
BÖLÜM 18 — AYRILAN YOLLAR
Kar yağışı altıncı gününe girmişti.
Drogomir Sarayı’nın kuleleri beyaz bir sessizliğin içinde yükseliyordu.
Gökyüzü günlerdir açılmamıştı.
Kurşuni bulutlar krallığın üzerine çökmüş, güneşi bile görünmez kılmıştı.
Kütüphanede ise mumlar hâlâ yanıyordu.
MİRAS kitabı masanın ortasında açıktı.
Yanında eski kehanet kayıtları…
Ay Kapısı’na ait parşömenler…
Mortharyn hakkında yasak metinler…
Ve Alaric’in yıllardır topladığı notlar…
Jade ile Alaric günlerdir araştırıyordu.
Fakat her cevap beraberinde yeni sorular getiriyordu.
Liz kimdi?
Nasıl yüzlerce yıl boyunca yaşamıştı?
Mortharyn ile nasıl bir anlaşma yapmıştı?
Ve en önemlisi…
Ay Kapısı neden Jade’i çağırıyordu?
Alaric önündeki sararmış bir parşömeni dikkatle incelerken aniden durdu.
Kaşları çatıldı.
Jade bunu fark etti.
“Neymiş?” diye sordu.
Alaric satırları tekrar okudu.
Sonra ağır bir nefes verdi.
“Bir şey eksik.”
“Nedir?”
“Bu kayıtlar.”
Yaşlı adam sayfaları çevirdi.
“Bazı bölümler çıkarılmış.”
Jade’in gözleri daraldı.
“Kim çıkarmış olabilir?”
Alaric cevap vermedi.
Ama ikisi de aynı kişiyi düşünüyordu.
Liz.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı.
Bir muhafız içeri girdi.
“Kral Victor ve Kraliçe Liz saraya döndüler.”
Jade ile Alaric birbirlerine baktılar.
Araştırmaları artık daha tehlikeli hale gelmişti.
Çünkü Liz geri dönmüştü.
Aynı günün akşamı…
Kraliyet dairesinde şömine yanıyordu.
Victor yolculuğun yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışıyordu.
Liz ise her zamanki gibi sakindi.
Elindeki fincandan bir yudum aldı.
Sonra sessizce konuştu.
“Jade’i bugün gördüm.”
Victor gülümsedi.
“Nasılmış?”
Liz birkaç saniye sustu.
Sanki doğru kelimeleri seçiyormuş gibi davranıyordu.
“Yorgun.”
Victor’un yüzü değişti.
“Yorgun mu?”
Liz başını salladı.
“Ve korkmuş.”
Victor doğruldu.
“Korkmuş mu?”
Liz gözlerini şömineye çevirdi.
“Belki yanılıyorumdur…”
“Son zamanlarda sürekli Alaric ile birlikte.”
Victor hafifçe gülümsedi.
“Bu normal.”
“Normal mi?”
Liz’in sesi yumuşaktı.
“Jade daha on iki yaşında Victor.”
Sessizlik.
“Kehanetler…”
“Ölümler…”
“Kadim karanlıklar…”
“Bunlar bir çocuğun her gün duyması gereken şeyler mi?”
Victor’un yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.
Liz devam etti.
“Onun gözlerinde korku gördüm.”
Bu bir yalandı.
Ama kusursuz bir yalan.
“Çocukluğunu kaybediyor.”
Victor cevap vermedi.
Ama Liz ihtiyacı olan şeyi elde etmişti.
Şüphe.
Endişe.
Ve korku.
Ertesi sabah Alaric çalışma odasındayken bir muhafız geldi.
“Kral sizi görmek istiyor.”
Yaşlı adam gözlerini kapattı.
İçinde kötü bir his vardı.
Çünkü neden çağrıldığını tahmin ediyordu.
Taht salonunda yalnızca Victor vardı.
