İçeriğe geç

JADE DROGOMIR

Bölüm 22 · 6 dk okuma

JADE DROGOMIR

Bölüm 22

KIRILAN GÖLGELER 22

BÖLÜM 22 — “KIRILAN GÖLGELER”

Rovan’ın ölümünün üzerinden günler geçmişti.

Saray dışarıdan bakıldığında hâlâ düzenliydi. Koridorlar temiz, salonlar kusursuz, hizmetkârlar görevlerini eksiksiz yerine getiriyordu.

Ama içeride bir şey değişmişti.

Adı konulamayan bir sessizlik vardı.

Sanki herkes aynı gerçeği hissediyor ama kimse konuşmuyordu.

Ve bu sessizlik, her geçen gün daha da ağırlaşıyordu.

⸻

Jade son günlerde neredeyse tüm zamanını kütüphanede geçiriyordu.

Alaric ile birlikte eski metinleri, yasaklı kayıtları ve özellikle Ay Kapısı’na dair parçalanmış kehanetleri inceliyorlardı.

Masanın üzeri kitaplarla doluydu.

Tozlu sayfalar, silinmiş semboller, yarım kalmış cümleler…

Jade bir sayfada durdu.

“O gölgeyi daha önce gören olmuş mu?”

Alaric sayfayı çevirdi.

“Şimdilik net bir kayıt yok.”

Jade derin bir nefes aldı.

“Bulacağız.”

Alaric kısa bir an baktı.

“Zaten o yüzden buradayız.”

⸻

Kapı açıldı.

Kayz içeri girdi.

Sakin adımlarla.

Ne acele vardı ne panik.

Ama gözleri dikkatliydi.

Son günlerde Jade ve Alaric’in sürekli bu kütüphanede birlikte olduğunu fark ediyordu.

Ve bu durum onda sadece merak değil, derin bir huzursuzluk bırakıyordu.

Masaya yaklaştı.

“Bir sorun mu var?” dedi.

Jade bir an duraksadı.

Alaric’e baktı.

Çok kısa bir bakıştı.

Kayz bunu gördü.

Ama yorum yapmadı.

Jade başını salladı.

“Hayır.”

Ama sesi fazla hızlıydı.

İnandırıcı değildi.

Sessizlik uzadı.

⸻

Tam o sırada bir saray görevlisi içeri girdi.

“Prenses Jade.”

“Majesteleri sizi akşam yemeğine davet ediyor.”

Jade kısa bir an durdu.

“Şimdi mi?”

“Emirleri bu yönde.”

Jade başını salladı.

“Tamam.”

Kayz’a döndü.

“Gitmem gerekiyor.”

Kayz başını eğdi.

“Elbette.”

Ama bakışı Jade’de biraz daha uzun kaldı.

Sanki bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.

Ama ısrar etmedi.

⸻

Jade çıktı.

Koridorlar sessizdi.

Ama bu sessizlik normal değildi.

Jade artık sarayda sadece sesleri değil, insanların zihinsel fısıltılarını da hissediyordu.

“Bugün farklı…”

“Kraliçe çok sessiz…”

“Bir şey olacak…”

“Prenses değişti…”

Jade adımlarını hızlandırdı.

Ama asıl ağırlık dışarıda değil, içindeydi.

⸻

Akşam yemeğinden sonra Jade sarayda yürürken huzursuzluk geçmedi.

Victor iyi görünüyordu ama Jade’in içinde açıklayamadığı bir sıkışma vardı.

Bu yüzden kütüphaneye gitmeye karar verdi.

Ama yol üzerinde Kraliçe Liz’in dairesinin önünden geçerken durdu.

Kapı aralığından morumsu bir ışık sızıyordu.

Ve içeriden sesler geliyordu.

Jade yaklaştı.

Duydu.

Liz’in sesi:

“Geciktim… ama kontrol hâlâ bende.”

Soğuk, hesaplı.

Sonra başka bir ses.

Derin, boşluk gibi:

“Kontrol dediğin şey… çoktan çatladı.”

Jade’in nefesi kesildi.

Bir adım daha yaklaştı.

Liz:

“Çocuklar birbirine yaklaşıyor. Özellikle o çocuk…”

Gölge:

“Kayz…”

Jade’in kalbi sertçe vurdu.

Liz:

“Onu saraya almamalıydınız.”

Gölge:

“Bu bir hata değil. Ama sonuçları var.”

Sessizlik.

Sonra tek cümle:

“Kan ve Ay’ın Çocuğu güçleniyor.”

Jade dondu.

Bu kelime artık bir isim değil, bir kaderdi.

Liz:

“Onları ayıracağım.”

