İçeriğe geç

İtalyan kurt

Bölüm 29 · 2 dk okuma

İtalyan kurt

Bölüm 29

29 Bölüm: sessiz karşılaşma

Sessiz Karşılaşma

Gece…

Konağın içindeki herkes uyumuştu.

Mira, Duru ve Aylin aynı odadaydı.

Aras ile Kerem aşağı katta nöbet tutuyordu.

Kaan ise çalışma odasında eski kurt günlüklerini inceliyordu.

Ela’nın ise gözüne bir türlü uyku girmemişti.

Boynundaki Altın Ruh Taşı yine hafif hafif ısınıyordu.

Sanki onu bir yere çağırıyordu.

Sessizce yatağından kalktı.

Kimseyi uyandırmadan konağın kapısını açtı.

Soğuk gece havası yüzüne çarptı.

Dolunay, ormanı gümüş renge boyuyordu.

Ela farkında olmadan taşın gösterdiği yöne yürümeye başladı.

Bir süre sonra küçük bir dereye ulaştı.

Suyun sesi bütün ormanı dolduruyordu.

Tam eğilip sudaki yansımasına bakacakken…

Arkasından bir ses duyuldu.

“Gece tek başına dolaşmak tehlikelidir.”

Ela irkilerek arkasını döndü.

Siyah pelerinli adam…

Baran…

Ay ışığında sessizce duruyordu.

Ela birkaç adım geri çekildi.

“Sen…”

Baran ellerini yavaşça iki yana açtı.

“Korkma.”

“Sana zarar vermeyeceğim.”

Ela şaşkınlıkla baktı.

“Sen bizim düşmanımız değil misin?”

Baran acı bir tebessüm etti.

“Belki.”

“Ama sen…”

“…başka birisin.”

Ela hiçbir şey anlamıyordu.

“Neden bana öyle bakıyorsun?”

Baran cevap vermedi.

Sadece Ela’nın boynundaki Altın Ruh Taşı’na baktı.

Gözleri bir anlığına doldu.

“Bu taşı…”

“…en son çok uzun yıllar önce görmüştüm.”

Ela kolyesini avucunun içine aldı.

“Sen bu taşı tanıyor musun?”

Baran başını hafifçe salladı.

“Tanıyorum.”

“Hatta…”

“…onu koruyacağıma yemin etmiştim.”

Ela şaşkınlıkla sordu.

“Peki neden vazgeçtin?”

Baran gözlerini gökyüzüne çevirdi.

“Çünkü bazen…”

“…insan en çok korumak istediği şeyi kaybeder.”

Bir süre sessizlik oldu.

Rüzgâr ağaçların yapraklarını hışırdatıyordu.

Ela, Baran’ın gözlerinde beklediği nefreti göremiyordu.

Orada sadece derin bir hüzün vardı.

“Sen kötü biri gibi görünmüyorsun.”

Baran hafifçe güldü.

“İnsanlar görünene çok çabuk inanır.”

Ela cesaretini toplayıp bir adım yaklaştı.

“Sen neden üzgünsün?”

Baran’ın boğazı düğümlendi.

Yıllardır kimse ona bunu sormamıştı.

“Çünkü…”

“…çok geç kaldım.”

Ela’nın içi burkuldu.

Hiç düşünmeden cebinden küçük bir mendil çıkardı.

Baran’a uzattı.

“Annem…”

Sözcük boğazında düğümlendi.

“…şey…”

“Birisi bana, ağlayan insanların yalnız bırakılmaması gerektiğini öğretmişti.”

Baran mendile baktı.

Sonra Ela’ya…

Yüzünde yıllardır görülmeyen kadar sıcak bir gülümseme belirdi.

“Kalbin…”

“…tıpkı onun gibi.”

Ela şaşkınlıkla sordu.

“Kimin gibi?”

Baran cevap vereceği sırada…

Ormanın içinden Kaan’ın sesi duyuldu.

“Ela!”

Baran’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Seni arıyorlar.”

Ela telaşlandı.

“Gitmem gerekiyor.”

Baran başını salladı.

“Evet.”

Ela birkaç adım attı.

Sonra dönüp son kez sordu.

“Bir daha karşılaşacak mıyız?”

Baran derin bir nefes aldı.

“Kaçınılmaz.”

“Çünkü…”

“…kader, aynı aileyi er ya da geç yeniden bir araya getirir.”

Ela bu cümleyi anlamadı.

Koşarak konağa doğru gitti.

Baran ise olduğu yerde kaldı.

Ela’nın biraz önce uzattığı mendili avucunda sıkıyordu.

Gözlerini kapattı.

Çok yavaş bir sesle fısıldadı.

“Sana söz vermiştim…”

“Seni elimden geldiğince koruyacağım.”

Tam o anda Kan Taşı hafifçe parladı.

Ama bu kez kırmızı değil…

Kısa bir anlığına altın renkte ışık saçtı.

Baran şaşkınlıkla taşa baktı.

“Demek hâlâ…”

“…içimde biraz umut kalmış.”

Uzakta ise Kaan, Ela’yı bulup rahat bir nefes aldı.

“Nereye gitmiştin?”

Ela gülümsedi.

“Birini tanıdım.”

“Kimi?”

Ela duraksadı.

“Nedense…”

“…bana yabancı gelmeyen birini.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.