
BÖLÜM 3
GÖLGELERİN FISILTISI
Aradan yedi yıl geçmişti.
Drogomir Sarayı’nın yüksek kuleleri hâlâ aynı ihtişamla gökyüzüne uzanıyordu. Siyah taşlardan örülmüş duvarlar, geceleri ay ışığını emiyormuş gibi görünüyordu. Sarayın çevresindeki ormanlar ise yüzyıllardır olduğu gibi sessiz ve gizemliydi.
Ancak değişen bir şey vardı.
Jade Drogomir artık bir bebek değildi.
Yedi yaşındaki genç kız, yaşına göre oldukça uzun boylu görünüyordu. Beline kadar uzanan koyu siyah saçları vardı. Gözleri ise hâlâ doğduğu gündeki gibi altın ve kızıl arasında değişen tuhaf bir ışık taşıyordu.
Saraydaki herkes ondan saygıyla bahsediyordu.Ama aynı zamanda korkuyorlardı.Çünkü yıllar geçtikçe Jade’in güçleri büyümeye devam etmişti.Artık yalnızca insanların geçmişlerini görmüyordu.Bazen onların düşüncelerini de duyuyordu.Ve bu durum her geçen gün daha da zorlaşıyordu.O sabah eğitim salonunda otururken bunun ne kadar yorucu olduğunu bir kez daha hissetti.Önünde açık duran tarih kitabına bakıyordu.Öğretmeni Lord Sebastian ona krallıkların tarihini anlatıyordu.Fakat Jade öğretmenin söylediklerine odaklanamıyordu.Çünkü kafasının içinde başka sesler vardı.
“Bugün yine hata yaparsam kovulurum…”
“Majestelerinin karşısına çıkmak istemiyorum…”
“Keşke eve daha erken dönebilsem…”
Jade gözlerini sıkıca kapattı.Sesler kesilmedi.Tam tersine çoğaldı.Koridordan geçen hizmetçilerin düşünceleri.Avludaki muhafızların düşünceleri.Mutfaktaki aşçıların düşünceleri.Hepsi aynı anda zihnine doluyordu.
“Yeter…”diye fısıldadı.
Lord Sebastian kaşlarını çattı.
“Bir şey mi söylediniz Prenses?”
Jade hemen başını kaldırdı.
“Hayır efendim.”
Ama sesi titriyordu.
Sebastian bunu fark etti.
Son yıllarda Victor’un emriyle yalnızca en güvendiği insanlar Jade’e yaklaşabiliyordu.
Çünkü kral kızının farklı olduğunu biliyordu.
Fakat ne kadar farklı olduğunu yalnızca Victor biliyordu.
⸻
Aynı saatlerde Victor çalışma odasında eski belgeleri inceliyordu.Masanın üzerinde açılmış onlarca kitap vardı.Son yedi yıldır yaptığı tek şey buydu.
Araştırmak.
Öğrenmek.
Kızını anlamaya çalışmak.Ama her cevap yeni sorular doğuruyordu.
Kapı çalındı.
“Majesteleri.”
Alaric ( Yaşlı Saray danışmanı)içeri girdi.
Victor başını kaldırmadan konuştu.
“Ne oldu?”
“Prenses yine sesleri duyuyor.”
Victor’un eli durdu.
Bu son aylarda sık yaşanmaya başlamıştı.Başlangıçta yalnızca dokunduğu insanların düşüncelerini hissediyordu.Şimdiyse dokunmasına bile gerek kalmıyordu.Saraydaki herkesin zihni bazen ona ulaşabiliyordu.Victor sandalyesine yaslandı.
“Ne kadar sürdü?”
“Bu sabah yaklaşık bir saat.”
Victor gözlerini kapattı.
Durum düşündüğünden daha hızlı ilerliyordu.Ders bittiğinde Jade doğruca sarayın bahçesine gitti.Burası kendisini huzurlu hissettiği tek yerdi.İnsanlardan uzak olduğunda sesler azalıyor, düşünceler sessizleşiyordu.Bahçenin ortasındaki eski meşe ağacının altına oturdu.Derin bir nefes aldı.
Ve sonunda sessizlik…
İlk kez gün boyunca huzur hissedebildi. Fakat tam o sırada bir şey oldu.Elini çimenlerin üzerine koyduğu anda gözlerinin önünde görüntüler belirdi.Daha önce hiç yaşamadığı kadar güçlü bir vizyondu.
Bir savaş gördü.Fakat bu geçmiş değildi.
Henüz yaşanmamıştı.Gökyüzü kıpkırmızıydı. Drogomir Sarayı yanıyordu.Kuleler yıkılıyordu.İnsanlar kaçışıyordu.Çığlıklar yükseliyordu.Sonra görüntü değişti.Taht salonunu gördü.Babasını gördü.Victor Drogomir dizlerinin üzerine çökmüştü.Göğsünden kan akıyordu.Karşısında duran kişinin yüzü görünmüyordu.Yalnızca elindeki kılıç seçilebiliyordu.
Jade nefesini tuttu.
“Hayır…”
Görüntü daha da netleşti.
Victor yere düştü.