Kral pencerenin önünde durmuş kar yağışını izliyordu.
Alaric içeri girince döndü.
“Alaric.”
“Majesteleri.”
Sessizlik oluştu.
Sonra Victor konuştu.
“Jade hakkında konuşacağız.”
Alaric başını eğdi.
“Elbette.”
Victor birkaç saniye sustu.
“Son zamanlarda onunla çok fazla vakit geçiriyorsunuz.”
Alaric dikkatle baktı.
“Prenses araştırmayı seviyor.”
Victor başını salladı.
“Biliyorum.”
Alaric derin bir nefes aldı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Majesteleri…”
“Aklınızdan geçen şeyi açıkça söyleyin.”
Victor sustu.
Alaric devam etti.
“Benim Jade’e ne kadar değer verdiğimi en iyi siz bilirsiniz.”
“Onu ne kadar sevdiğimi…”
“Ne kadar koruyup kolladığımı…”
“Çocukluğundan beri yanında olduğumu…”
Victor gözlerini kaçırdı.
“Ben ona zarar veremem.”
Bir an durdu.
“Bu mümkün olabilir mi?”
Victor’un yüzü yumuşadı.
Çünkü cevabı biliyordu.
Hayır.
Alaric’in Jade’e zarar vermesi mümkün değildi.
Victor sonunda konuştu.
“Bunu tabii ki biliyorum Alaric.”
“Mevzu senin ona kötü örnek olman değil.”
“Aksine…”
“Seninle kütüphanede vakit geçirmesi hoşuma gidiyor.”
“Kitaplar okuması…”
“Bilgi edinmesi…”
“Merak etmesi…”
“Bunlar güzel şeyler.”
Sonra sesi değişti.
“Ama Jade henüz on iki yaşında.”
Sessizlik.
“Yaşıtları gibi olması gerekiyor.”
“Oyun oynaması gerekiyor.”
“Gülmesi gerekiyor.”
“Koşması gerekiyor.”
“Bir çocuğun taşıyamayacağı yükleri omuzlarına yüklememeliyiz.”
Alaric’in içi sıkıştı.
Çünkü Victor’un söyledikleri tamamen yanlış değildi.
Sorun şuydu:
Jade sıradan bir çocuk değildi.
Hiçbir zaman olmamıştı.
Victor devam etti.
“Bir süre onunla görüşmelerini azaltmanı istiyorum.”
Sonra yumuşak bir sesle ekledi:
“Bu bir kral emri değil.”
“Bir baba ricası.”
Alaric cevap veremedi.
Çünkü karşısında kral değil…
Kızını korumaya çalışan bir baba vardı.
O gece Victor uzun zamandır yapmadığı bir şey yaptı.
Jade’in odasına gitti.
Kapıyı hafifçe çaldı.
“Gel.”
Victor içeri girdiğinde Jade şaşırdı.
Son günlerde onu çok az görüyordu.
Düğün hazırlıkları…
Krallık işleri…
Toplantılar…
Ve Liz…
Hepsi Victor’u ondan uzaklaştırmıştı.
Victor yatağın kenarına oturdu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra kızını kendine çekerek sıkıca sarıldı.
Jade şaşkınlıkla ona sarıldı.
Victor gözlerini kapattı.
“Kokunu özlemişim.”
Jade istemsizce gülümsedi.
“Ben de seni özledim.”
Victor saçlarını okşadı.
“Seni ihmal ettiğimi biliyorum.”
“Özür dilerim.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Victor konuştu.
“Alaric hakkında konuşmak istiyorum.”
Jade’in yüzü anında değişti.
Victor bunu fark etti.
“Öfkelenme.”
“Öfkeli değilim.”
Ama sesi başka şey söylüyordu.
Victor dikkatli konuşuyordu.
“Bir süre kütüphaneye daha az gitmeni istiyorum.”
“Neden?”
“Çünkü dinlenmeye ihtiyacın var.”
