
BÖLÜM 19 — HALKIN ARASINDA
Sabah olduğunda günler sonra ilk kez kar durmuştu.
Drogomir Krallığı’nın üzerinde asılı duran kurşuni bulutlar dağılmaya başlamış, güneşin soluk ışıkları beyaz karların üzerine düşmüştü.
Jade odasının penceresinden dışarı bakarken kapısı çalındı.
İçeri Victor girdi.
Yüzünde uzun zamandır görülmeyen rahat bir gülümseme vardı.
“Hazırlan.”
Jade kaşlarını kaldırdı.
“Neye?”
Victor sırıtıp kollarını göğsünde bağladı.
“Bugün seni saraydan kaçırıyorum.”
Jade istemsizce güldü.
“Baba…”
“Hayır ciddiyim.”
Victor göz kırptı.
“Bugün kral değilim.”
“O zaman nesin?”
Victor ona doğru yürüdü.
“Sadece baban.”
Kahvaltı salonunda Liz de vardı.
Victor neşeli görünüyordu.
“Jade’i bugün şehirde gezdireceğim.”
Liz’in yüzünde kusursuz bir gülümseme belirdi.
“Harika fikir.”
Ama içinden geçenler çok farklıydı.
Jade son günlerde Alaric ile fazla vakit geçiriyordu.
Ve Liz bunun nedenini artık tahmin edebiliyordu.
Araştırıyorlardı.
Bir şeyler öğreniyorlardı.
Belki de öğrenmemeleri gereken şeyleri.
Fakat bunu belli etmedi.
Aksine sevgi dolu bir üvey anne gibi davranmaya devam etti.
“İyi eğlenin.”
Jade hiçbir şey söylemedi.
Sadece kısa bir bakış attı.
Ve Victor ile birlikte saraydan ayrıldı.
Onlar gittikten sonra saray eski sessizliğine döndü.
Ancak çalışanların arasında son zamanlarda değişen bir şey vardı.
Liz.
Kraliçe olduktan sonra tavırları değişmeye başlamıştı.
Eskiden nazik görünen kadın artık hizmetkârlara emir verirken sertleşiyordu.
Muhafızları azarlıyor…
Hataları affetmiyor…
İnsanları küçümsüyordu.
Kimse yüksek sesle konuşmaya cesaret edemiyordu.
Ama herkes bunu fark etmişti.
Özellikle de Vilma.
Saray mutfağının baş şefi olan kadın son zamanlarda Liz’den giderek daha fazla rahatsız olmaya başlamıştı.
İçgüdüleri ona bu kadında bir şeylerin yanlış olduğunu söylüyordu.
Bu sırada Alaric yine kütüphanedeydi.
Masanın üzeri kitaplarla doluydu.
MİRAS kitabı açıktı.
Ay Kapısı üzerine notlar…
Eski kehanetler…
Yasak kayıtlar…
Yaşlı adam dikkatle çalışıyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Alaric başını kaldırdı.
Ve yüzündeki ifade anında değişti.
Liz.
Kraliçe ağır adımlarla içeri girdi.
Gülümsüyordu.
Ama bu gülümseme Alaric’in içini ürpertiyordu.
“Ne kadar çalışkansınız.”
Alaric cevap vermedi.
Liz masaya yaklaştı.
“MİRAS kitabı…”
“Ne ilginç.”
Sessizlik.
“Jade için mi araştırıyorsunuz?”
Alaric gözlerini ondan ayırmıyordu.
Liz hafifçe başını eğdi.
“Son zamanlarda ona oldukça fazla zaman ayırıyorsunuz.”
“On iki yaşındaki bir kız için…”
“Ölüm kehanetleri…”
“Karanlık yaratıklar…”
“Ve kıyamet senaryoları biraz ağır değil mi?”
Alaric ayağa kalktı.
Sesi buz gibiydi.
“Prensesin güvenliği benim görevim.”
Liz gülümsedi.
“Elbette.”
Yaşlı adam gözlerini kısmıştı.
Artık korkmuyordu.
Artık şüphe de duymuyordu.
Bir şeylerin farkındaydı.
Ve Liz bunu hissedebiliyordu.
Alaric yavaşça konuştu.
“Bazı insanlar söyledikleriyle tanınır.”
“Bazıları yaptıklarıyla.”
Bir an durdu.
Sonra gözlerinin içine baktı.
“Ve bazıları…”
“Sakladıklarıyla.”
Liz’in gülümsemesi küçücük bir an için dondu.
İkisi de birbirinin ne demek istediğini anlamıştı.
Savaş başlamıştı.
Bu sırada Victor ve Jade şehrin merkezine ulaşmıştı.
Pazar meydanı kalabalıktı.
Çocuklar kar oynuyor…
Satıcılar bağırıyor…
Fırınlardan sıcak ekmek kokuları yükseliyordu.
Jade hayatında ilk kez halkın arasında bu kadar rahat yürüyordu.
