Aitlik duygusu...
İnsan bir yere ait olur muydu?
Olursa ait olduğunu bilir miydi?
Ya da bir yere ait hisseder miydi?
Ait olduğunu nasıl hissederdi?
Ben mesela...
Nereye veya kime ait olduğumu bilmiyordum.
Peki bir yere ait olmak ister miydim?
Kesinlikle HAYIR.
Çünkü bağlanmak benim bu Dünya da en çok korktuğum duyguydu.
O yüzden varsın nereye ait olduğumu bilmiyim.
En azından kim olduğumu çok iyi biliyordum.
Ve bunu bilmek bana yetiyordu.
Ben kim miyim?
Ben Asel...
Ben Asel Çelik...
Ben Üsteğmen Asel Çelik.
07/02/2026 - Günümüz
Koridor her zaman ki disiplinini koruyordu.
Askerler gelip geçiyor beni görünce baş selamı veriyorlardı.
Koridorun sonunda ki odanın kapısında durdum.
Derin bir nefes aldım.
Kapıyı tıklattım.
Gelen "Gel." sesiyle nefesimi verdim.
Kapıyı açtım ve içeri girdim.
Fazla ileri gitmeden kapıdan bir iki adım uzaklaştım.
Hazırola geçip.
"Üsteğmen Çelik...beni emretmişsiniz komutanım."
Albay Yavuz gözleriyle beni süzdü.
Gözleri tekrar gözlerime bakınca "Nasılsın?"
"İyiyim komutanım."
Albay Yavuz derin bir iç çekti.
Sonra koltuğu işaret edip oturmamı söyledi.
Siyah deri tekli koltuğa oturdum ama dik duruşumdan taviz vermedim.
"Sorun nedir komutanım?"
Albay Yavuz bir bana bir de elinde ki dosyaya baktı.
Bakışları böyle devam ederken en sonunda bana baktı.
"Asel...burda olmandan çok memnundum."
Durdu.
Bir kelime söylese benim kalbim kırılacakmış gibi davranıyordu.
Ama bilmediği ben bu askeriyeye adım attığım an kalbimi dondururdum.
Kanımda akan Türk aşkı bana yeterdi.
"Burda gayet iyi işler çıkardın...ama Ankara'dan gelen bir kararla başka bir askeriyeye gitmen gerekiyor."
Bu kararın niye çıktığını çok iyi biliyordum.
Kimin bunu Ankara'ya kadar taşıdığını da.
"O olay yüzünden mi?"
Albay kafasını salladı.
Olayın üstünden kaç yıl geçmişti ama onun kini yüzünden önce timden ardından da askeriyeden ayrılmıştım.
"Neresi peki?"
Albay geldiğimden beri tuttuğu dosyayı bana uzattı.
"Başka bir şehre...Trabzon'a gidiyorsun."
Dosyayı aldığımda ilk sayfayı açtım.
Adımın altında kocaman harflerle
TRABZON ÜS KOMUTANLIĞI
yazıyordu.
Bir tim ile birlikte örgüt sebebiyle çalışacaktım.
Timin adı da kocaman harflerle KOMAR TİMİ'ydi.
Dosyayı kapattıktan sonra Albay'a tekrar baktım.
"Keşke gitmeni engelleyecek bir gücüm olsaydı."
Konuşmadım.
Burda her ne kadar beni sevmeyen birileri daha doğrusu birisi olsa da beni çok seven ve ilk sırada yer alan bir Albay Yavuz vardı.
"Komutanım sonuçta bir görev için gidiyorum."
Ayağa kalktım.
"Geri geleceğim."
Albay bana ilk günkü gururlu gözleriyle baktı.
"Görevini bitir ve gel kızım."
Tekrardan hazırola geçtim.
"Emredersiniz komutanım."
Kapıdan çıkıp koridora çıktım.
Geri gelecektim.
Tabi ki de.
Geri gelecektim ve benim gitmemi isteyenlere inat burda devam edecektim.
Dolabımda bulunan birkaç eşyayı çantama koydum.
