
BÖLÜM 21 — ÇATLAKLAR
Rovan’ın ölümünün üzerinden üç gün geçmişti.
Üç gün boyunca sarayda hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.
Koridorlarda artık ikişerli devriye gezen muhafızlar vardı.
Gece nöbetleri artırılmıştı.
Kapılar iki kez kontrol ediliyor, kulelerdeki nöbetçiler sürekli değiştiriliyordu.
Victor verdiği emrin arkasında durmuştu.
Kimse onun kadar öfkeli değildi.
Ama öfkesi bir kişiye yönelmemişti.
O sadece katili bulmak istiyordu.
Jade ise farklı düşünüyordu.
Üç gündür aynı soruyla uğraşıyordu.
Rovan’ı öldüren gölge kimdi?
Neden yüzü yoktu?
Neden onu seçmişti?
Ve en önemlisi…
Neden o fısıltı hâlâ kulaklarında yankılanıyordu?
“Sadakat… bazen yanlış kişiye olur.”
O sabah Jade kütüphaneye girdiğinde Alaric yine kitapların arasındaydı.
Masanın üzerinde onlarca eski kayıt duruyordu.
Jade yaklaşınca yaşlı adam başını kaldırdı.
“Uyumadın.”
Jade hafifçe omuz silkti.
“Sen de.”
Alaric’in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Haklısın.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Jade doğrudan konuya girdi.
“Rovan’ın ölümü tesadüf değil.”
“Hayır.”
“Kayz da değil.”
“Hayır.”
Jade derin bir nefes aldı.
“Sence Liz biliyor mu?”
Bu soru havada asılı kaldı.
Alaric hemen cevap vermedi.
Kapalı pencereye baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bilmiyorum.”
Jade kaşlarını çattı.
“Bu ilk kez net konuşmaman.”
Alaric başını kaldırdı.
“Çünkü elimde kanıt yok.”
“Kuşku başka şeydir.”
“Gerçek başka.”
Jade sessizleşti.
Ama içindeki his kaybolmamıştı.
O sırada eğitim avlusunda Kayz çalışıyordu.
Rovan’ın ölümünden sonra eğitimler durmamıştı.
Tam tersine…
Muhafızlar ona daha sert davranmaya başlamıştı.
Açıkça değil.
Ama hissediliyordu.
Bazıları ona mesafeli davranıyordu.
Bazıları fısıldıyordu.
Bazıları ise onu izliyordu.
Kayz bunların hiçbirine cevap vermedi.
Sadece çalışmaya devam etti.
Bir hamle.
Bir dönüş.
Bir savunma.
Sonra tahta kılıcı elinden düştü.
Karşısındaki muhafız başını salladı.
“Tekrar.”
Kayz kılıcı aldı.
Hiç itiraz etmedi.
O sırada avluya Victor girdi.
Bütün muhafızlar durdu.
Victor bir süre eğitimleri izledi.
Sonra doğrudan Kayz’a baktı.
“Devam et.”
Kayz yeniden pozisyon aldı.
Muhafız saldırdı.
Bu kez daha hızlı.
Daha sert.
Ama Kayz geri çekilmedi.
Hamleyi karşıladı.
Dengeyi bozdu.
Ve rakibini yere düşürdü.
Avlu sessizleşti.
Victor’un yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet oluştu.
Yanındaki komutan konuştu.
“Çabuk öğreniyor.”
Victor gözlerini Kayz’dan ayırmadı.
“Hayır.”
“Dinliyor.”
Bu cevap komutanı şaşırtmıştı.
Ama Victor başka bir şey söylemedi.
Üst kattaki balkondan Liz onları izliyordu.
Kayz.
Yine Kayz.
Jade son günlerde onunla daha çok vakit geçiriyordu.
Victor ona güvenmeye başlamıştı.
Muhafızlar bile yavaş yavaş onu kabul ediyordu.
Bu hoşuna gitmiyordu.
Hiç hoşuna gitmiyordu.
Çünkü yalnız insanlar daha kolay yönlendirilirdi.
Jade artık yalnız değildi.
Akşam olduğunda Jade sarayın iç bahçesinde oturuyordu.
Kar hafif hafif yağıyordu.
Bir süre sonra yanına Kayz geldi.
Elinde iki sıcak içecek vardı.
Birini uzattı.
Jade gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
Kayz başını salladı.
Sonra yanına oturdu.
Sessizlik rahatsız edici değildi.
İlk konuşan Jade oldu.
“İnsanlar sana garip davranıyor.”
Kayz omuz silkti.
“Anlıyorum.”
“Rahatsız olmuyor musun?”
Kayz karla kaplı avluya baktı.
Bir süre düşündü.
“Rovan iyi bir adamdı.”
“Onun ölümüne üzülüyorlar.”
“Ya seni suçlarlarsa?”
Bu kez Kayz Jade’e baktı.
“Sence suçlu muyum?”
Jade hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır.”