Jade hemen sordu.
“Bunu Liz mi söyledi?”
Victor iç çekti.
“Bu konunun Liz ile ilgisi yok.”
Ama Jade buna inanmadı.
“Alaric benim öğretmenim.”
“Alaric sadece danışman değil.”
“Nedir?”
Jade’in sesi yumuşadı.
“Bazen onu dedem gibi hissediyorum.”
Victor’un kalbi sıkıştı.
Ama Jade devam etti.
“Bu saraydaki tek arkadaşım da o.”
Oda sessizliğe gömüldü.
Çünkü Victor bunun doğru olduğunu biliyordu.
Victor sonunda diz çökerek kızının göz hizasına indi.
“Jade…”
“Sen henüz on iki yaşında bir çocuksun.”
Jade uzun süre sessiz kaldı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Baba…”
“Ben hiçbir zaman çocuk olmadım.”
Victor’un kalbi sıkıştı.
“Ve hiçbir zaman olamayacağım.”
“Bunu söyleme.”
“Ama doğru.”
Jade pencereye yürüdü.
Dışarıdaki kar yağışını izledi.
“Bana baksana.”
“Yaşıtlarıma göre ne kadar hızlı büyüdüğümü görmüyor musun?”
Victor cevap vermedi.
Çünkü görüyordu.
Yarım vampir kanı bedeninde farklı çalışıyordu.
Boyu uzuyor…
Yüz hatları değişiyor…
Ve her geçen gün biraz daha büyüyordu.
“Baba…”
Jade yavaşça döndü.
“Düşündüğüm şeylere bak.”
“Gördüğüm şeylere bak.”
“Her gece gördüğüm karanlıklara bak.”
“Ölümlere…”
“Kehanetlere…”
Sonra gözlerinin içine baktı.
“Bunların hangisi çocuk işi?”
Victor’un boğazı düğümlendi.
Çünkü cevap veremiyordu.
Jade haklıydı.
Acı verici şekilde haklıydı.
Victor yavaşça elini uzattı.
Kızının yanağına dokundu.
“Ben sadece seni korumaya çalışıyorum.”
Jade’in gözleri yumuşadı.
“Biliyorum.”
Sonra sessizce ekledi:
“Ama bazı şeylerden korunamam baba.”
Victor uzun süre sustu.
Sonunda hafifçe gülümsedi.
“Yine de…”
“Biraz ara vermeni istiyorum.”
“Biraz birlikte vakit geçirelim.”
“Sen…”
“Ben…”
“…ve Li—”
Victor cümlesini tamamlayamadan Jade sözünü kesti.
“Ve Liz mi?”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Victor’un yüzündeki ifade değişti.
Ve bir anda kahkahalarla gülmeye başladı.
“Kızım…”
Tekrar güldü.
“Sen beni kıskanıyor musun?”
Jade’in yanakları hafifçe kızardı.
“Hayır.”
Victor’un kahkahaları yeniden yükseldi.
“Elbette kıskanıyorsun.”
“Baba!”
Bu kez Jade de gülmeye başladı.
Dakikalar sonra odada yalnızca baba ile kızın kahkahaları vardı.
Sanki kehanetler…
Ay Kapısı…
Mortharyn…
Liz…
Hepsi birkaç dakikalığına uzaklaşmıştı.
Victor sonunda kızını kendine çekti.
Sıkıca sarıldı.
Sonra hafifçe kulağına eğildi.
Ve fısıldadı:
“Ben en çok seni seviyorum, küçük yıldız.”
Jade’in yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Çocukluğundan beri Victor ona böyle seslenirdi.
Küçük Yıldız.
Ne kadar büyürse büyüsün…
Ne kadar güçlenirse güçlensin…
Babası için hâlâ o küçük yıldızdı.
Ve o gece…
Uzun zamandır ilk kez…
Jade kendini gerçekten güvende hissetti.