Gölge:

“Çabuk ol.”

“Yoksa çok geç olacak.”

⸻

Jade geri çekildi.

Koşmaya başladı.

Nefesi düzensizdi.

Koridorlar bulanıklaştı.

Kalbi çok hızlı atıyordu.

Zihninde tek cümle vardı:

“Kan ve Ay’ın Çocuğu…”

⸻

Kütüphaneye kapıyı sertçe açtı.

“Alaric nerede?!”

Sesi titriyordu.

Ama içeride Alaric yoktu.

Sadece Kayz vardı.

Kayz hemen ayağa kalktı.

Sakin ama dikkatliydi.

“Jade… ne oldu?”

Jade nefes nefeseydi.

“Alaric’i bulmam gerekiyor.”

Alaric içeri girdi.

Bir adım attı ve durdu.

Karşısındaki manzarayı gördü:

Jade sandalyede oturuyordu.

Nefesi düzensizdi, yüzü solgundu.

Kayz onun önünde diz çökmüş, ellerini tutuyordu.

Alaric birkaç saniye sustu.

“Çocuklar…”

“Neler oluyor”

Kayz başını kaldırdı.

“Telaşlı bir şekilde seni arıyordu”

Jade hemen ayağa kalktı
Sesi titriyordu ve yutkundu
“Aleric”
“Ben bişeyler duydum”

Aleric meraklı bir bakışla
“Ne duydunuz prensesim”

Jade derin bir nefes aldı.

“Akşam…”

“Liz’in odasının önünden geçiyordum…”

“İçeriden sesler geliyordu.”

Durdu.

Yutkundu.

“Liz konuşuyordu.”

“Birisiyle…”

Kayz Jade için endişeliydi gözlerini ayırmadan dinliyordu

Alaric tek kelime etmedi.

Jade devam etti.

“Bir gölge vardı.”

“Ve…”

Bir an sustu.

“Kan ve Ay’ın Çocuğu dediler.”

Oda sessizleşti.

Alaric’in ifadesi değişmedi ama gözleri sabitlendi.

“Bunu birebir mi duydun?”

Jade başını salladı.

“Evet.”

Kayz bu kez sordu.
“Liz senden ne istiyor”

Alaric bir an sustu.

Sonra Jade’e baktı.

Ardından Kayz’a.

“Liz sanırım artık harekete geçmeye hazırlanıyor bu hiç değil”

Sesizlik uzadı ve Aleric devam etti
“Bunu ciddiye almalıyız”

Ama jade aynı zamanda Liz’in Kayz hakkında söylediklerinden de endişeliydi ve daralan ruh hali ile birlikte

Alaric’in söylediği cümleler hâlâ odada asılıydı.

“Bunu ciddiye almalıyız.”

Sessizlik uzadı.

Jade bir süre olduğu yerde kaldı.

Sonra yavaşça nefes verdi.

“Burada kalamayacağım.”

dedi.

Sesi yorgundu ama kararlıydı.

Kayz başını kaldırdı.

“Ne yapacaksın?”

Jade gözlerini kaçırdı.

“Biraz hava almalıyım.”

Kısa bir duraksama oldu.

Sonra ekledi:

“Bahçeye çıkacağım.”

Kayz hemen cevap vermedi.

Sadece onu izledi.

Jade ayağa kalktı.

“Sen de gelmek zorunda değilsin.”

dedi.

“Sana da dinlenmek iyi gelir.”

⸻

Kayz yavaşça sandalyesinden kalktı.

Hiç acele etmedi.

“Ben iyiyim.”

dedi.

Sonra kısa bir bakış attı.

“Sen tek gitme.”

⸻

Jade bir an sustu.

İtiraz etmek istedi ama etmedi.

Başını hafifçe salladı.

“Tamam.”

⸻

İkisi birlikte kütüphaneden çıktılar.

Koridor sessizdi.

Adımları yankılanıyordu.

Hiç konuşmadılar.

⸻

Sarayın büyük kapısından bahçeye çıktıklarında hava daha ağırdı.

Gökyüzü tamamen kapalıydı.

Ne yıldız vardı…

Ne ay…

Sanki gece bile net değildi.

Jade bir an durdu.

Etrafa baktı.

Ve taş banka oturdu

kafası dolu gibiydi tüm duydukları ona artık çok ağır gelmeye başlamıştı

kayz da yanına oturdu ve bakışları Jade in üzerindeydi

ve sordu

“Jade gerçekten iyi misin”

Jade Kayz a doğru döndü

“Sanırım bunu bende bilmiyorum “

“Bazen hiçbir şey düşünmek istemiyorum.”

Kayz başını çevirdi.

