Zamanın Kızı
Gece…
Ay Mabedi’nin taş duvarları bu kez mavi değil, altın rengiyle parlıyordu.
Kadim Alfa mağaranın tam ortasında duruyordu.
Etrafında Kaan, Mira, Ela, Baran, Aras, Duru, Kerem, Deniz ve Aylin sessizce bekliyordu.
Kadim Alfa derin bir nefes aldı.
“Bugün…”
“…zamanın sırrı açığa çıkacak.”
Ela’nın kalbi hızla atmaya başladı.
“Neden korkuyorum?”
Mira hemen elini tuttu.
“Çünkü bilmediğin bir gerçekle karşılaşacaksın.”
Kaan da diğer elini uzattı.
“Ve bunu tek başına yaşamayacaksın.”
Ela ikisinin ellerini tuttuğu anda…
Üç Ruh Taşı aynı anda parladı.
Mavi Ay Taşı…
Akuamarin…
Altın Ruh Taşı…
Mağaranın ortasında altın renkli bir kapı oluştu.
İçinden görüntüler akmaya başladı.
İlk görüntü…
Bembeyaz bir hastane odasıydı.
Mira, kucağında yeni doğmuş bir bebeği tutuyordu.
Kaan, gözyaşlarını gizleyemeden bebeğin minicik elini öpüyordu.
Mira gülerek fısıldadı:
“Hoş geldin…”
“…Ela.”
Mağaradaki herkes donup kaldı.
Duru iki eliyle ağzını kapattı.
“Ela mı dedi?”
Aras’ın gözleri büyüdü.
“Yok artık…”
Görüntü değişti.
Beş yaşlarında küçük bir kız, bahçede kahkahalar atarak koşuyordu.
Kaan peşinden sesleniyordu.
“Ela! Düşeceksin!”
Küçük kız arkasına dönüp gülümsedi.
“Yakalanamazsın baba!”
Mira gülerek onları izliyordu.
Sonra görüntü tekrar değişti.
Gökyüzü kıpkırmızıydı.
Şehir yanıyordu.
Baran, Kan Taşı’nın etkisiyle kontrolünü kaybetmişti.
Gökyüzünde dev kurtlar uluyordu.
Yetişkin Ela ağlıyordu.
“Anne!”
“Baba!”
“Kendinizi feda etmeyin!”
Mira gözyaşları içinde kızına sarıldı.
“Dinle beni…”
“Ne olursa olsun yaşayacaksın.”
Kaan, Ela’nın boynundaki Altın Ruh Taşı’nı tuttu.
“Bu taş seni geçmişe götürecek.”
Ela başını iki yana salladı.
“Gitmeyeceğim!”
“Sizi bırakamam!”
Kaan gözlerinden akan yaşlara rağmen gülümsedi.
“Biz seni hiçbir zaman bırakmayacağız.”
“Biz sadece…”
“…senden önce geleceğiz.”
Mira kızının alnını öptü.
“Geçmişe git.”
“Bizi bul.”
“Ve…”
“…birbirimize âşık olmamızı sağla.”
Ela hıçkırarak ağladı.
“Anne…”
“Ben yapamam.”
Mira gözyaşlarını sildi.
“Yapacaksın.”
“Çünkü sen…”
“…bizim mucizemizsin.”
Altın Ruh Taşı gökyüzü kadar parlak bir ışık yaydı.
Ve Ela…
Işığın içinde kayboldu.
Görüntü bir anda sona erdi.
Mağarada ölüm sessizliği vardı.
Ela dizlerinin üzerine çöktü.
Artık her şeyi hatırlıyordu.
Çocukluğunu…
Annesini…
Babasını…
Hepsini…
Gözyaşları durmadan akıyordu.
Yavaşça başını kaldırdı.
Önce Mira’ya baktı.
Sonra Kaan’a…
Titreyen sesi mağarada yankılandı.
“Anne…”
Mira’nın dizlerinin bağı çözüldü.
Gözlerinden yaşlar boşaldı.
Ela koşarak ona sarıldı.
İkisi de hıçkırarak ağlıyordu.
“Anne…”
“Ben seni çok özledim.”
Mira kızını saçlarından öptü.
“Ben de seni…”
“Her zaman özleyeceğim.”
Ela sonra yavaşça Kaan’a döndü.
“Baba…”
Kaan olduğu yerde donmuştu.
Hayatında ilk defa ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Ela ona doğru yürüdü.
Hiç konuşmadan boynuna sarıldı.
Kaan da kızını sımsıkı kucakladı.
Gözlerinden süzülen yaşlar Ela’nın saçlarına düştü.
“Ben…”
“…gerçekten baban mıyım?”
Ela gülümseyerek ağladı.
“Dünyanın en iyi babası.”
Baran bütün olanları sessizce izliyordu.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Kan Taşı ilk kez kırmızı yerine koyu gri renkte parlamaya başladı.
Baran’ın sesi çatallandı.
“Demek…”
“…sen benim…”
Ela gözyaşlarını silerek ona baktı.
“Amcamsın.”
Baran’ın bütün dünyası o anda durdu.
Yıllardır nefret ettiği insanların…
Aslında ailesi olduğunu öğrenmişti.
Ellerini yüzüne kapattı.
Sessizce ağlamaya başladı.
“Ben…”
“…kendi ailemi yok etmeye çalışmışım.”
Kaan ağır adımlarla Baran’ın yanına geldi.
İkisi uzun süre birbirlerine baktılar.
Sonra Kaan elini uzattı.
“Ağabey…”
“Artık bitsin.”
Baran titreyen eliyle kardeşinin elini tuttu.
O anda Kan Taşı çatladı.
İçinden çıkan karanlık sis gökyüzüne yükseldi.
Yerine berrak, kristal gibi ışık saçan yeni bir taş kaldı.
Kadim Alfa gülümsedi.
“Lanet sona erdi.”
“Kan Taşı…”
“…artık Arınma Taşı oldu.”
Baran gözlerini kapattı.
Yıllardır omuzlarında taşıdığı yük sanki bir anda yok olmuştu.
İlk kez gerçekten özgürdü.
Tam o sırada mağaranın tavanından ay ışığı süzüldü.
Kadim Alfa hepsine bakarak gülümsedi.
“Bir aile yeniden birleşti.”
“Şimdi gerçek hikâye başlıyor.”