İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 9 · 11 dk okuma

İSYAN

Bölüm 9

9. Bölüm

Ben gözlerimden taşan şaşkınlıkla önümdeki sahneyi izlerken Sevda küçücük bedeniyle abimin iri yarı bedenini hızla itti. Abim daha itildiğinin bile farkına varamadan Sevda'nın sert tokadı abimin yüzünde patladı. Çıkan ses öyle güçlüydü ki canının acıdığı ortadaydı. Abim bir süre gözleri kapalı başı yana eğik durdu. Hiçbir şey demeden kapıdan çıkmak üzereyken Sevda bu sefer yakasından tuttu. Delirmiş gibiydi. Ağlayarak abime vuruyordu. Abim ne başını yerden kaldırıyor ne de ağzını açıp tek kelime söylüyordu. Sevda yorulmuş olacak ki abimi bıraktı. Ellerini saçlarına geçirip odanın içinde döne dolaşa ağlamaya devam etti. Abimse suçlu küçük çocuklar gibi kapının ağzında duruyordu. Odanın dışında çocukları, anne ve babamı görünce böylesine mahrem kalması gereken bir anı izlediğimiz için utandım. Annem gözlerime bakıp çocukları sessizce odalarına yönlendirdi. Babam ağzının içinde homurdanarak odasına gitti. Annem de çok durmaz giderdi eminim. Odadan çıkmak üzereyken Sevda'nın bana hitaben konuşması adımlarımı durdurdu.

"Güleycan beni yalnız bırakma, ne olur. Bu haysiyetsiz köpek yine yaklaşırsa dayanamam hem onu hem kendimi öldürürüm."

Ağlayarak tamamladığı cümleleri zar zor anlamıştım. Kendine zarar vereceğinden korktum. Abim kendisi için söylediği şeyleri duyduğu anda başını kaldırıp Sevda'ya baktı. Yüzü allak bullak olmuştu. Hışımla odadan çıktı. Her ne kadar nefret etsem de sadece annemin üzüleceğinden korkarak peşinden koştum. Konaktan çıkacakken yakalayıp yalvara yalvara verandaya çektim. Sessizce oturup bekledik. Sert solukları bir süre sonra daha sakin olmuştu. Ağzımı açmaya korkuyordum. Kısık sesle neredeyse mırıldanarak konuşmaya başladığında pür dikkat dinlemeye çalıştım.

"Çok sevdim. Askerden dönünce görmüştüm onu. Sadece bir kere görmüştüm. Uzunca bir süre hiç görmedim. Aylar geçti mevsimler değişti ama ben gördüğüm yüzünü unutmadım. Bir gün bizim çocuklarla gezerken yine gördüm. Daha büyümüş serpilmişti. Nereden baksan iki senesi var iki görüşümün arasında. Ama hissettirdiği hep aynı. Araştırdım gizliden gizliye, sordum. Cesaretimi toplayıp söyledim. Yollarına çıktım küçük çocuklardan haber yolladım. Bana mısın demedi. Duysam bir sevdiği var diye yolundan çekilirdim. Ama o da yok. Ne dediysem olmadı. Görücülerin biri gidiyor biri geliyor. Sonuncusuna tamam diyeceğini öğrendim bir şekilde. Kapıdan adım atar atmaz tuttum kaçırdım. Isınır zamanla sever dedim. Ama çok zor. Ben bize kendi ellerimle bir cehennem yaptım. Seni de tuttum o cehennemde yaktım."

Gözlerimden yaşlar süzülürken ne diyeceğimi bilemedim.

" Olan oldu artık. Ayrı evlerde nefes alan ama günden güne çürüyen cesetleriz bundan sonra."

"Affet beni Güleycan. Yaptığım, söylediğim her şey için affet."

"Nasıl affedeyim? Öksüz kaldık birlikte. Babam ha var ha yok. Sen arkamda dağ olursun sanmıştım. Beni yerin dibine gömdün. Dövdün, sövdün. Kendi sevdan için sattın sen beni. Nasıl affederim? Nasıl unuturum?"