Dolabı kapatmak üzereyken en dipte kalan fotoğrafa gözüm kaydı.
Her ne kadar oraya bakmak istemesem de gözüm kayıyordu.
Dayanamadım ve fotoğrafı elime aldım.
Timimle birlikte çekilmiş bir fotoğraftı.
Benim doğum günümü kutluyorduk.
İlk defa toplu bir şekilde doğum günüm kutlanmıştı.
Herkese tek tek bakarken gülümsedim.
Bir kişiye baktığımda gülüşüm dondu,dudaklarımı birbirine bastırdım.
Hayır yine aynı an yine aynı acı...
Gözlerimi ondan ayırıp başkasına baktım.
Bu sefer yüzüm düştü,gülüşüm soldu ve yerine öfke geldi.
Sinirle fotoğrafı dolaba fırlattım.
O fotoğrafı almak istemiyordum.
Eski Asel olsaydı alırdı ama şimdi...
Albay Yavuz dışında başka kimseyle konuşmadan askeriyeden çıktım.
Arabama doğru giderken bahçe de duran askerlere baktım.
Hepsi bir grupla takılıyor,gülüyor bazıları da spor yapıyordu.
Çok kısa bir süre bir noktaya baktım.
Bomboş bir yeşillliğe...zamanında dolu dolu anılar biriktirilen o yer şimdi bomboştu.
Arabama binip evime doğru sürdüm.
Ev benim değildi,kiralıktı.
Her ne kadar askeriye pansiyonunda kalmak istesem de tanıştığım bir kadın bana evine kiracı olmamı söylemişti.
Ben de kabul etmiştim.
Ev sahibim Aynur adında tatlı bir teyzeydi.
70'lerin de,güler yüzlü bir kadındı.
Çocukları yoktu...yani bildiğim kadarıyla.
Olsa gelmezmiydi?
Aynur Teyze ile birkaç yıllık tanışık olsak da bana bu zamanlarda çok destek olmuştu.
Arabayı durdurup indim.
Apartman kapısını açtım ve içeriye girdim.
Merdivenleri çıktım ve kendi dairemin önüne geldim.
Anahtarla kapıyı açtım ve girdim.
Kapıyı kapatınca sırtımı kapıya yasladım.
Dairem 2+1 di.
Tatlı,küçük,sadeydi.
Odama doğru ilerlerken bu mobilyaları ne yapacağımı düşünüyordum.
Özenle seçmiştim her birini.
Şimdi ise...
Odama girdiğimde tek tek yatağıma,masama,dolabıma baktım.
Dolabın en üstünde ki orta boy siyah valizimi aldım.
İçini açtım.
Ardından dolabı açtım.
Üstüme bordo bir askılı ve beyaz bir gömlek,altıma beyaz bir kot şort giydim.
Takı olarak bordo yuvarlak küpe ve küçük taşlı bir kolye taktım.
Ayakkabı olarak da bordo ve beyaz karışımı bir ayakkabı giydim.
Üstümü giyindikten sonra kalan kıyafetleri de tek tek valize yerleştirdim.
Kıyafetlerle işim bitince dolabı kapattım ve masama yöneldim.
Fazla olmasa da birkaç makyaj malzemeleri vardı.
Onları da koyduktan sonra masanın üstünde ki raftan kitaplarımı da alıp koydum.
Masanın üstünde duran tableti de kılıfına yerleştirerek valize ekledim.
Benim için önemli olan herşeyi almıştım.
Son defa odama ve dairem baktım.
Kapıyı kapattıktan sonra karşı dairemde oturan Aynur Teyze'nin kapısını çaldım.
Birkaç saniye sonra üstünde yemek önlüğüyle kapıyı açtı.
"Aaa Asel kızım hoşgeldin."
"Ben de tam yemek yapıyordum...gel de beraber yiyelim."
Gülümsedim.
"Aynur Teyzecim teşekkür ederim ama gelemem."
"Neden kızım?"
Gözleri valizime kaydı.
"Ben gidiyorum...göreve."
Tekrar bana baktığında gözleri dolmuştu.
"Göreve..."
