İçeriğe geç

İZLER KARADENİZ

Bölüm 2 · 7 dk okuma

İZLER KARADENİZ

Bölüm 2

2.BÖLÜM:TRABZON

Yapayalnız...

İnsanlar tek kalmaktan korkardı.

Kimisi sohbet edemeyeceği için kimisi de duygularını paylaşamayacağı için.

Sohbet etmek,birileriyle gülmek,dedikodu yapmak kısacası eğlenceli vakit geçirmek.

İnsan hep birisi olsun ister yanında.

Konuşmasına bile gerek olmadan sadece yanımda var olduğunu hissedeyim düşüncesi.

Ben bu hissiyatı ne zaman düşünmeyi bıraktım gerçekten bilmiyorum.

Tek bildiğim artık yanımda birisi olmadan da ben kendi yolumdan yürümeye devam edeceğimdi.

Benim için çok zor bir durum değildi.

Hayata merhaba dediğim günden beri kendim için savaşmıştım.

Tek başıma...

Tabi bu durum 24 yaşıma gelince değişmişti.

Beni her durumda destekleyen bir kadın,Aynur Teyze, ve bir timle tanışmıştım.

Güzel şeylerin hep bir sonu vardır.

Eski timim de güzelliği abartmış olucak ki çabucak bitti.

Ya da sadece o tim de ben bitmiştim...

-08/02/2026-

Uçak Trabzon'a iniş yaptığında çoktan sabah olmuştu.

Sabah olmuştu ama hava hâlâ kapalıydı.

Bulutların ardından Güneş ne kadar çıkmak istese de bulutlar bu duruma izin vermiyordu.

Uçaktan indiğimde içime havayı çektim.

Gözlerimi kapattım ve açtım.

Gözlerime ilk önce Karadeniz'in o meşhur dağları çarptı.

Dağlar pusluydu.

İnsanın baktıkça bakası geliyordu.

Valizimi almak için içeriye girdim.

Valizimi aldıktan sonra çıkışı bulmak için etrafa bakınıyordum.

Tam da o esnada birisiyle çarpıştık.

Kimin bana çarptığına bakmak için kafamı kaldırdım.

Kaldırdım diyorum çünkü benden neredeyse 20 cm uzundu.

Simsiyah kömürden daha kara saçları vardı.

Gözleri de tıpkı saçları gibiydi ama biraz daha kahvenin telve rengine de benziyordu.

Bakışları sert,duruşu dikti.

Bakışlarım en son gözlerine kaydığında onunda beni incelediğini gördüm.

Sanki lavabotuarda deney tüpü inceliyordu.

Onun da bakışları en son gözlerime kayınca yüz ifadesi değişti.

"Beyefendi önünüze bakarsanız hiçbir insana çarpmazsınız."

"Siz niye önünüze bakmıyorsunuz hanımefendi?"

"Ben önüme bakıyorum,üstelik kendi yolumdayım."

Adam tekrar beni baştan ayağa süzdü.

"Kimse sana dememiş heralde."

"Neyi?"

Bir adım atarak yaklaştı.

"Karadenizliler ile uğraşılmaması gerektiğini."

"Siz insan olmadığınız için mi uğraşmıyoruz?"

Adam gözlerini kapattı birkaç saniye bekledi ve açtı.

"İnattan kaynaklı,insan olmaduğumuz gibi şeyleri karışturmayin."

Adamın normal konuşmaları bir an da şiveye dönmüştü.

Sinirlenmiş miydi de ondan değişiyordu.

Tam ağzımı konuşmak için açmıştım ki bir kızın "abi" sesiyle ağzımı kapattım.

Karşımda ki adam kardeşi olduğunu düşündüğüm kişiye bakarken ben de çıkıştan çıkmıştım.

Daha fazla kafa açamazdım.

Geldiğim ilk dakika da başıma iş açmassam kendimi tebrik edecektim

Bir taksiyi durdurup gideceğim yeri söyledim.

