BÖLÜM 8
Ay Kanı
Mabette ölüm sessizliği vardı.
Kimse konuşmuyordu.
Herkes Kuzey’in son cümlesini düşünüyordu.
“On dakika içinde… hepimiz öleceğiz.”
Duru, Mira’nın kolunu sıktı.
“Kuzey… şaka yapıyorsun, değil mi?”
Kuzey’in yüzü bembeyazdı.
“Keşke.”
“Ben geleceği seçmiyorum.”
“Görüntüler kendi kendine geliyor.”
Baran alaycı bir kahkaha attı.
“Hâlâ aynı yeteneğe sahipsin.”
“Hiç değişmemişsin.”
Kuzey dişlerini sıktı.
“Sen de hiç değişmemişsin.”
Baran elindeki siyah kristali yumruğunun içine aldı.
“Bu mabet yıkılacak.”
“Çünkü artık ona ihtiyacımız yok.”
Yaşlı adam bastonunu yere vurdu.
“Baran!”
“Bunun sonucunu biliyorsun.”
Baran’ın gözleri buz gibiydi.
“Biliyorum.”
“Yeni çağ başlayacak.”
Tam o sırada Mira’nın başı yeniden dönmeye başladı.
Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi.
Kulaklarında uğultular yükseliyordu.
Sonra…
Bir ses.
Kadın sesi.
Yumuşak ama hüzünlü.
“Mira…”
Mira irkilerek etrafına baktı.
“Kaan…”
“Birisi bana sesleniyor.”
Kaan şaşkınlıkla ona döndü.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Beni duyabiliyorsun…”
Ses bu kez daha yakındı.
“Sakın korkma…”
Mira istemsizce sesin geldiği yöne yürümeye başladı.
“Mira!” diye bağırdı Duru.
“Nereye gidiyorsun?”
“Ben…”
“…bilmiyorum.”
Ayakları sanki kendi isteğiyle hareket ediyordu.
Mabedin en arkasındaki dev kurt heykelinin önünde durdu.
Heykelin gözleri bir anda mavi renkte parladı.
Ardından bütün salonu güçlü bir titreşim sardı.
GÜMMM!
Taş tavandan tozlar dökülmeye başladı.
Aras küfretti.
“Çöküyor!”
Kaan koşarak Mira’nın yanına geldi.
“Oradan uzaklaş!”
Ama Mira kıpırdayamıyordu.
Heykelin tam ortasında ince bir çatlak oluştu.
Çatlak büyüdü…
Ve taş ikiye ayrıldı.
İçeride küçük, gümüş renkli bir sandık vardı.
Yaşlı adamın gözleri doldu.
“…Yıllardır açılmadı.”
Baran’ın yüzündeki ifade değişti.
“Hayır…”
“Hayır!”
“O sandığa dokunamaz!”
Baran ileri atıldı.
Aynı anda Aylin iki elini kaldırdı.
⚡ ÇAAAT!
Mavi şimşekler Baran’ın önüne düştü.
Baran geri sıçradı.
“Çekil yolumdan!”
Aylin sakin bir sesle konuştu.
“Önce beni geçeceksin.”
Baran öfkeyle uludu.
Uluma sesi taş duvarlarda yankılandı.
Maskeli kurtlar bir anda saldırıya geçti.
Kerem ilk darbeyi karşıladı.
Yumruğu bir kurdu metrelerce uzağa savurdu.
Deniz ellerini yere bastı.
İnce bir sis bütün salonu kapladı.
Maskeli kurtlar yönlerini kaybetmeye başladı.
Aras görünmez oldu.
Bir anda iki maskeli kurt yere yığıldı.
Duru şaşkınlıkla bağırdı.
“Aras!”
“Neredesin?”
Aras’ın sesi boşluktan geldi.
“Buradayım.”
“Tam olarak nerede olduğunu ben de bilmiyorum.”
Bu söz, o anın gerginliği içinde bile Duru’nun istemsizce gülmesine neden oldu.
“Şimdi sırası mı?”
Aras güldü.
“Biraz moral lazım.”
Tam o sırada…
Mira’nın eli, sanki görünmez biri tarafından yönlendirilmiş gibi sandığa uzandı.
Kaan bağırdı.
“Dokunma!”
Ama çok geçti.
Parmakları sandığın kapağına değdiği anda…
Bütün salon bembeyaz bir ışıkla doldu.
Mira gözlerini kapattı.
Işık kaybolduğunda…
Artık mabette değildi.
Yeşil bir ormanda duruyordu.
Karşısında uzun siyah saçlı genç bir kadın vardı.
Kadının gamzesi vardı.
Gözleri…
Mira’nın gözleriyle aynıydı.
Kadın gözyaşları içinde gülümsedi.
“Merhaba kızım…”
Mira’nın dizlerinin bağı çözüldü.
“…Anne?”
Kadın başını salladı.
“Vaktimiz çok az.”
“Sana gerçeği anlatmalıyım.”
Tam o anda ormanın içinden korkunç bir uluma yükseldi.
Kadının yüzü korkuyla değişti.
“O bizi buldu…”
Arkasını döndü.
Ve fısıldadı:
“Mira…”
“Kaan’a asla tamamen güvenme.”
Kadının sözleri biter bitmez görüntü parçalandı.
Mira yeniden mabetteydi.
Nefes nefese yere düştü.
Kaan onu kollarıyla tuttu.
“Mira!”
“İyi misin?”
Mira, gözlerinin içine baktı.
Aklında tek bir cümle vardı.
“Kaan’a asla tamamen güvenme.”
Ve ilk kez…
Kaan’dan korkmaya başladı.