
BÖLÜM 5
SESSİZ ZİHİN
Liz’in saraya gelişinin üzerinden üç hafta geçmişti.
Drogomir Sarayı dışarıdan bakıldığında her zamanki gibi sakin görünüyordu. Siyah taşlardan örülmüş kuleler gökyüzüne yükseliyor, yüksek duvarlar krallığın sırlarını dış dünyadan saklıyordu. Ancak bu sessiz görüntünün altında görünmeyen değişimler yaşanıyordu.Özellikle Jade bunu hissediyordu.
Eskiden sarayın düşünceleri onun için daha kolaydı.
İnsanların korkularını…
Mutluluklarını…
Üzüntülerini…
Ayırt edebiliyordu.Şimdiyse her şey değişmeye başlamıştı.Liz’in gelişiyle birlikte sarayın havasında açıklayamadığı bir ağırlık oluşmuştu.Sanki görünmeyen bir sis koridorların içine yayılmıştı.Yedi yaşındaki Jade bunu kelimelere dökemiyordu.
Ama hissediyordu.
Her gün.
Her saat.
Her nefesinde.
O sabah güneş doğduğunda yine bahçedeydi.Her zamanki gibi tek başına.Ayakkabılarını çıkarmıştı.Çimenlerin üzerinde yalınayak yürüyordu.Sabah çiyi ayaklarına değiyor, serinlik tenine yayılıyordu.
Bu hissi seviyordu.
Çünkü saraydaki hiç kimse bunu yaşayamazdı.
Victor yaşayamazdı.
Liz yaşayamazdı.
Muhafızlar yaşayamazdı.
Hizmetçiler yaşayamazdı.
Güneş onlar için ölüm demekti.
En küçük bir temas bile bedenlerini yakmaya yeterdi.
Bu yüzden bütün saray onu pencerelerden izliyordu.
Kuzey kulesindeki camlardan…
Batı koridorlarından…
Yemek salonunun yüksek pencerelerinden…
Her yerden gözler ona çevriliyordu.
Jade bazen bunun farkında değilmiş gibi davranıyordu.
Ama farkındaydı.
Herkes ona bakıyordu.
Herkes onu izliyordu.
Ve herkes aynı şeyi düşünüyordu.
“Prenses farklı.”
“Prenses özel.”
“Prenses korkutucu.”
Bu son düşünce canını yakıyordu.
Çünkü insanlar onu seviyordu.
Ama aynı zamanda korkuyorlardı.
Jade bunu biliyordu.
Bir kelebeğin peşinden yürürken aniden durdu.
Zihnine yeni düşünceler dolmuştu.
Mutfaktaki aşçı…
Koridordaki hizmetçi…
Doğu kapısındaki muhafız…
Düşünceler birbirine karışıyordu.
Başını tuttu.
Son zamanlarda bu daha sık olmaya başlamıştı.Sanki güçleri büyüdükçe insanların zihinleri ona daha yüksek sesle ulaşıyordu.
Bir anda dizlerinin üzerine çöktü.
Nefesi hızlandı.
“Durun…”
fısıldadı.
“Ne olur durun…”
Ama düşünceler durmadı.
Tam tersine çoğaldı.
Yüzlerce ses…
Yüzlerce duygu…
Yüzlerce anı…
Hepsi aynı anda zihnine doluyordu.
Tam o sırada tanıdık bir el omzuna dokundu.
Sesler kesildi.
Bir anda.
Tamamen.
Jade başını kaldırdı.Victor karşısında duruyordu.Kalın siyah pelerinine rağmen yüzündeki endişe gizlenemiyordu.
“Küçük yıldız.”
Jade derin bir nefes aldı.Sesler kaybolmuştu.Babası her zaman böyleydi.
Yanında olduğunda her şey daha kolay oluyordu.
Victor diz çöktü.
“Kötüleşiyor mu?”
Jade birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
“Evet.”
Victor’un yüzü gerildi.
“Ne kadar?”
“Artık daha fazla insanı duyabiliyorum.”
Victor gözlerini kapattı.
Tam da korktuğu şey oluyordu.
Yedi yıldır Jade’in güçleri yavaş yavaş gelişiyordu.
Ama son birkaç ayda değişim hızlanmıştı.
Ve Victor bunun nedenini bilmiyordu.
Ya da bilmek istemiyordu.
Çünkü zihninin derinliklerinde bir ihtimal vardı.
Liz.
