İçeriğe geç

JADE DROGOMIR

Bölüm 6 · 6 dk okuma

JADE DROGOMIR

Bölüm 6

UYANIŞ 6

BÖLÜM 6

UYANIŞ

Liz kulede durmuş uzaklara bakıyordu.

Gökyüzü kararmıştı.

Sarayın etrafındaki orman siyah bir deniz gibi uzanıyordu.

Ay ışığı taş duvarların üzerine vuruyor, kuleyi gümüş renkli bir parıltıyla kaplıyordu.

Kadın gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldı.

Sonra dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

“Ayak seslerini duyabiliyorum.”

Fısıltı kadar sessiz konuşmuştu.

Ama yanında kimse yoktu.

Yine de karanlığın içinden bir ses cevap verdi.

“Çocuk hızla öğreniyor.”

Liz gözlerini açtı.

“Beklediğimden daha hızlı.”

“Bu seni endişelendiriyor mu?”

Liz birkaç saniye sustu.

Sonra başını hafifçe iki yana salladı.

“Hayır.”

Fakat ilk kez sesinde küçük bir tereddüt vardı.

Çünkü Jade’in gördüğü vizyonların sayısı her geçen gün artıyordu.

Bu olması gerekenden erken gerçekleşiyordu.

Ve erken gerçekleşen şeyler genellikle tehlikeli olurdu.

Aynı anda Jade yatağında dönüp duruyordu.

Uyumaya çalışıyordu.

Ama gözlerini her kapattığında farklı görüntüler görüyordu.

Siyah tüy.

Kırmızı semboller.

Eski kitaplar.

Ve Liz.

Özellikle Liz.

Artık ondan korkmaya başlamıştı.

Küçük kız battaniyesine biraz daha sarıldı.

Odanın içi sessizdi.

Pencerenin dışından gelen rüzgâr perdeyi hafifçe hareket ettiriyordu.

Sonra…

Bir ses duydu.

Çok uzaktan gelen bir ses.

“Jade…”

Kız gözlerini açtı.

Odanın içinde kimse yoktu.

Kalbi hızlandı.

“Jade…”

Bu kez daha netti.

Birisi adını söylüyordu.

Ama ses korkutucu değildi.

Aksine…

Tanıdık geliyordu.

Sanki uzun zaman önce duyduğu bir ses gibi.

Jade yatağından doğruldu.

Odanın köşesine baktı.

Hiç kimse yoktu.

Ama ses yeniden geldi.

“Bul beni…”

Küçük kızın nefesi kesildi.

Tam o sırada odanın karşı duvarında kısa süreliğine bir görüntü oluştu.

Bir kapı.

Eski bir taş kapı.

Üzerinde ay sembolü vardı.

Görüntü bir saniye sonra kayboldu.

Jade yerinden fırladı.

Bu sıradan bir rüya değildi.

Bunu hissedebiliyordu.

Ertesi sabah saray olağan görünüyordu.

Hizmetkârlar koridorlarda dolaşıyor, muhafızlar nöbet tutuyordu.

Ama Victor’un yüzündeki ifade değişmişti.

Kahvaltı boyunca neredeyse hiç konuşmadı.

Liz bunu fark etmişti.

Alaric de fark etmişti.

Fakat kimse sebebini bilmiyormuş gibi davranıyordu.

Jade ise sessizce sütünü içiyordu.

Bir ara gözleri Liz’e kaydı.

Kadın her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.

Altın sarısı saçları omuzlarına dökülüyordu.

Yüzünde nazik bir ifade vardı.

Fakat Jade artık o maskenin arkasını görüyordu.

Ve bu durum onu korkutuyordu.

Bir an için bakışları buluştu.

Liz gülümsedi.

Ama Jade’in içi buz kesti.

Çünkü o anda zihninde bir görüntü belirdi.

Kan.

Alevler.

Yıkılmış taş duvarlar.

Ve ağlayan insanlar.

Vizyon yalnızca bir saniye sürdü.

Ama Jade’in elindeki bardak titremeye başladı.

Victor bunu fark etti.

“Küçük yıldız?”

Jade irkildi.

“Efendim?”

“İyi misin?”

Kız zorla gülümsedi.

“İyiyim.”

Ama Victor buna inanmadı.

Öğleden sonra Alaric tekrar arşivlere indi.

Sarayın en eski bölümü burasıydı.

Tozlu raflar yüzlerce yıllık kayıtlarla doluydu.

Yaşlı danışman sabah bulduğu belgeleri tekrar incelemeye başladı.