Abim ellerini başının yanlarına dirseklerini de dizlerine yaslayarak bağıra bağıra ağladı. Kıyamadım. Onca olan bitene rağmen öylece duygusuzca oturamadım. Ona uzanan ellerimi defalarca geri çektim ama yine de yenildim. Ayağa kalkıp başında dikildim. Hiç pozisyonunu değiştirmeden dakikalardır ağlıyordu. Ellerimi ellerinin üstüne bıraktım. Başını kaldırıp yüzüme baktı. Ağlamasını durduramıyor gibiydi. Ne olacaksa olsun diyerek eğilip alnına bastırdım dudaklarımı. Gözleri şokla açıldı. Hiç kırpıştırmadığı gözlerinden hala yaşlar akıyordu. Ayağa kalktı. Kollarını bedenime doladı. Dilinde beni affet sözleriyle sıkı sıkı sarıldı. Arada başıma bıraktığı öpücükler beni azarlayan iç sesimi duymamı engelliyordu. Sonunda ben de kollarımı bedenine doladığımda bedeni hafifçe gevşedi. Bunu bekliyordu. Kıpırdanıp ayrılmamızı sağladım. Ellerimi yüzünde gezdirdim. Gözyaşlarını kuruladım. Yenileri gelse de vazgeçmedim. Her akan yaşı sabırla sildim.

"Hadi gel, yat dinlen. Yarın ola hayrola. Allah'tan ümit kesilmez."

Elinden tutup çekiştirdim. Odasının önüne geldiğimizde Sevda'nın odasına göz ucuyla baktı. Odaya girmesini sağlayıp peşinden girdim. Dolabını açıp iç çamaşırı ve pijama çıkardım.

"Hadi geç duş al. Sonra da uyu. Sabah yeniden konuşuruz olur mu?"

Başıyla onayladı. Elimden kıyafetleri alıp yatağın üstüne attı. Kollarını tekrar etrafıma sarıp saçlarımı öptü. Konuşacak hali yoktu. Kollarını açtığında yanağını öpüp odadan çıktım. Odama geçmekle Sevda'nın yanına gitmek arasında kalmıştım. Tereddütle kapısını tıklattım. Açılan kapının ardında Sevda dağılmış bir halde duruyordu. Onun da duş alıp rahatlamasını istedim. Odasında banyo olmadığı için odama geçtik. Temiz havlu ayarladığımda Sevda duşa girerken ben berjere oturup Sevda'yı bekledim. Ara sıra ağlama sesleri gelse de sabırla çıkmasını bekledim. Islak saçlarıyla banyodan çıkınca ayağa kalkıp bekledim. Sakin adımlarla yanıma geldi. Elindeki tarağı bana uzattı. Hafifçe gülümseyerek aldım. Önümde yere oturdu. Tarağı saçlarında nazikçe gezdirdim. Havluyu alıp saçlarındaki fazla suyu aldım. Bebek gibi ilgilendim. Berjere oturdu.

"Bir şeyler içelim mi?"

Olumsuzca salladı başını. Aslında papatya çayı içirebilirsem rahat uyurdu.

"Aa olmaz öyle. Sen bekle ben hemen bir bitki çayı hazırlayıp geliyorum."

Bir şey demesine müsaade etmeden koşar adım mutfağa indim. Bitki çayını demlediğim zımbırtıya çayı hazırlayıp tepsiye koydum. İki tane de kupa ekledim. Tepsiyi alıp odama çıktığımda bacaklarını altında toplamış dışarıyı izliyordu. Zifiri karanlıkta bir şey görünmüyordu ama eminim onun da izlediği manzara değil kayan hayatıydı. Sessizce çayı kupalara bölüştürdüm. Az önceki itirazına rağmen bu sefer bir şey demeden kupayı aldı. Üşüyormuş gibi avuçlarını etrafına sardı. Konuşmasını bekledim.

"Zorla kaçırdı. Korkudan öleceğimi sandım. Defalarca hayır dedim ama dinlemedi, kaçırdı. Yemin ediyorum ölmekten başka dileğim yok. İnşallah kardeşi yoktur berdel olmaz diye dua ettim sadece. Ben onun olamam Güleycan. Ne yapacağımı bilmiyorum."

"Neden?"