Onun gelişiyle başlayan değişim.
Onun gelişiyle artan vizyonlar.
Onun gelişiyle güçlenen sezgiler.
Victor henüz bunu kabul etmeye hazır değildi.Ama artık görmezden de gelemiyordu.
Aynı saatlerde sarayın en eski bölümünde Alaric tek başına oturuyordu.Kraliyet kütüphanesi sessizdi.Yüzlerce mum ışığı rafların arasındaki gölgeleri aydınlatıyordu.Eski kitapların kokusu havaya karışmıştı.Alaric’in önünde açık duran kitap ise diğerlerinden farklıydı.Deri kapağı çatlamıştı.Sayfaları neredeyse parçalanacak kadar eskiydi. Kitabın adı yoktu.Çünkü yasaklanmıştı.Yüzyıllar önce.Alaric dikkatle bir sayfayı çevirdi.
Karşısına çıkan çizim yüzünden nefesi durdu.
Bir kadın.
Altın sarısı saçlar.
Solgun ten.
Keskin gözler.
Liz.
Yine Liz.
Ama bu kayıt tam üç yüz kırk yıl öncesine aitti.
Alaric ellerinin titrediğini hissetti.
Bu mümkün değildi.
Hiçbir vampir bu kadar uzun yaşamazdı.
Yaşıyor olsa bile görünüşü değişirdi.
Ama burada değişen hiçbir şey yoktu.
Kadın aynıydı.
Tamamen aynı.
Sanki zaman ona dokunmamıştı.
Alaric sayfanın altındaki notları okumaya başladı.
Ve okudukça yüzündeki renk çekildi.
Çünkü notlarda tek bir cümle yazıyordu:
“Ölümü reddeden kadın.”
Alaric’in (Saray danışmanı ) boğazı kurudu.
İlk kez gerçekten korktuğunu hissetti.
Çünkü Liz yalnızca gizemli biri olmayabilirdi.
Belki de çok daha tehlikeli bir şeydi…
Alaric’in boğazı kurudu.
İlk kez gerçekten korktuğunu hissetti.
Çünkü Liz yalnızca gizemli biri olmayabilirdi.
Belki de çok daha tehlikeli bir şeydi.
Yaşlı danışman kitabı hızla kapattı.
Yıllardır sarayın sırlarını korumuştu.
Binlerce kayıt incelemişti.
Fakat bu kadar rahatsız edici bir şeyle karşılaşmayalı uzun zaman olmuştu.
Ayağa kalktı.
Kütüphanenin en üst katına çıkan dar taş merdivenlere yöneldi.
Burası sarayın bile unuttuğu bir bölümdü.
Çok az kişi bu rafların varlığını biliyordu.
Burada yalnızca yasaklanmış kayıtlar saklanıyordu.
Eski kehanetler…
Lanetler…
Unutulmuş savaşlar…
Ve silinmeye çalışılmış isimler…
Alaric mumunu kaldırarak rafların arasında ilerledi.
Sonunda aradığı bölüme ulaştı.
Tozlu kitaplardan birini çekti.
Kitap açılır açılmaz içinden eski bir parşömen düştü.
Alaric eğilip onu aldı.
Parşömenin üzerinde tek bir sembol vardı.
Hilal şeklinde siyah bir ay.
Tam ortasında ise kırmızı bir damla.
Alaric’in gözleri büyüdü.
Bu sembolü daha önce görmüştü.
Ama çok uzun zaman önce.
Victor’un babasının döneminde.
Çocukluğunda.
Ve o sembol her zaman aynı şeyle ilişkilendirilmişti.
Ölümsüzlük.
⸻
O sırada Jade odasına dönmüştü.
Baş ağrısı hâlâ devam ediyordu.
Pencerenin önüne oturdu.
Aşağıdaki bahçeyi izlemeye başladı.
Güneş yavaş yavaş batıyordu.
Gökyüzü turuncu ve kırmızı renklere boyanmıştımBu manzarayı seviyordu.
Çünkü gündüz ile gecenin buluştuğu an ona kendisini hatırlatıyordu.
İki dünyanın arasında kalmış bir çocuk…
Ne tamamen insan…
Ne tamamen vampir…
Birden gözleri ağırlaştı.
Yorgun olduğunu düşündü.
Ama bu normal bir yorgunluk değildi.
O tanıdık his yeniden gelmişti.
Bir vizyon…
Her şey kararmaya başladı.Odası kayboldu.
