarayın taş duvarları arasında sessizce hareket etmeye başlamıştı.