Onu zorla kaçıran birine bu kadar öfkeli olması çok normaldi. Ancak bir yerden sonra ben bile Cihangir'i kabullenmiştim. Kesin itirazı aklımı kurcalıyordu. Sorumu yineledim.

"Neden olamazsın? Zorla kaçırılman affetmesi güç bir durum biliyorum. Ancak bizi de zorluyorlar. Kardeşin hazır olmamı söyledi. Bir yerde kabullenmek zorunda kaldım. Yanlış anlamanı istemiyorum. Başkasını mı seviyorsun? Yoksa abim sana kötü bir şey mi yaptı?"

Sessizliği uzun sürdü. Sabırla bekledim.

"Sevdiğim falan yok. Fırat da şahit olduğun öpücük hariç zorla dokunmadı bana. Sadece dümdüz, hiçbir sebebi yokken istemiyorum."

Anlayışla yüzüne baktım. Çaylarımızı içtiğimizde bir süre daha oturduk. Yorgunluk bastırınca uyumayı teklif ettim. Odasına gitmek yerine yanıma kıvrıldı.

...

Sabah olduğunu evin içindeki kıpırtılardan anladım. Gözüme giren güneşi bile hissetmemiştim. Sevda sessiz soluklarıyla uyumaya devam ediyordu. Yavaşça kalkıp kıyafetlerimi aldım. Banyoda değiştirdim. Odanın kapısını sessizce kapatıp çıktım. Aynı anda arkamdaki odanın kapısı da açılmıştı. Abim gözleri kızarık ve şişmiş bir şekilde çıktı. Beni görünce duraksadı geceden sonra tavrımı merak ediyor olmalıydı. Siyah takım elbise giymişti. Gömleği bile siyahtı. Yanına ilerledim. Kollarımı beline sardım. Anında kollarını doladı. Saçlarıma öpücükler bıraktı. O sırada merdivenlerden inen Serhan ve Tahir şaşkınlıkla bize bakıyordu. Gülümseyerek baktım. Abimden ayrılıp Serhan'ı ve Tahir'i de öptüm. Abim Tahir'in omzuna kolunu atıp aşağı inerken Serhan kolumdan çekiştirip abimin odasına girmemizi sağladı. Cüzdanından bir kağıt parçası çıkarıp avuçlarıma koydu.

"Yine yardım ederim. Sen nasıl dersen nasıl mutlu olacaksan canım pahasına yardım ederim. İyi düşün. Cevap yaz, götüreceğim."

Avuçlarımdaki kağıt parçasına gözlerimden düşen yaşlarla baktım. İkilemde kalsam da kağıdı açmadan, bir kelimesini bile okumadan Serhan'ın ellerine geri bıraktım.

"Parmağıma bu yüzüğü taktım Serhan. Böylesi ihanet olur. Ben kendime yakıştıramam. Geri götür. Söyle hakkını helal etsin. İçinde olduğum cehennemde bir de onun ahıyla yanmayayım."

Gözlerimi hızlıca kurulayıp Serhan'ı odada bırakarak çıktım. Bir söz vermiştim. Zorla da olsa birinin yüzüğünü parmağıma takmıştım. Ona ihanet etmeyecektim. Kahvaltı masası kurulmuştu. Nur servisi tamamladığında bir tepsiye Sevda için kahvaltılık bir şeyler hazırladı. Yukarı götürecekken Sevda merdivenlerden indi. Abimin yüzü Sevda'yı görünce aydınlandı sanki. Hemen yanıma yerleşti. Sessizce kahvaltıya başladık. Babam öksürür gibi ses çıkardı.

"Cihangir aradı bir saate gelirler gidin eksik gedik varsa alın. Geline de bir şeyler bakın."

Annem onayladı. Abim cüzdanından bir kart çıkarıp anneme uzattı.

"Nakit yetmezse buradan alın anne."

Annem kartı da alırken normalde diğer çocuklar gibi istekleri hiç olmayan Ferah heyecanla, "Bana da elbise alabilir miyiz?" diye sordu. Abim belki de bu yaşımıza kadar olan en sıcak gülümsemesini sundu.

"Hem de en güzelini alabilirsiniz."

...