Taç mermer zemine yuvarlandı.Ve her şey karanlığa gömüldü.
Jade çığlık atarak gözlerini açtı.Nefes nefeseydi.Elleri titriyordu.Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.Bu diğer vizyonlara benzemiyordu.Bu kadar net olmamıştı.Bu kadar gerçek hissettirmemişti.Ve en korkuncu…İlk kez gördüğü şeyin geleceğe ait olduğundan emindi.O gece yemek salonunda sessizdi.Victor kızındaki değişikliği hemen fark etti.
“Bir şey mi oldu?”
Jade başını kaldırdı.
Bir an tereddüt etti.
Sonra konuştu.
“Baba…”
Victor dikkat kesildi.
“Kötü bir şey gördüm.”
Salondaki bütün hizmetçiler sessizleşti.Jade’in gördüğü şeyler sıradan şeyler değildi.Victor elindeki kadehi bıraktı.
“Ne gördün?”
Jade’in boğazı düğümlendi.
“Bilmiyorum.”
Bu yalandı.Ama söylemeye cesaret edemedi.Çünkü gördüğü şey babasının ölümüydü.Ve bunu yüksek sesle söylemek istemiyordu.Victor uzun süre kızına baktı.Bir şey sakladığını anlamıştı.
Fakat zorlamadı.Yalnızca ayağa kalktı.
Jade’in yanına geldi.Omzuna elini koydu.
“Ne olursa olsun yalnız değilsin.”
Jade başını salladı.Ama içinde büyüyen korku dinmiyordu.Çünkü ilk kez güçlerinden korkmuştu.İlk kez onların yalnızca bir hediye olmadığını anlamıştı.
Belki de kehanet doğruydu.Belki de onun kaderi yalnızca geçmişi görmek değildi.Belki de geleceği değiştirmek için doğmuştu.Fakat henüz bilmediği bir şey vardı.O gece gördüğü vizyon yalnızca bir başlangıçtı.Çünkü çok yakında Drogomir Sarayı’na biri gelecekti.Ve o kişinin gelişiyle birlikte Jade’in hayatı sonsuza dek değişecekti. Yemekten sonra Jade doğruca sarayın bahçesine gitti.
Burası kendisini huzurlu hissettiği tek yerdi.Ve aynı zamanda yalnız kalabildiği tek yerdi.Çünkü Drogomir Sarayı’nda güneş ışığına çıkabilen tek kişi oydu.Yarı insan yarı vampir olarak dünyaya gelmişti.İnsan tarafı ona gündüzün sıcaklığını armağan etmişti.Vampir tarafı ise gecenin gücünü.Victor dahil saraydaki bütün vampirler gün ışığından uzak durmak zorundaydı. En küçük bir temas bile bedenlerini yakmaya yetiyordu. Birkaç dakika içinde küle dönüşebilirlerdi.Bu yüzden sarayın bahçeleri gün boyunca yalnızca Jade’e aitti.Genç kız mermer basamaklardan aşağı inerken onlarca pencerenin arkasında hareketlenmeler oldu.Hizmetçiler perdelerin arasından ona bakıyordu.Muhafızlar yüksek kulelerden onu izliyordu.Saray çalışanları işlerini bırakıp kısa süreliğine pencerelere yöneliyordu.Bahçede dolaşan küçük kız onlar için bir mucize gibiydi.Bazıları onun kutsandığına inanıyordu.Bazıları ise tanrıların gönderdiği bir işaret olduğuna.Ama hepsinin ortak bir duygusu vardı.
Hayranlık.Ve korku.
Jade bunu hissedebiliyordu.
Pencerelerin ardından gelen düşünceler bazen zihnine ulaşıyordu.
“Ne kadar da annesine benziyor…”
“Bir gün kraliçe olacak.”
“Onun gözlerine bakınca ürperiyorum.”
“Gerçekten bizim gibi mi?”
Jade başını kaldırdı.
Kuzey kulesinin en yüksek penceresine baktı.
Orada Victor duruyordu.Babası onu izliyordu.
Sanki gözlerini üzerinden çekerse başına bir şey gelecekmiş gibi.Victor’un yüzünde sevgi vardı.Gurur vardı.Ama Jade’in son yıllarda fark etmeye başladığı başka bir duygu daha vardı.Endişe.
Victor kızını seviyordu.Belki dünyadaki her şeyden çok seviyordu.Ama aynı zamanda onun neye dönüşeceğinden korkuyordu.Jade bunu hissedebiliyordu.Küçük kız başını gökyüzüne kaldırdı.Bulutların arasından süzülen güneş ışıkları yüzünü aydınlattı.Sıcaklık tenine dokundu.Sarayın yüzlerce yıllık tarihinde hiçbir Drogomir bunu hissedememişti.
Ne Victor.
Ne ataları.
Ne de saraydaki diğer vampirler.
Bu duygu yalnızca ona aitti.
Ve bazen Jade kendisini ne insanlara ne de vampirlere ait hissediyordu.
İki dünyanın ortasında kalmış gibiydi.
Ve babası hakkında gördüğü vizyon onu çok rahatsız etmişti….