Ona sarıldım.
"Yapma böyle görevim bitince geri geleceğim."
Burnunu çekti ve bana sımsıkı kapalı.
"Hemen gel tamam mı?"
"Tamam."
Dedim gülerek.
Sarılmamız bittikten sonra ayrıldım.
"Daireyi ne yapacaksın?"
"İstersen ben buradayken hemen mobilyaları dükkana geri göndereyim."
Aynur Teyze hemen kaşlarını çattı.
"Hayır,gitmeyecekler."
"Ama ya bir kiracı bulursan."
"Senin dairen sana özel."
"Sen 'geri geleceğim' dedin...vermem kimselere."
Gülümsedim.
"Çok teşekkür ederim Aynur Teyze."
Artık mobilyaları düşünme durumum kalmadı.
Tekrar sarıldı bana.
Uzun bir sarılıştı.
Vedanın sarılışı...
-Saat:02.17-
Yıllarının geçtiği bir yerden ayrılmak zordur.
Hele ki tek başına gidiyorsan...
Bir yol arkadaşın yoksa işte o zaman anlıyor insan;ayrılığın çok acıttığından.
Bir de ayrılmak zorunda kaldığın yere bağlandıysan.
İşte o zaman daha zordur.
Ben bu hatayı bir kere yapmıştım bir daha da yapmamak üzere kendime bir söz verdim.
Dünya değil mi?
Gelip geçiçidir herşey.
Dün gülüştüğün bugün canını acıtır yarın yanında olmaz.
İşte o zaman toparlarsın eşyalarını ve gidersin.
Bağlansan da...bağlanmasan da.
"Sayın yolcularımız, TK1261 sefer sayılı Trabzon uçuşu için uçağa biniş başlamıştır. Güvenlik nedeniyle biniş kartlarınızı ve kimliklerinizi hazır bulundurmanız rica olunur."
Gelen anons ile ayağa kalktım.
Sırt çantamı çekiştirdikten sonra yürümeye başladım.
Dışarı çıkınca rüzgar saçlarımı usul usul uçuruyordu.
Merdivenleri kullanarak uçağa bindim.
Koltuğumu bulup oturdum.
Cam kenarına aldığım için bir nebze de olsa mutlu olmuştum.
Tam olduğumuza ve uçuşa geçtiğimize dair anons geçince kulaklığımı taktım ve gözlerimi kapattım.
-YAZAR BAKIŞ AÇISI-
Koridor her zaman ki sessizliğini koruyordu.
Sessizliği delip geçen bir çift postal sesiydi.
O bir çift postal Albay'ın kapısının önünde durdu.
Kapıyı tıkladı "Gel." sesini duymasıyla yavaşça kapıyı açtı ve içeri girdi.
Albay'ın masasına çok yaklaşmadı,kapının bir adım uzağındaydı.
Duruşu Kardeniz'in dağları gibi dik gözleri siyahın en derinine sahipti.
Bakışları bir kurt gibi keskin saçları fırtınadan çıkmış gibi dağınıktı.
O Komar Timinin komutanı Yüzbaşı Tuna Demirdağdı.
"Yüzbaşı Demirdağ beni emretmişsiniz komutanım."
Albay Ali ona baktı.
Her bakışında bir kurt görüyor gibiydi.
"Gel otur Tuna."
Yüzbaşı Demirdağ duruşunu bozmadan tekli koltuğa oturdu.
"Lafı uzatmayacağım...timine yeni birisi görevlendirildi."
Demirdağ kaşlarını hafifçe çattı.
"Bize birisi lazım değildi komutanım."
"Biliyorum...ama Ankara görevlendirmiş."
Ankara denilince konuşan herkes susar,akan sular dururdu.
Yüzbaşı daha fazla üstelemedi.
Çünkü eğer görevlendiren kişi bizzat Ankara ise işler değişirdi.
Albay Ali çekmecesinden bir dosya çıkardı.
"Yeni askerin...Üsteğmen Asel Çelik."
Tuna dosyayı alıp içine baktı.
Askerinin bütün bilgileri yazdığı gibi bir de fotoğrafı vardı.