Odama geçip üstümü tekrar değiştirdim. Evin içinde pantolon ve tişört ikilisine bir şey demeseler de dışarı göndermeyeceklerini biliyordum. Artık tatsızlık ve tartışma kaldıracak güçte değildim. Dizlerimin bir karış kadar altına gelen üstü tam oturan bir elbise seçtim. Kolları dirseklerime kadar uzanıyordu. Bu kadarına bir şey demeyeceklerini umuyordum. Saçlarıma şal takmayı düşünsem de abimle aramızın bir nebze düzelmesiyle bu düşünceyi hemen attım. İstemiyordum. Zorla yaptırdığı her şeyi yapmayı bırakacaktım. Kıvırcık saçlarımı at kuyruğu şeklinde topladım. Çapraz askılı küçük çantamı aldım. Zaten içine koyacak ne bir telefonum ne de makyaj malzemem vardı. Anahtar ve peçete paketini koyup odamdan Sevda'nın odasına geçtim. Kıyafetlerini alamadığı için günlerdir benim verdiğim pijama, eşofman ve üstünde getirdiği kıyafetleriyle idare ediyordu.

"Gel sana da kıyafet seçelim."

"Yok Güleycan, istemiyorum. Ben gelmesem olmaz mı?"

"Tabi ki olmaz. Hadi gel."

Odama götürüp onun için de elbiselere baktık. Aşağı yukarı bedenlerimiz aynı gibiydi. Gösterdiğim elbiselerin hiçbirini istemedi. En son rastgele bir tanesini seçip giydi. Benim elbisemin tarzında ama gömlek yaka bir elbiseydi. Hazır olduğunda aşağı indik. Annem çoktan hazırlanmıştı. Babamla birlikte oturuyorlardı. Günlerdir kendi derdimden annemi ne kadar ihmal ettiğimi hatırladım. Dönüşte anne kız sohbet etmeyi aklıma kazıdım. Biz de sandalyelere yerleştik.

"Anneni yormayın Güleycan. Alınacak ne varsa hızlı halledin işinizi."

Başımla onayladım. Babam çıkmak için gelmelerini bekliyordu sanırım. Çok geçmeden kapının önünde araba sesi duyuldu. Nur kapıyı açtığında içeri Cihangir ve Cihangir'in koluna girmiş bir adam önde arkasında annesi, Üveys'in karısı ve tanımadığım bir kadın içeri geçtiler. Bir gece önce sözümüzde tekerlekli sandalyede olan Cihangir'in şu an yürüyerek bana doğru geliyor olması zaten karışık olan aklımı da götürmüştü. Yürüyüşü bir tuhaftı. Kolundan ve belinden destek olan adam olmasa adım atamayacak gibi duruyordu. Onu gereğinden fazla izlemiş olacağım ki göz kırparak serseri gibi gülümsedi. Bakışlarımı hızla kaçırdım. Annesinin yanına gidip elini öptüm. Sıkıca sarıldı. Çok tatlı bir insana benziyordu. Sanırım bundan sonraki hayatım tahmin ettiğim kadar kötü olmayacaktı. Sonra durup tanımadığım kadınla sarılan Sevda'yı izlemeye başladım. Konuşmalarından ablası olduğunu öğrenmiştim. Cihangir babama yaklaşıp elini öptü.

"Biz hemen çıkıp halledelim o zaman."

Babam tamam dediğinde hepimiz çıkmak için ayaklandık. Cihangir tekrar babama hitaben, "Güleycan'a istediğim zaman ulaşmak için telefon aldım. Rızan olursa vermek isterim."

Babam mecburen kabul etmek zorunda kaldı. İlk defa telefon kullanacağım için bir miktar heyecanlandım. Bir yanım kesinlikle kabul etmememi söylüyordu. Ama heyecanlanan tarafıma engel olamadım. Cihangir yanıma gelip cebinden çıkardığı telefonu avuçlarıma bıraktı.

"Göstereceğim birazdan." deyip göz kırptı.

Kapıdan çıktığımızda abim de işe gitmek için çıkmıştı. Cihangir de benim gibi her şeyi kabullenmiş olacak ki bir gece önceki tartışmayı yok sayıp abime seslendi.

"Fırat abi, sen gelmeyecek misin?"