Bir şey eksikti.

Bunu hissediyordu.

Saatler boyunca araştırdı.

Sonunda rafların arkasına sıkışmış ince bir kitap buldu.

Kitabın kapağı neredeyse parçalanmıştı.

Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:

“Miras.”

Alaric’in kalbi hızlandı.

Kitabı açtı.

İlk sayfada eski bir çizim vardı.

Bir çocuk.

Siyah saçlar.

Gri gözler.

Yaklaşık sekiz yaşında.

Alaric’in yüzü bembeyaz kesildi.

Çünkü çizimdeki çocuk Jade’e benziyordu.

Ama kitabın tarihi dört yüz yıl öncesini gösteriyordu.

Yaşlı adam ellerinin titrediğini fark etti.

Sayfaları çevirmeye devam etti.

Ve son satıra geldiğinde nefesi kesildi.

“Kapıyı açacak olan çocuk geri dönecek.”

O anda odanın içindeki bütün mumlar söndü.

Alaric yerinde donup kaldı.

Karanlık her yanı kapladı.

Sonra arkasından bir ses duydu.

“Saklaman gereken şeyleri araştırıyorsun.”

Yaşlı danışman hızla arkasına döndü.

Kimse yoktu.

Ama odanın içinde başka bir varlığın bulunduğunu hissedebiliyordu.

Ve o şey insan değildi.

Aynı dakikalarda Jade bahçedeki meşe ağacının altında oturuyordu.

Burası kendini güvende hissettiği tek yerdi.

Gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldı.

Sonra yine oldu.

Bir vizyon.

Bu kez çok daha güçlü.

Karanlık bir mağara.

Yüzlerce mum.

Taş duvarlarda eski semboller.

Ortada büyük bir kapı.

Kapının üzerinde ay sembolü.

Ve önünde duran biri.

Liz.

Kadın elini kapının üzerine koyuyordu.

Ardından arkasına dönüp gülümsüyordu.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

Soğuktu.

Tehlikeliydi.

Sonra Liz’in sesi duyuldu.

“Biraz daha sabır.”

Kapının arkasından korkunç bir kükreme yükseldi.

Yer sarsıldı.

Taşlar çatladı.

Ve kapının altından siyah bir duman dışarı sızmaya başladı.Tam o sırada Liz başını kaldırdı.Doğrudan Jade’e baktı.Sanki onun vizyonu izlediğini biliyordu.Ve dudakları yavaşça hareket etti “Yakında seni bulacağım.”

Jade çığlık atarak gözlerini açtı Nefes nefeseydi.Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.Bu kez emindi.Liz yalnızca bir sır saklamıyordu.Bir şeyi uyandırmaya çalışıyordu.Ve o şey…Saraydaki herkesi yok edebilecek kadar güçlüydü.

Jade çığlık atarak gözlerini açtı.

Nefes nefeseydi.

Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.

Meşe ağacının altındaki çimenlere tutundu.

Ellerinin titrediğini fark etti.

Bu yalnızca bir vizyon değildi.

Bunu hissedebiliyordu.

Liz gerçekten bir şey uyandırmaya çalışıyordu.

Ve her geçen gün o şeye biraz daha yaklaşıyordu.

Gökyüzünde aniden kara bulutlar toplanmaya başladı.

Rüzgâr sertleşti.

Ağaçların dalları sallandı.

Jade korktuğunda hava değişiyordu.

Bu çocukluğundan beri böyleydi.

Bahçedeki muhafızlar gökyüzüne baktı.

Kulelerdeki hizmetçiler pencerelere koştu.

Sarayın içindeki herkes aynı şeyi biliyordu.

Prenses korkmuştu.

Ve doğa buna cevap veriyordu.

Kuzey Kulesi’nin en üst katındaki odasında Liz pencerenin önünde durmuş bahçeyi izliyordu.

Gözleri doğrudan Jade’in üzerindeydi.

Küçük kızın etrafında dönen rüzgârı gördü.

Gökyüzünü kaplayan bulutları gördü.

Ve yüzündeki sakin ifade ilk kez kayboldu.

Çünkü korktuğu şey gerçekleşiyordu.

Jade’in güçleri yalnızca büyümüyor…

Uyanıyordu.

Liz yavaşça perdeyi kapattı.

O sırada odanın karanlık köşesinden tanıdık ses yükseldi.

“Güçleniyor.”

Liz cevap vermedi.

“Senin tahmin ettiğinden daha hızlı.”