Dışarıya bakarken az önce gözlerim puslu dağları görürken şimdi ise hırçın dalgaları görüyordu.

Dalgalar her defasında kıyıya daha kuvvetli vuruyor hırçınlığını belli ediyordu.

Taksinin durmasıyla geldiğimizi fark ettim.

Taksici amcanın konuşmasıyla ona baktım.

"Ha sen buraya asker olarak mi geldun?"

"Evet amca."

"Oooo o zaman size iyi tezkereler."

"Sağolun."

Cüzdanımdan parayı çıkarıp tam verecektim ki tekrar söze girdi.

"Goy ha o parayu."

"Ama ücret."

"Yav sen asker değilmisun,sen ücretini zaten vatana hizmete ederek vereysun."

Gülümsedim.

"İkisi de farklı şeyler."

"Yok değil değil."

Ne kadar ücreti ödemek istesem de ödeyemedim ve teşekkür edip taksiden indim.

Taksici amca valizimi çıkarıp bana verdikten sonra.

"Haydi hayırlı tezkereler."

"Sağolun."

Valizimin kulpunu iyice kavradıktan sonra askeriyeye doğru adımladım.

Güvenlik kulübesinde olan bir asker bana yaklaşarak.

"Dur,kimsun?"

Asker kartımı gösterdim.

"Üsteğmen Asel Çelik."

Asker yanıma gelip kartıma baktı sonra bana baktı.

Cebinden minik bir tablet çıkardı.

"TC?"

TC mi de söyledikten sonra elinde ki tablete TC mi yazdı.

Gelen sonuçlarla bana baktı.

"Trabzon'a hoş geldiniz."

Asker olduğumu öğrenince şivesi değişmişti.

"Hoşbuldum."

"İsterseniz valizinizi ben alayım pansiyona gidince alırsınız."

"Olur."

Valizimi verdikten sonra.

"Albay Ali'nin odası tam olarak ne tarafta?"

Asker valizimi koyduktan sonra.

"Gelin size göstereyim."

Sıra sıra duran binalardan üçüncüsüne girdik.

Merdivenleri tek tek çıkarken bana bakan askerler durup bir daha bakıyordu.

Koridorda da değişmeyen bakışlar altında bir odanın önüne gelmiştik.

"Albay Ali'nin odası burası."

"Sağolun."

Asker gittikten sonra derin bir nefes aldım.

Elimi yumruk yaptım ve kapıya tıkladım.

Birkaç saniye sonra "gel" sesini duyunca içeri girdim.

Kapıdan fazla uzaklaşmadan yürüdüm.

"Üsteğmen Asel Çelik."

Albay Ali bana baktı.

60'larında,kır saçlı,yeşil gözlü bir adamdı.

Bakışları...garip bir şekilde Albay Yavuz'un bana bakışına çok benziyordu.

"Hoşgeldin hem şehrimize hem de askeriyemize."

"Sağol."

"Daha yeni mi geldin?"

"Evet komutanım."

"Tamam o zaman...bugün dinlen yarın seni timinle tanıştırırım."

"Dinlenmeye gerek yok komutanım."

Sesim her zaman ki ciddiyetini koruyarak çıkmıştı.

Albay Ali bu sefer gözlerime daha uzun baktı.

Sanki gözlerimin derinlerine koruyucu zırhımın altında ki gerçek bana bakmak istiyordu.

"Dinlen Çelik."

"Emredersiniz komutanım."

Emir ikiletmeyi sevmezdim ama gerçekten dinlenmeye gerek yoktu.

Hem neden dinlenmem için birgün vermişlerdi ki.

Yarım gün bile bana fazlaydı.

"Çıkabilirsin."

Baş selamı verip kapıdan çıktım.

Az önce dolu olan koridor şimdi bomboştu.

Boştu ama ciddiyetliğini hâlâ koruyan bir havası vardı.

Merdivenlerden indim ve bahçeye çıktım.