Ama sözünü kesmedi.

Jade devam etti.

“Bugün öğrendiklerim…”

“Fazla “ dedi ve başını öne eğdi

Kayz ise kendinden emin bir şekilde

“Jade herşeyi tek başına çözemezsin bak ben burdayım bana anlatabilirsin ben her zaman yanındayım bu yükleri tek başına taşımak zorunda değilsin “ dedi ve Jade Kayz ın mavi gözlerinin derinliğinde adeta yüzüyor gibiydi Kayz ın ağzından çıkan sözler ona kendini iyi hissettirmişti

Sarayın üst katında Victor çalışma odasındaydı.

Bir süre masasında oturduktan sonra kalktı.

“Biraz hava…”

dedi kendi kendine.

Pencereye yürüdü.

Camı açtı.

Soğuk hava içeri doldu.

Ve o an…

Bahçeyi gördü.

Jade ve Kayz’ı.

Yan yana, sessizce oturuyorlardı.

Victor’un yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

Kısa, yorgun ama gerçek bir tebessüm.

Perdeyi hafifçe bıraktı.

Bir adım attı.

Sandalyeye doğru yöneldi.

⸻

Ama o an durdu.

Göğsünde ani bir sıkışma hissetti.

Nefesi kesildi.

Elini refleksle göğsüne götürdü.

Bir adım daha atmak istedi…

Ama dizleri boşaldı.

Ve Victor yere düştü.

⸻

Tam o sırada kapı açıldı.

Alaric içeri girdi.

Elinde evraklar vardı.

Bir an durdu.

Sonra kağıtlar elinden kaydı.

“Majesteleri!”

Hızla yanına koştu.

Victor’u yerden kaldırmaya çalıştı.

“Efendim… iyi misiniz?”

Victor zorlukla nefes aldı.

Alaric onu kırmızı koltuğa oturttu.

Sonra hızla geri çekildi.

“Hemen saray hekimlerini çağırıyorum.”

Victor elini kaldırdı.

“Hayır.”

“Kimse bilmeyecek.”

Alaric durdu.

“Efendim…”

Victor başını hafifçe salladı.

“Bu… uzun zamandır var.”

Alaric’in yüzü ciddileşti.

“Ne zamandan beri?”

Victor kısa bir nefes aldı.

“Bir yıldır…”

“Bazen olur… bazen geçer.”

Bir an sustu.

Sonra sesi daha yavaş çıktı.

“Ama kimse bilmeyecek.”

⸻

Alaric bir adım yaklaştı.

“Majesteleri… bu şekilde devam edemezsiniz.”

Victor gözlerini kapattı.

“Biliyorum.”

Ama sonra hafifçe başını kaldırdı.

“Jade…”

Alaric dikkat kesildi.

Victor sesi daha yumuşak konuştu.

“Onu yalnız bırakmak istemiyorum.”

“Valeria’ya söz verdim.”

“Onu koruyacağım.”

⸻

Bir an sessizlik oldu.

Victor derin bir nefes aldı.

“Biliyor musun Alaric…”

“Valeria’yı çok özlüyorum.”

“Onunla bir çocuğumuz olacağını öğrendiğimiz günü unutamıyorum.”

“Sabahlara kadar hayaller kurmuştuk.”

“Her şey yarım kaldı.”

⸻

Alaric sessizdi.

Victor devam etti.

“Bazen düşünüyorum…”

“Verdiğim sözü tutabiliyor muyum?”

“Jade’i koruyabiliyor muyum?”

⸻

Alaric başını eğdi.

“Majesteleri…”

“Siz sözünüzü yerine getiriyorsunuz.”

“Jade sizin gibi bir babaya sahip olduğu için şanslı.”

Bir an durdu.

“Ve yalnız değil.”

“Kayz var.”

⸻

Victor’un yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Evet…”

“İkisini yan yana görmek…”

“Beni rahatlatıyor.”

Kısa bir gülüş çıktı.

“Haha…”

“Sanırım haklısın.”

⸻

Alaric de hafifçe gülümsedi.

“Kayz ona karşı çok korumacı.”

Victor başını salladı.

“Öyle olmalı.”

Sonra sesi ciddileşti.

“Ama kendini de korusun.”

“Onu buraya sadece muhafız olarak almadım.”

“Evlat gibi gördüm.”

“Bunu unutmayın.”

⸻

Alaric başını eğdi.

“Elbette majesteleri.”

⸻

Sarayın üst katında, gece daha da ağırlaşırken Victor bir an sessiz kaldı.

Ve ilk kez o gece…

nefesini toparlasa bile içindeki yorgunluk geçmedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.