BÖLÜM 6
Kurtların Mabedi
Demir kapı gıcırdayarak sonuna kadar açıldı.
İçeriden yükselen soğuk hava Mira’nın tenini ürpertti.
Duvarlarda yüzlerce mum yanıyordu.
Loş ışıkta kurt figürleriyle oyulmuş dev sütunlar göze çarpıyordu.
Burası bir laboratuvara değil…
Yüzyıllardır saklanan gizli bir tapınağa benziyordu.
Mira fısıldadı.
“…Burası neresi?”
Aras derin bir nefes verdi.
“Burası hastanenin altı değil.”
“Biz buraya…”
“Mabet.”
“…diyoruz.”
Duru gözlerini kocaman açtı.
“Şaka yapıyorsun.”
“Keşke.”
Tam o sırada baston sesi duyuldu.
Tak…
Tak…
Tak…
Az önce konuşan yaşlı adam ağır adımlarla onlara doğru yürüdü.
Bembeyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Gözleri ise alışılmadık şekilde altın rengindeydi.
Adam Mira’nın tam karşısında durdu.
Uzun süre konuşmadı.
Sadece yüzüne baktı.
Sonra elini uzattı.
“Hoş geldin…”
“…Mira.”
Mira istemsizce geri çekildi.
“Beni tanıyor musunuz?”
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
“Senden çok önce…”
“…annenle tanışmıştım.”
Mira’nın nefesi kesildi.
“Annem mi?”
“Annem yıllar önce öldü.”
“Hayır.”
Adam başını iki yana salladı.
“Sana anlatılan öldü.”
“O değil.”
Mira’nın dizlerinin bağı çözüldü.
“Ne demek bu?”
Tam o sırada arkasından tanıdık bir ses geldi.
“Yeter.”
Kaan…
Merdivenlerden ağır ağır aşağı iniyordu.
Yüzünde öfke vardı.
Yaşlı adam ona döndü.
“Daha ne kadar saklayacaksın?”
Kaan sertçe cevap verdi.
“Doğru zamanı bekliyorum.”
“Doğru zaman mı?”
Adam bastonunu yere vurdu.
TAK!
Mabedin bütün duvarları titredi.
“Denek 17 kaçmış.”
“Mira’nın gücü uyanmış.”
“Ve sen hâlâ doğru zamanı bekliyorsun.”
Sessizlik…
Kaan ilk kez başını öne eğdi.
Mira ikisine de bakıyordu.
“Biriniz bana ne olduğunu açıklayacak mı?”
Kaan gözlerini kapattı.
“Tamam.”
“Artık bilmen gerekiyor.”
Mira’nın kalbi deli gibi atıyordu.
“Kaza geçirdiğin gün…”
“…aslında öldün.”
Duru bir anda ayağa fırladı.
“Saçmalama!”
“Ben onu ambulansa bindirdim!”
Kaan sakinliğini koruyordu.
“Kalbi tam üç dakika durdu.”
“Hayır…”
“Kayıtlarda ölüm saati bile yazıyor.”
Mira’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Hayır…”
“Bu doğru olamaz.”
Kaan cebinden küçük metal bir kutu çıkardı.
Kutunun içinde şeffaf, maviye çalan bir sıvı vardı.
“Bu…”
“…seni hayata döndüren serum.”
Mira titreyen elleriyle kutuya baktı.
“Bu ne?”
Yaşlı adam cevap verdi.
“İnsan kanı değil.”
“Kurt özü.”
Mira’nın midesi bulandı.
“Hayır…”
“Bana bunu yapmış olamazsınız.”
Kaan başını eğdi.
“Başka çarem yoktu.”
“Ya seni kaybedecektim…”
“…ya da seni değiştirecektim.”
Mira öfkeyle ayağa kalktı.
“Bana sormadın bile!”
“Ölmek istemezdin.”
“Belki isterdim!”
Kaan sustu.
Bu söz onu derinden vurmuştu.
Tam o sırada mabedin bütün ışıkları söndü.
FISSS!
Zifiri karanlık…
Sonra…
Bir çocuk sesi duyuldu.
“Abi…”
Herkes irkildi.
Ses hiçbir yerden gelmiyordu.
“Abi…”
Kaan’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır…”
Aras korkuyla etrafa baktı.
“Kaan…”
“Bu ses…”
Kaan fısıldadı.
“…Mümkün değil.”
Mira tam konuşacakken…
Mabedin en büyük kapısı kendi kendine açıldı.
İçeriden siyah pelerinli onlarca kişi yürüyerek girdi.
Hepsinin yüzü maskeliydi.
En öndeki adam maskesini çıkardı.
Soğuk bir gülümsemeyle Kaan’a baktı.
“Yıllar sonra yine karşılaştık… kardeşim.”
Kaan’ın gözleri büyüdü.
“…Hayır.”
“Sen…”
“…ölmüştün.”
Adam yavaşça gülümsedi.
“Beni öldüremedin.”
Ve tam o anda Mira’nın gözleri yeniden parladı.
Bu kez biri buz mavisi, diğeri altın sarısıydı.
Yaşlı adam korkuyla geri çekildi.
“Efsane… gerçekten başlamış.”