Tuna bilgilerini okuduktan sonra bakışları fotoğrafa kaydı.
Simsiyah kömür gibi saçları vardı.
Gözleri ormanların en koyu yeşilindeydi.
Duruşu dik,bakışları sertti.
"Sen artık sınavını yaparsın."
Demirdağ dosyayı kapattı.
Ardından Albay Ali'ye baktı.
"En kısa sürede komutanım."
"Müsaadenizle."
"Tabi."
Tuna kapıdan çıktığında elinde dürülmüş bir dosya vardı.
Geldiği noktadan aynı sakinlikte gitti.
Komar deposuna girince herkes ayağa kalktı.
Tuna'nın emriyle geri oturdular.
Tuna en başta ki koltuğa otururken elinde ki dosyayı ortada ki küçük masaya bıraktı.
"Time yeni birisi geliyor."
Tuna'nın çaprazında oturan;gözleri toprak kahvesine,saçları kömür siyahına sahip kişi timin yardımcı komutanı olan Yüzbaşı Kaan Alpkan gözlerini telefondan çekip buruşuk dosyaya baktı.
"Yeni birisi lazım değildi."
Tuna sigarasından bir dal çıkarıp yaktı.
"Ankara görevlendirmiş."
Kaan'ın karşısında oturan;gözleri kahvenin en koyu tonlarına,dağınık siyah saçlara sahip kişi timin Üsteğmen Bora Duran sırtını arkaya yaslayarak.
"Adı ne?"
Tuna içine çektiği sigarayı geri üfledi.
"Asel...Üsteğmen Asel Çelik."
"Üsteğmen yani."
Bora'nın çıkan bıkkın sesiyle herkes ona döndü.
Gözleri ela ve yeşille karışık,tıpkı üniforması gibi bir başörtüsü olan timin akıl küpü namı diğer Kıdemli Teğmen Damla Bilgiç ellerini birbirine kenetleyerek.
"Sanırım Bora komutanım bu duruma bozuldunuz."
"Hayır bozulmadım."
Kaan
"Bırak oğlum palavrayı...şşt üsteğmen diye değil mi?"
Gözleri ela-kahve tonlarında,saçları güneş sarısı olan timin neşe kaynağı Kıdemli Asteğmen Çınar Kaya söze girerek.
"Komutanım daha kadın gelmeden böyle iseniz gelince nasıl kıskanırsınız bilmiyorum doğrusu."
Ortamda gülme sesleri oluşurken Bora,Çınar'a dönüp.
"Sen de bunları 200 şınav çekerken izlersin Çınar tamam mı?"
Çınar
"Yok komutanım ben almayım sağolun."
Gözleri kahvenin tonlarında,saçları da gözlerine eşlik eden bir renge sahip olan timin fırtınası namı diğer Teğmen Defne Yalçın bacak bacak üstüne atarak.
"Bu örgüt yüzünden mi buraya görevlendirilmiş."
Tuna biten sigarasını küllüğü bastırırken.
"Öyleymiş."
Gözleri kahvenin açık tonlarında,saçları gözlerine göre bir tık koyu olan timin keskin nişancı yardımcısı Teğmen Mert Arslan.
"Ne zaman geliyormuş yeni üsteğmenimiz?"
Bile bile üsteğmenimiz kısmını bastıra bastıra Bora'ya bakarak söylemişti.
Tuna
"Bugün yarın burda olur."
Damla
"Çok erken değil mi?"
Kaan
"Bence değil,hızlı olması bizim için avantajlı olur."
Gözleri saçlarıyla nerdeyse aynı renkte olan timin sağlıkçısı ve saha güvenlikçisi Asteğmen Fırat Korkmaz.
Diğerlerinin aksine sessiz bir tonda.
"Gelince mi başlayacağız komutanım."
Yüzbaşı kafasını salladı.
"Gelsin işte o zaman operasyona başlıyoruz."
"O gelicek bizim fırtınamız başlayacak."
~ İlk kitabımdan ilk bölüm nasıl buldunuz? ~

