BÖLÜM 4
Denek 17
Alarm sesi bütün hastaneyi inletiyordu.
BİP! BİP! BİP!
“Acil durum. Denek 17 bulunduğu bölmeden kaçmıştır. Tüm personel güvenli alanlara geçsin.”
Kapının dışından koşuşturmalar duyuluyordu.
Hemşireler bağırıyor, güvenlik görevlileri telsizlerle birbirlerine talimat veriyordu.
Ben ise hâlâ yatağın üzerinde donup kalmıştım.
“Denek…”
Boğazım düğümlendi.
“…Ne demek denek?”
Kaan tek kelime etmedi.
Yüzündeki sakin ifade ilk kez kaybolmuştu.
Dolabın yanına gidip beyaz önlüğünü çıkardı.
Altından siyah, dar kesimli bir tişört görünüyordu.
Belindeki küçük telsizi aldı.
Tam çıkacakken bana döndü.
“Mira.”
“Efendim?”
“Ne olursa olsun…”
Kapıya baktı.
“…Bu odadan çıkma.”
“Ne oluyor?”
“Bunu sonra konuşacağız.”
“Hayır!”
Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı.
“Neler oluyor? Bana kimse hiçbir şey söylemiyor!”
Kaan bana birkaç saniye baktı.
Sanki söylemek istediği yüzlerce şey vardı.
Ama sadece bir cümle kurdu.
“Sana söz veriyorum.”
“Seni koruyacağım.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Kapı açıldı.
Aras nefes nefese içeri girdi.
“Kaan!”
“Koridor C.”
“İki güvenlik yaralandı.”
Kaan’ın yüzü gerildi.
“Isırıldı mı?”
Aras başını yavaşça salladı.
“Evet.”
Ben şaşkınlıkla ikisine baktım.
“Isırıldı mı?”
İkisi de sustu.
Artık sabrım tükenmişti.
“Yeter!”
Ayağa kalkmaya çalıştım.
Başım döndü.
Kaan bir anda yanıma geldi.
Kolumdan tuttu.
“Dikkat.”
“Dokunmayın bana!”
Kendimi geri çektim.
Tam o anda…
Odadaki monitörler birden titremeye başladı.
BİP…
BİP…
Duvara asılı metal askılık yavaşça yerinden ayrıldı.
Havaya yükseldi.
Ardından serum askısı…
Sonra sandalyeler…
Duru tam kapıdan içeri girmişti.
“Aaaa!”
Korkuyla çığlık attı.
“Mira!”
“Yine oluyor!”
Ben panikle başımı tuttum.
“Durun!”
“Ben yapmıyorum!”
Bir anda odadaki bütün metal eşyalar havada dönmeye başladı.
Camlar çatladı.
Hemşireler koridordan kaçışıyordu.
Kaan gözlerini kapattı.
Sanki bir şeyi dinliyordu.
Sonra aniden gözlerini açtı.
Gri gözlerinin içinde gümüş rengi bir parıltı belirdi.
Elini şakağına götürdü.
Aras hemen anladı.
“Düşüncelerini okuyorsun…”
Kaan kısık sesle konuştu.
“Burada…”
“Yaklaşıyor.”
Ben anlamıyordum.
“Kim?”
Kaan bana baktı.
“Denek 17.”
Tam o sırada…
Koridorun ışıkları söndü.
Bir.
İki.
Üç.
Her yer zifiri karanlığa gömüldü.
Duru koluma sarıldı.
“Mira…”
“Ben korkuyorum.”
Ben de korkuyordum.
Sonra…
Koridordan ağır adımlar duyuldu.
Tak…
Tak…
Tak…
Hiç kimse konuşmuyordu.
Sadece o ayak sesleri…
Ve derin nefes alışları…
Birden kapının altından uzun pençeli bir gölge geçti.
Duru ağzını kapattı.
“Allah’ım…”
Kapının kolu yavaşça aşağı indi.
Çıt…
Kapı kendi kendine açıldı.
Koridor bomboştu.
Kimse görünmüyordu.
Ben derin bir nefes aldım.
“Kimse yok.”
Sözüm biter bitmez…
Tavanın üzerinde iki parlayan göz belirdi.
Sarı…
Kocaman…
İnsan gözü değildi.
Yaratık tavandan aşağı atladı.
GROOOAAARR!
Duru çığlık attı.
Ben olduğum yerde donup kaldım.
Karşımızdaki yaratık…
Yarı insan…
Yarı kurttu.
Siyah tüylerle kaplıydı.
Uzun pençeleri yere sürtünüyordu.
Ağzından salyalar akıyordu.
Ama beni asıl korkutan…
Gözleriydi.
Bana bakıyordu.
Sadece bana.
Sonra hırıltılı bir ses çıkardı.
”…Mi…ra…”
Ben nefesimi tuttum.
“Beni…”
“…Tanıyor mu?”
Kaan bir adım önüme geçti.
Kollarını iki yana açtı.
“Arkasına geç.”
“Kaan…”
“Hemen!”
Ben ve Duru geri çekildik.
Yaratık bir anda Kaan’ın üzerine atladı.
Ama tam saldıracakken…
Aras gözden kayboldu.
Gerçekten…
Yok olmuştu.
Yaratık şaşkınlıkla etrafına bakarken görünmez olan Aras ona sert bir tekme savurdu.
Yaratık duvara çarptı.
Tam ayağa kalkacakken…
Koridorun diğer ucundan sakin ama güçlü bir kadın sesi duyuldu:
“Yeter.”
Herkes o tarafa döndü.
Uzun siyah saçlı bir kadın koridorda duruyordu.
Elini yavaşça havaya kaldırdı.
Bir anda yerdeki bütün metal eşyalar havaya yükseldi.
Yaratık kıpırdayamadı.
Adeta görünmez zincirlerle bağlanmıştı.
Kaan şaşkınlıkla kadına baktı.
“Aylin… Sen neden buradasın?”
Kadın gözlerini hiç Mira’dan ayırmadan cevap verdi.
“Çünkü artık sır saklayacak vaktimiz kalmadı.”
Ve tam o anda Mira’nın ensesinde dayanılmaz bir yanma başladı…
Sanki derisinin altında bir şey uyanıyordu.