BÖLÜM 10
Varisin Kapısı
Mabedin taş kapısı yavaş yavaş açılırken içeriden buz gibi bir rüzgâr esti.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Kapının ardındaki karanlık sanki canlıydı.
Derinlerden gelen o tok ses yeniden yankılandı.
“Varis bulundu…”
“Kan bağı doğrulandı…”
Mira ürperdi.
“…Varis kim?”
Yaşlı adam cevap vermedi.
Gözleri yalnızca Kaan’ın yere damlayan kanındaydı.
Kaan, yaralı omzunu tutmasına rağmen dimdik ayaktaydı.
“Kimse o kapıya yaklaşmayacak.”
Baran alaycı bir kahkaha attı.
“Hâlâ emir vermeye çalışıyorsun.”
“Kardeşim…”
“Artık çok geç.”
Bir anda elini kaldırdı.
Maskeli kurtlar aynı anda saldırıya geçti.
“DAĞILIN!” diye bağırdı Aras.
Bir anda gözden kayboldu.
İlk maskeli kurt yere savruldu.
Kerem yumruğunu sıkarak öne atıldı.
“Haydi gel!”
İki kurtu tek darbeyle geriye fırlattı.
Deniz avuçlarını yere bastı.
Taş zeminden yükselen yoğun sis, bütün mabedi kapladı.
Kimse birbirini göremiyordu.
Duru panikle bağırdı.
“Mira!”
“Buradayım!” diye seslendi Mira.
Tam o anda arkasında bir hırıltı duydu.
Yavaşça döndü.
Sislerin arasından kırmızı gözlü bir kurt çıkıyordu.
Mira istemsizce geri çekildi.
Kurt saldırmak için sıçradığı anda…
Elini refleksle havaya kaldırdı.
Hiçbir şey yapmayı düşünmemişti.
Ama saldıran kurt görünmez bir güçle havada asılı kaldı.
Sonra bütün hızıyla taş duvara çarptı.
GÜÜÜM!
Mira korkuyla ellerine baktı.
“…Ben…”
“…Bunu ben mi yaptım?”
Kaan uzaktan onu gördü.
Yüzüne istemsiz bir gülümseme yerleşti.
“Kontrol etmeye başlıyor…”
Tam o sırada Baran, Kaan’ın dalgınlığını fırsat bildi.
Keskin pençeleriyle saldırdı.
Kaan son anda eğildi.
Ama pençeler yanağını çizdi.
İnce bir kan çizgisi oluştu.
Baran fısıldadı.
“Eskisi kadar hızlı değilsin.”
Kaan da gülümsedi.
“Sen de eskisi kadar zeki değilsin.”
Bir anda Baran’ın gözlerinin içine baktı.
Baran’ın yüzündeki ifade dondu.
Kaan düşüncelerini okumaya başlamıştı.
Parça parça görüntüler zihnine doluyordu.
Karanlık bir laboratuvar…
Cam tüpler…
Beyaz önlüklü insanlar…
Ve…
Bir kadın…
Kucağında yeni doğmuş bir bebek vardı.
Kadının yüzü seçilemiyordu.
Ama bebeğin boynunda…
Mavi taşlı kurt kolyesi vardı.
Kaan’ın nefesi kesildi.
“…Hayır.”
Baran gülümsedi.
“Gördün mü?”
Kaan öfkeyle bağırdı.
“Sen bunu yıllardır biliyordun!”
“Elbette biliyordum.”
Mira şaşkınlıkla onlara baktı.
“Neyi biliyordunuz?”
Baran gözlerini Mira’ya çevirdi.
“Sana gerçeği söylemeye cesaret edemiyor.”
“Kaan!”
diye bağırdı yaşlı adam.
“Onu sustur!”
Ama çok geçti.
Baran yüksek sesle konuştu.
“Mira…”
“Sen o kazada seçilmedin.”
“SEN…”
“…tesadüfen kurt olmadın.”
Mira’nın kalbi sıkıştı.
“Ne demek istiyorsun?”
Baran tek tek kelimeleri vurgulayarak söyledi.
“Çünkü…”
“…sen doğduğun günden beri onların peşindeydin.”
“…ve onlar da senin.”
Mira’nın başı dönmeye başladı.
“Hayır…”
“Yalan söylüyorsun.”
Baran cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı havaya fırlattı.
Fotoğraf süzülerek Mira’nın ayaklarının dibine düştü.
Eğilip aldı.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Kadının kucağında birkaç aylık bir bebek…
Yanında ise genç bir adam…
Ve arkalarında…
Aynı mabet.
Mira’nın elleri titremeye başladı.
Kadının yüzü…
Az önce gördüğü kadındı.
Ama onu asıl sarsan şey…
Fotoğrafın arkasına yazılmış tek cümleydi.
“Mira’nın ilk dönüşümünden bir gün önce.”
Mira’nın nefesi kesildi.
“…İlk…”
“…dönüşüm mü?”
“Bebekken mi?”
Kaan yavaşça gözlerini kapattı.
Artık saklayacak hiçbir şey kalmamıştı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra Mira’nın tam karşısına geçti.
Gözlerinin içine baktı.
Ve yıllardır içinde taşıdığı sırrı söyledi.
**“Mira…”
“Sen hiçbir zaman tamamen insan olmadın.”
O cümleyle birlikte mabedin derinliklerinden öyle güçlü bir uluma yükseldi ki bütün taş duvarlar sarsıldı.
Kapının ardındaki karanlığın içinden iki parlayan altın göz yavaşça açıldı…
Ve kim olduklarını hâlâ kimse bilmiyordu.