Kayz’ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Öyleyse yeter.”
Jade istemsizce güldü.
Belki de Kayz’ın en garip yanı buydu.
Bazen kendi yaşındaki çocuklardan çok daha büyük konuşuyordu.
Uzakta, sütunların arasından onları izleyen biri vardı.
Liz.
Yüzünde her zamanki kusursuz gülümseme vardı.
Ama gözleri soğuktu.
Ve ilk kez içinden geçen düşünce gerçekten tehlikeliydi.
Bu çocuk gitmeli.
Çünkü Kayz’ın saraya gelişi bir tesadüf değildi.
Henüz kimse bilmiyordu.
Victor bilmiyordu.
Jade bilmiyordu.
Kayz bile bilmiyordu.
Ama kader…
Onu çok uzun zaman önce seçmişti.
Ve kader seçtiği insanları kolay kolay bırakmazdı.
Gece sarayın üzerine sessizce çökmüştü.
Koridorlardaki meşaleler loş ışıklar saçıyor, dışarıda yağan kar pencerelere hafifçe vuruyordu.
Victor çalışma odasında değildi.
Son zamanlarda devlet işleri o kadar birikmişti ki evrakları doğrudan kraliyet dairesine, yatak odasındaki çalışma masasına taşıtmıştı.
Masanın üzeri belgelerle doluydu.
Vergi raporları…
Sınır karakollarından gelen yazılar…
Ticaret anlaşmaları…
Ve cevaplanmayı bekleyen onlarca mektup.
Victor önündeki evrakları incelerken kapı sessizce açıldı.
Liz içeri girdi.
Victor başını kaldırmadı.
“Geç oldu.”
Liz hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
Yavaş adımlarla yanına geldi.
Sonra Victor’un arkasında durdu.
Kollarını omuzlarının etrafına doladı.
Başını hafifçe omzuna yasladı.
Victor çalışmayı bırakmadı.
Ama yüzü yumuşamıştı.
“Yoruldun.”
dedi Liz.
Victor kısa bir nefes verdi.
“Biraz.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Liz bekledi.
Her zamanki gibi.
Önce güven…
Sonra yönlendirme.
“Bu akşam Jade’i gördüm.”
dedi yumuşak bir sesle.
Victor gözlerini evraktan ayırmadı.
“Öyle mi?”
“Bahçedeydi.”
“Evet.”
“Yalnız değildi.”
Victor sonunda başını kaldırdı.
“Kayz ileydi.”
Liz’in gözlerinde kısa bir parıltı oluştu.
İşte konuya gelmişlerdi.
“Evet.”
“Oldukça yakın görünüyorlardı.”
Victor tekrar evraklarına döndü.
“İyi.”
Bu cevap Liz’in beklediği cevap değildi.
“Kızınla çok fazla vakit geçiriyor.”
dedi dikkatlice.
Victor kalemini bıraktı.
“Ve?”
Liz sesini biraz daha yumuşattı.
“Jade bir prenses.”
“Kayz ise…”
Sözünü yarıda bıraktı.
Victor kaşını kaldırdı.
“Kayz ise ne?”
Liz hemen geri çekildi.
“Yanlış anlama.”
“Ben sadece dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum.”
Victor birkaç saniye onu izledi.
Sonra sandalyesinde geriye yaslandı.
“Liz.”
Sesi sakindi.
Ama kararlıydı.
“Jade uzun zamandır kendi yaşında biriyle arkadaşlık kurmadı.”
Liz sustu.
Victor devam etti.
“İyi anlaşmaları beni mutlu ediyor.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Kayz çok akıllı bir çocuk.”
Victor’un yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
“Ve oldukça efendi.”
“Saygılı.”
“Dürüst.”
“Bunlar günümüzde kolay bulunan özellikler değil.”
Liz’in gülümsemesi yüzünde kaldı.
Ama içindeki öfke yavaş yavaş büyüyordu.
Çünkü Victor tam tersine gidiyordu.
Onu uzaklaştırmak yerine…
Kayz’a daha fazla değer vermeye başlamıştı.
Victor yeniden belgelerine döndü.
“Üstelik…”
dedi sakin bir sesle.
“Jade son zamanlarda daha fazla gülümsüyor.”
Bu cümle Liz’in hoşuna gitmedi.
Hiç.
“Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
Liz başını hafifçe salladı.
“Elbette.”
Yüzünde kusursuz bir gülümseme vardı.
Ama Victor önündeki evraklara döndüğünde o gülümseme yavaşça kayboldu.
Gözleri karardı.
İçinden tek bir düşünce geçti.
Senin düşündüğünden çok daha tehlikeli Victor.
Ve bunu fark ettiğinde çok geç olacak.
Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu.
Bahçede ise Jade ve Kayz hâlâ sohbet ediyordu.
Hiçbiri bilmiyordu…
Sarayın içinde birileri onları ayırmaya çalışıyordu.
Ve bu daha sadece başlangıçtı.