Tam o sırada bir çocuk ona çarptı.
İkisi de sendeledi.
“Özür dilerim!”
Sarışın bir çocuktu.
Mavi gözlüydü.
Ve aşağı yukarı Jade ile aynı yaşlardaydı.
O anda Jade’in gözleri değişti.
Bir görü geldi.
Karanlık sokaklar…
Soğuk geceler…
Açlık…
Ölmüş anne ve baba…
Yalnızlık…
Kimsesizlik…
Görü sona erdiğinde Jade’in kalbi sıkışmıştı.
Victor bunu hemen fark etti.
“Neyin var kızım?”
Jade sessizce çocuğa baktı.
“Onun kimsesi yok.”
Sonra gördüklerini anlattı.
Victor uzun süre sustu.
Ardından çocuğa döndü.
“Adın ne evlat?”
“Kayz.”
Victor gülümsedi.
“Benimle saraya gelir misin?”
Kayz donup kaldı.
“Saraya mı?”
“Evet.”
“Çalışırsın.”
“Karnın doyar.”
“Ve başını sokacak bir yerin olur.”
Kayz’ın gözleri doldu.
Jade ise ilk kez rahatladı.
Bir süre sonra üçü birlikte meydanda yürümeye devam etti.
İnsanlar artık onları fark etmeye başlamıştı.
Önce birkaç kişi.
Sonra onlarca kişi.
Sonra bütün meydan.
Fısıltılar yükseliyordu.
“Prenses Jade…”
“Bakın…”
“O…”
“Gerçekten o…”
Jade her şeyi duyabiliyordu.
Yarım vampir duyuları sayesinde en sessiz fısıltılar bile kulaklarına ulaşıyordu.
“Ne kadar büyümüş…”
“Valeria’nın kızı…”
“Kan ve Ay’ın Çocuğu…”
“Hanedanın varisi…”
Sonra yaşlı bir kadın konuştu.
Titreyen sesi meydanın içinde yankılandı.
“Güneşin Kraliçesi…”
Jade durdu.
Kalbi hızlandı.
Bu sözleri daha önce duymuştu.
Alaric’in anlattığı kehanetlerde.
Başka sesler de yükselmeye başladı.
“Güneşin Kraliçesi…”
“Kehanetlerdeki çocuk…”
“O geri döndü…”
İnsanlar saygıyla yollarından çekiliyordu.
Bazıları eğiliyordu.
Bazıları yalnızca hayranlıkla bakıyordu.
Kimse gözlerini ondan alamıyordu.
Çünkü Jade büyüdükçe güzelliği de değişiyordu.
İnsan zarafetiyle vampir asaletinin birleşimi gibiydi.
Siyah saçları…
Gri gözleri…
Ve açıklanamaz bir ışık…
Gerçekten de Kan ve Ay’ın Çocuğu gibi görünüyordu.
Kayz da ona bakıyordu.
Hayranlıkla.
Belki de ilk kez hayatında bu kadar etkilenmişti.
Jade sonunda Victor’a döndü.
“Baba?”
Victor gülümsedi.
“Evet?”
“Güneşin Kraliçesi ne demek?”
Victor birkaç saniye kızına baktı.
Sonra yavaşça eğildi.
Elini omzuna koydu.
Ve gözlerinin içine baktı.
“Güneşin Kraliçesi sensin.”
Jade şaşkınlıkla gözlerini kırptı.
Victor’un gülümsemesi büyüdü.
“Benim sevgili kızım.”
Sonra başını hafifçe salladı.
“Ama bunun ne anlama geldiğini şimdi anlatamam.”
“Neden?”
“Çünkü bazı cevaplar öğretilmez.”
Bir an durdu.
“Keşfedilir.”
Sonra göz kırptı.
“Zamanı geldiğinde bunu kendin öğreneceksin.”
Jade düşüncelere daldı.
Victor ise yanında duran Kayz’a baktı.
“Eğleniyor musun evlat?”
Kayz heyecanla başını salladı.
“Evet majesteleri.”
Victor kahkaha attı.
“Majesteleri değil.”
Kayz şaşkınla baktı.
“Peki ne diyeyim?”
Victor güldü.
“Şimdilik Victor yeter.”
Jade kahkahaya boğuldu.
Birkaç saniye sonra Kayz da onlara katıldı.
Ve üçü birlikte karlarla kaplı sokaklarda yürümeye devam etti.
Hiçbiri bilmiyordu.
Ama kader çoktan ilk hamlesini yapmıştı.
Bir gün o sarışın çocuk…
Güneşin Kraliçesi’nin yanında duracaktı.
Ve bütün dünya onların hikâyesini konuşacaktı.
Uzaklarda…
Sarayın yüksek kulelerinden birinde…
Liz onları düşünüyordu.
Kütüphanede ise Alaric araştırmalarına devam ediyordu.
Ve Ay Kapısı’nın ardındaki karanlık…
Yavaş yavaş uyanmaya başlıyordu.…..