Madem izinliydim en azından konaklamayı aradan çıkarıyım.

...............................................................................................

Konaklama işini halletmiştim.

Bir ev bulmak istemiyordum bu yüzden askeriyenin pansiyonunda kalacaktım.

Anahtarı çevirip kapıyı açtım.

Pansiyon dairesi fazla büyük değildi.

Sadece eski dairemden bir tık daha küçüktü.

Odalar da beyaz ve gri hâkimdi.

Gerekli olan herşey vardı.

Ne eksik ne de fazla.

Odaları gezdim.

Gayet rahat duruyordu.

Aklıma eski dairem geldi.

Bir kadınla,Aynur Teyze ile,tanışmadan bir daireye nasıl geçildiğini ben de anlamamıştım.

Hayat işte...

Şaşırtıyordu her zaman.

Bazen mutlu bazen de mutsuz olan türden şaşırtmalar.

Mesela buraya gelmem bile hayatın bir şaşırtmasıydı.

Birkaç gün önce bana Trabzon'a gidiceksin deseler o kişiyi duymamazlıktan gelirdim.

Kendi kendine birşeyler geveliyor diye düşünürdüm.

Valizimi açıp içindeki kıyafetleri tek tek çift kapılı dolaba yerleştirdim.

Kıyafetler bitince masanın üstünde ki raflara kitaplarımı koydum.

En son da masaya makyaj malzemelerimi ve tabletimi de koyduktan sonra valizi dolabın en üstüne koydum.

Duvarda asılı duran saate baktım.

Şaka mı bu saat daha 12.53 tü.

Yatağa oturdum.

Boş boş oturmaktan başka yapacak birşey yok-

Hayır,vardı.

Aklıma gelen fikirle hemen ayağa kalktım.

Trabzon'u gezebilirdim.

Yani gezebildiğim kadarını.

En azından vakit geçirmek için harika bir aktivite.

Dolabıma yöneldim.

İnce askılı siyah bir tişört, yanlarından bağcıklar sarkan bol kesim siyah bir kargo pantolon ve bele bağlanmış ekoseli bir gömlek giymiştim.

Yanıma küçük bir bel çantası aldım.

İçine telefonumu,cüzdanımı ve anahtarımı koydum.

Kapıyı kilitledim ve çıktım.

Askeriyeye yaklaşık 5 dakikalık mesafede denize bakan bir park vardı.

Oraya doğru yürümeye başladım.

Adımlarımla yolları bir bir arkamda bırakırken etrafın gereğinden fazla sessiz olduğunu fark ettim.

Yani gelirken bu kadar sessiz değildi.

Bu durumu biraz garipsesemde belli etmedim.

En sonunda parka gelmiştim.

Gördüğüm boş bir banka oturdum.

Sanırım askeriyeden her çıkışımda buraya uğrayacaktım.

Çünkü tek kelimeyle mükemmel bir yerdi.

Dümdüz bakınca masmavi denizi başımı sağa doğru çevirince de yemyeşil dağları görüyordum.

Denizden gelen rüzgar saçlarımı uçuşturuyordu.

Tam da kaçıp kaçıp gelmelik bir yerdi kısacası.

Yani ben burda okusaydım.

Her okul çıkışında buraya gelirdim.

Ama garip bir his vardı içimde.

Neden bilmiyorum.

Etraf fazla sessizdi.

İnsanlar yoktu.

Bu koskoca parkta sadece ben vardım.

Ben ve sessizlik.

Arkamdan duyduğum bir hışırtı sesiyle artık yanlız olmadığımı anladım.

Sanırım bir misafirim vardı.

Yerimden kıpırdamadım.

Sadece sesleri dinledim.

Yaklaşıyor...yaklaşıyor.

Ayağa kalktığım ile önüme döndüğüm bir oldu.

Gerçekten de arkamda birisi vardı.

Kulaklarım beni yine yanıtmamıştı.

