BÖLÜM 7
Kan Bağı
Mabedin taş duvarları sessizliğe gömülmüştü.
Hiç kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Kaan, karşısındaki maskesini çıkarmış adama bakıyordu.
Gözleri öfke, şaşkınlık ve korkuyla doluydu.
“…Baran.”
Adam sırıttı.
“Demek hâlâ ismimi hatırlıyorsun.”
Mira fısıldadı.
“Kaan… Bu kim?”
Kaan’ın sesi her zamankinden daha sertti.
“Git buradan.”
“Hayır!”
Mira başını iki yana salladı.
“Artık hiçbir yere gitmiyorum. Sürekli benden bir şeyler saklıyorsunuz.”
Baran alkışladı.
“İşte beklediğim cesaret.”
Aras öne çıktı.
“Kes sesini.”
Baran alaycı bir ifadeyle gülümsedi.
“Sen hâlâ görünmezlik numaralarıyla mı uğraşıyorsun?”
Aras dişlerini sıktı.
“Bir adım daha atarsan pişman olursun.”
Baran hiç aldırış etmedi.
Bakışlarını Mira’ya çevirdi.
“Demek sensin…”
“…yıllardır beklediğimiz kız.”
Mira’nın kalbi hızlandı.
“Beni nereden tanıyorsun?”
“Henüz tanımıyorum.”
Baran yavaşça yaklaştı.
“Ama kanının kokusunu alabiliyorum.”
Mira istemsizce geri çekildi.
Tam o sırada Kaan onun önüne geçti.
“Bir adım daha atarsan seni durdururum.”
Baran güldü.
“Eskisi gibi mi?”
“Yoksa bu kez gerçekten öldürmeye mi çalışacaksın?”
Kaan cevap vermedi.
Mira ikisinin konuşmalarını anlamıyordu.
“Kardeş misiniz gerçekten?”
Sessizlik…
Baran derin bir nefes aldı.
“İkiziz.”
Bu söz mabedin içinde yankılandı.
Aras başını eğdi.
Duru şaşkınlıktan ağzını kapattı.
Mira ise Kaan’a döndü.
“Doğru mu?”
Kaan yavaşça başını salladı.
“Evet.”
“İkiz kardeşim.”
“Ama yıllar önce öldüğünü söylemiştiniz.”
“Öyle sanıyorduk.”
Baran’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Beni siz öldürdünüz.”
“Hayır.”
Kaan’ın sesi titredi.
“Seni kurtarmaya çalıştım.”
“Yalan!”
Baran’ın öfkesiyle mabedin mumları bir anda söndü.
Karanlığın içinden kırmızı gözler parladı.
Baran yalnız değildi.
Maskeli kurtlar sessizce etraflarını sardı.
Aylin iki elini yumruk yaptı.
Parmaklarının arasında mavi elektrik kıvılcımları dolaşmaya başladı.
“Bir işaret ver Kaan.”
Kaan başını hafifçe salladı.
“Hayır.”
“Burada savaşmayacağız.”
Baran kahkaha attı.
“Hâlâ insanları korumaya çalışıyorsun.”
Sonra cebinden küçük, siyah bir kristal çıkardı.
Yaşlı adam onu görünce irkildi.
“…Kara Ay Taşı.”
Baran kristali havaya kaldırdı.
“Artık oyun bitti.”
Kristal koyu mor bir ışık yaymaya başladı.
Tam o anda Mira’nın başı zonkladı.
Gözlerinin önüne görüntüler gelmeye başladı.
Kan…
Kar…
Uluyan kurtlar…
Ve küçük bir kız çocuğu…
Kız, kollarını uzatmış ağlıyordu.
“Anne…”
Mira irkilerek gözlerini açtı.
“Neler oluyor bana?”
Kaan onun omuzlarından tuttu.
“Mira! Bana bak!”
Ama Mira onu duymuyordu.
Bir ses zihninde yankılanıyordu.
“Bizi bul…”
“Gerçeği öğren…”
“Kan seni çağırıyor…”
Bir çığlık attı.
O anda bütün mabedin taşları sarsıldı.
Mira’nın etrafındaki demir şamdanlar yerden yükseldi.
Kılıçlar duvardan söküldü.
Yüzlerce metal parçası havada dönmeye başladı.
Baran’ın gülümsemesi ilk kez kayboldu.
“Demek…”
“…gerçekten o.”
Kaan şaşkınlıkla Mira’ya baktı.
“Hayır…”
“Bu kadar erken uyanmaması gerekiyordu.”
Mira’nın gözlerinden biri buz mavisine, diğeri altın rengine döndü.
Gözlerinden yaşlar akarken fısıldadı.
“Ben…”
“…kimim?”
Tam cevap verecekti ki Kuzey, nefes nefese mabede girdi.
Yüzü bembeyazdı.
“Kaan!”
“Hemen çıkmamız lazım!”
Kaan döndü.
“Ne oldu?”
Kuzey’in sesi titriyordu.
“Geleceği gördüm.”
“Ne gördün?”
Kuzey yutkundu.
“On dakika içinde…”
“…bu mabet tamamen çökecek.”
Ve gözlerini Mira’ya çevirdi.
“Onu buradan çıkaramazsak…”
“…hepimiz öleceğiz.”