Duvarlar silindi.
Yerini başka bir görüntü aldı.
Bu kez kendisini sarayın içinde gördü.Ama saray farklıydı.Koridorlarda kan vardı.Duvarlar yanıyordu. Pencereler kırılmıştı.Çığlıklar yankılanıyordu.
Jade korkuyla etrafına baktı.
Sonra bir şey gördü.
Kütüphanenin kapısı.
Kapı açıktı.
İçeriden kırmızı bir ışık yayılıyordu.
Jade istemsizce kapıya doğru yürüdü.
Kalbi hızla çarpıyordu.
İçeri girdiğinde yerde yatan birini gördü.
Alaric.
Yaşlı danışman hareketsizdi.
Etrafında dağılmış kitaplar vardı.
Ve göğsünün üzerinde derin bir yara…
Jade nefesini tuttu.
Hayır…” diye fısıldadı.
Tam o sırada bir gölge hareket etti.
Kütüphanenin karanlık köşesinde biri duruyordu Yüzü görünmüyordu.
Ama gözleri görünüyordu.
Parlak kırmızı gözler.
Gölge yavaşça Jade’e döndü.
Ve gülümsedi.
Bir sonraki anda vizyon parçalandı.
Jade çığlık atarak gerçek dünyaya döndü.
Nefes nefeseydi.
Yatağından düşmüştü.
Elleri titriyordu.
Bu şimdiye kadar gördüğü en korkunç vizyondu. Çünkü ilk kez kalbi ağzında atıyordu
⸻
Aynı gece Victor çalışma odasında oturuyorduMum ışıkları odanın karanlığında titriyordu.Kapı sertçe açıldı.
Victor hemen ayağa kalktı.Karşısında Jade vardı.Yüzü bembeyazdı.
“Jade?”
Küçük kız nefes nefeseydi.
“Baba…”
Victor hızla yanına geldi.
“Ne oldu?”
Jade’in gözleri doldu.
“Alaric ölecek.”
Oda sessizliğe gömüldü.
Victor’un yüzündeki ifade dondu.
“Ne dedin?”
“Onu gördüm.”
Victor’un kalbi sıkıştı.Çünkü daha önce Jade’in gördüğü hiçbir vizyon tamamen yanlış çıkmamıştı.
Bazen eksik olmuştu.
Bazen anlamları sonradan ortaya çıkmıştı.
Ama tamamen yanlış olmamışlardı.
Victor kızının omuzlarına tuttu.
“Nerede gördün?”
“Kütüphanede.”
Victor birkaç saniye düşündü.Sonra hemen muhafızları çağırdı.Dakikalar sonra sarayın yarısı alarma geçmişti.
Kütüphanenin çevresine muhafızlar yerleştirildi.Kapılar kilitlendi.Pencereler kontrol edildi.Ama hiçbir şey bulunamadı.Hiçbir tehdit.Hiçbir saldırgan.Hiçbir iz.
Bu durum Victor’u rahatlatmak yerine daha da huzursuz etti.Çünkü görünmeyen düşmanlar her zaman daha tehlikeliydi.
⸻
Gece yarısına doğru Liz odasındaydı.
Pencerenin önünde durmuş ayı izliyordu.
Dolunay gökyüzünde parlak bir şekilde asılıydı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra arkasındaki karanlığa konuştu.
“Demek başladı.”
Odadan başka bir ses geldi.
Derin ve boğuk bir ses.
“Güçleri beklediğimizden hızlı büyüyor.”
Liz başını salladı.
“Evet.”
“Geleceği görmeye başladı.”
Liz’in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Peki ya kral?”
“Kızına güveniyor.”
Liz hafifçe güldü.
“Bu onun en büyük zayıflığı olacak.”
Sessizlik çöktü.
Birkaç saniye sonra karanlıktaki ses yeniden konuştu.
“Ya çocuk gerçeği öğrenirse?”
Liz’in yüzündeki ifade değişti.
İlk kez gözlerinde tehlikeli bir parıltı oluştu.
“O zaman öğrenmeden önce durdururuz.”
Odanın içindeki gölgeler sanki onun sözleriyle hareket etmiş gibi titreşti.
Ve sarayın başka bir yerinde, yatağında uyumaya çalışan Jade aniden gözlerini açtı.
Çünkü ilk kez…
Birinin kendisinden korktuğunu değil…
Kendisini öldürmeyi düşündüğünü hissetmişti.