Arkamda benim dönmemle artık önümde olan maskeli kişiye baktım.

Benden yaklaşık 10 cm uzundu.

Maskesi gözleri hariç yüzünde ki herşeyi kapatıyordu.

Üstelik simsiyah giyinmişti.

Bana doğru hamle yapmasıyla geriledim.

Aramızda mi banktan kurtulup daha yakın bir mesafeden saldırmaya geçti.

Bir yumruk,geri adım...

Bir yumruk,geri adım...

Üçüncü olarak uzattığı yumruğu tutup ters çevirdim ve kolunu sırtına sabitledim.

Diz arkasına vurarak çökmesini sağladım.

"Kimsin sen?"

Cevap yok.

"Kim yolladı seni?"

Cevap yok.

Maskesini alıp açacağım esnada sırtımdan bir yumruk yedim.

Ben daha kendime gelmeye çalışırken az önce bana vuran kişi beni omzumdan tuttu.

Diz çöktürdüğüm kişi ayağa kalkmaya başladı.

Demek bire karşı ikiye oldunuz.

Kimdi bunlar?

Neyse şimdi bunları düşünemezdim.

Önce arkamda ki kişiyi halletmem lazımdı.

Bacağımı dizime doğru çektim ve kuvvetli bir şeklide arkaya doğru savurdum.

Omzumda ki eller yavaş yavaş beni bırakırken önümde ki kişi saldırıya geçti.

Cebinden bir bıçak çıkardı ve bana doğru salladı.

Bir geri,iki geri derken ikisini de rahatça görebileceğim şekilde kenara çektim.

Sağ elinde ki bıçağı savurdu.

Kolunu tutup yana doğru ters çevirdim.

Diğer maskeli bana doğru gelirken kolunu tuttuğum kişiden destek alarak bacağımı ona doğru savurdum.

Geriye doğru savrulurken hâlâ yanımda duran maskeliyi tam da kasığının olduğu yere vurdum.

O yere doğru çökerken diğeri geldi.

Hiçbir yerine vurmadan sadece boynuma yöneldi ve parmakları boğazımı kavradı.

Ben de onun boğazını parmaklarım arasına aldım.

Tabi bu esnada ayağım boş durmadı ve diz tarafına vurdum.

Yıkılmadı.

Birden fazla aynı bölgeye vurmaya başladım.

En sonunda dizi az bükülmeye başladığında ellerimi boynundan çektim ve boynun yan taraflarına vurdum.

Bir kere değil...iki kere değil...üçüncü de ve kuvvetli darbeyle yere yığılırken nefes alışverişlerimi düzene sokmaya çalışıyordum.

Bıçağı olana doğru hamle yaptım.

Bir ayağımla kalkmasını önlemek için sırtına diğer ayağımı da bıçak tutan eline bastırdım.

Eli birkaç saniye dayandıktan sonra açıldı.

Tam bıçağı elime almak için hamle yapıyordum ki boynumda hissettiğim acı ile duraksadım.

Bir de üçüncüleri mi vardı?

Boynumda ki ağrı bedenimi kilitleyip yere yığılmama sebep olurken gözüm yavaş yavaş kapanıyordu.

Görüntü gidiyor,sesler boğuklaşıyordu.

Gözümü kapatmadan önce duyduğum son ses.

"Bizi çok uğraştırdı."

Cümlesinin sesiydi.

Artık görüntü iyice kararmış,sesleri duyamaz hale gelmiştim.

Ama zihnim çalışmaya devam ediyordu.

Maalesef bu da kısa sürdü ve bir kaç saniye sonra tamamen bilincim kapanmıştı.

~ Sizce Asel'i kimler veya kim kaçırdı? ~

Bölüm sonu

3 yorum

  • Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir - Tolstoy- Muhteşem bir hikayenin kapısını aralıyoruz bence

    1Yanıt
  • Bence askeriyenin bir oyunu olabilir Çok iyi bir bölümdü