Kadının yüzü gerildi.

“Biliyorum.”

“Bu seni endişelendiriyor.”

Liz gözlerini kapattı.

Yüzyıllardır korku hissetmemişti.

Kralların düşüşünü görmüştü.

Savaşlar başlatmıştı.

İmparatorlukların yıkılışına tanıklık etmişti.

Ama Jade farklıydı.

Çünkü kızın gücü tahmin edilemiyordu.

Ve tahmin edilemeyen şeyler kontrol edilemezdi.

“Henüz çocuk.”

Karanlıktaki ses güldü.

“Bugün çocuk.”

Liz sessiz kaldı.

Çünkü ses haklıydı.

Bugün çocuktu.

Ama yıllar sonra neye dönüşeceğini kimse bilmiyordu.

O gece Victor çalışma odasında yalnız oturuyordu.

Önündeki belgeler dağınıktı.

Fakat okumuyordu.

Düşünüyordu.

Son günlerde birçok şey değişmişti.

Jade’in vizyonları…

Alaric’in araştırmaları…

Ve Liz hakkında ortaya çıkan tuhaf kayıtlar…

Kapı çalındı.

“Gel.”

Kapı açıldı.

İçeri Liz girdi.

Victor istemsizce gülümsedi.

Son haftalarda onun yanında kendisini daha huzurlu hissediyordu.

Valeria’nın ölümünden sonra hayatında oluşan boşluğu kimse dolduramamıştı.

Ama Liz…

O farklıydı.

Karşısındaki koltuğa oturdu.

“Kendinizi yorgun görünüyorsunuz.”

Victor hafifçe güldü.

“Sanırım yaşlanıyorum.”

Liz de gülümsedi.

Ama içinden geçenler bambaşkaydı.

Yaşlanmıyorsun.

Henüz ölmedin.

Ama yakında öleceksin.

Kadın bu düşünceyi yüzüne yansıtmadı.

Yüzyıllardır maske takmayı öğrenmişti.

Victor masadan kalktı.

Pencereye yürüdü.

Aşağıda bahçe görünüyordu.

Jade meşe ağacının yanında oturuyordu.

Victor’un yüzü yumuşadı.

“Kızım benim her şeyim.”

Liz sessizce onu izledi.

“Biliyorum.”

Victor’un gözlerinde gurur vardı.

Sevgi vardı.

Ve en önemlisi…

Zayıflık vardı.

Liz bunu görüyordu.

Bir kralın en büyük zayıflığı bazen tacı değil…

Sevdikleriydi.

O gece Liz odasına döndüğünde gizli bölmeye yöneldi.

Duvarın arkasındaki taş mekanizmayı çevirdi.

Sessiz bir tık sesi duyuldu.

Duvar yavaşça açıldı.

Arkasında küçük bir oda vardı.

Yüzlerce yıllık kitaplar.

Parşömenler.

Kırmızı semboller.

Ve büyük bir harita.

Haritanın ortasında Drogomir Krallığı işaretlenmişti.

Liz yavaşça masaya yaklaştı.

Parmaklarını haritanın üzerinde gezdirdi.

Sonra doğrudan taht şehrinin üzerine dokundu.

Dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

Yüzyıllardır bekliyordu.

Yüzyıllardır plan yapıyordu.

Birçok krallık denemişti.

Birçok hükümdar kullanmıştı.

Ama Drogomir Hanedanı farklıydı.

Çünkü burada ihtiyacı olan şey vardı.

Jade.

Kapıyı açabilecek tek kişi.

Liz bunu yıllar önce öğrenmişti.

Valeria hamileyken bile biliyordu.

Bu yüzden yıllarca beklemişti.

Sabretmişti.

Şimdi ise taşlar yerine oturmaya başlıyordu.

Önce Victor’un güveni kazanılacaktı.

Sonra kalbi.Sonra tacı.Ve sonunda…Krallık.Kadın haritaya bakarken gözlerinde karanlık bir ışık parladı.

“Çok az kaldı.”

Ama bilmediği bir şey vardı.Koridorun sonunda duran küçük bir gölge onu izliyordu.Jade.Prenses aslında odasına dönmek için yürüyordu.Fakat Liz’in odasından gelen tuhaf enerjiyi hissedince durmuştu.Kapı kapalıydı.İçeriyi göremiyordu.Ama kalbi hızlanıyordu.İçgüdüleri ona aynı şeyi söylüyordu.Tehlike çok yakındı. Ve her geçen gün biraz daha büyüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.