Abimin gözleri direkt Sevda'yı buldu. Bakışlarını kaçıran Sevda'yla ne yapacağını bilmez halde eli arabasının kapısında kaldı. Biraz duraksadıktan sonra, "Geliyorum." dedi.

"Bizim konak benimle gelsin." dedi. Anneme başıyla işaret verdi.

"Güleycan benimle kalsın, konuşacağız."

Abim ses çıkarmadı. Annem ön koltuğa yerleştiğinde Sevda ablasından ayrılmak istemediği için birlikte arkaya yerleştiler. Biz de ağır adımlarla arabanın yanına geldik. Cihangir'e destek olan adam arka kapıyı açıp Cihangir'in oturmasına yardım etti. Diğer kapıdan geçip ortaya oturdum. Yanıma Zülal - yani eltim, yani az kalsın kuması olacağım kadın - yerleşti. Sessiz sakin biri gibi duruyordu. Öne annesi oturdu. Cihangir'e yardım eden adam şoför koltuğuna geçip hareket eden abimi takip etti. Ortamda sessizlik hakimken Cihangir'in sesi sessizliği böldü.

"Güleycan ver telefonunu göstereyim."

Elimdeki telefonu ona verdim. Dikkatle dinlemeye başladım. Elini ekranda sürtüp değişmesini sağladı.

"Kilit koymadım. Alışınca düzenlersin zaten. Böyle yaparsan ana ekranı açarsın." Cebinden kendi telefonunu çıkarıp bir şeyler yaptı. O an bana aldığı telefondan ses yükseldi. Ekranda kocaman 'mêrê min'* yazısını görünce kendini böyle kayıtladığını anladım. Onun ekranı görünmüyordu. Beni ne diye kaydettiğini merak etmiştim. Ama merakımı maskeleyip sadece göz devirdim. Yeşil kısmı kaydırıp yanıtladı. Sonra kırmızı kısma kapattı. "Böyle gelen aramayı açarsın ve kapatırsın." Birkaç yere dokunup mesaj bölümünü gösterdi. Geri kalanını kurcalayarak anlayabileceğimi söyledi. Telefonumu verdiğinde alıp çantama koydum. Zaten eksikleri alacağımız çarşıya gelmiştik. Annemlerle aynı zamanda arabadan indik. Harun - az önce Cihangir'in adıyla seslenmesiyle ismini duymuştum. - koşar adım gelip yine Cihangir'e yardımcı oldu. Çeyiz dükkanlarının aynı yerde olması işimizi kolaylaştıracaktı. Biz kadınlar olarak önde abim, Cihangir ve Harun arkada ilerledik.

Havlular, pikeler, nevresimler seçildi. Gerek olmasa bile yeni elbiseler alındı. Seccade takımları, büyük süslü yatak örtüleri alındı. Son durağımız zannettiğim kuyumcudan da çıktığımızda rahat bir nefes verdim. Cihangir oldukça zorlanmasına rağmen hiç ses etmeden bizimle gezmişti.

"Annem siz gidin oturun bir yerde biz bir yere daha uğrayacağız."

Annesinin seslenmesiyle kaşları çatıldı ama nereye diye sormadı. Onlar ters yöne çay ocağına giderken biz de başka bir dükkana girdik. Buranın bir çamaşır dükkanı olması beni fazlasıyla utandırdı. Annem ve Hacer anne - artık böyle seslenmem daha doğruydu. - anlayışla gülümseyip içeri çağırdılar. Sevda girmek istemediğini buradan hiçbir şey almayacağını söyledi. Annem yanına gidip sessizce bir şeyler söyledi. Ne söylediğini bilmesem de etkili olmuş olacak ki Sevda içeri girdi. Ortada sepet gibi bir şeyin içindeki pijama takımlarını incelemeye başladım. Çiçekli kısa kollu, şeritli gömlek pijama seçip anneme gösterdim. Annemin bir şey demesine kalmadan Cennet abla elimdeki pijamaları sepete geri bıraktı. Elimden tutup tezgahın önüne getirdi.

"Onlardan değil canım, bunlardan alacağız."

Gülerek göz kırptı. Tezgahın ardında duran kadın eliyle duvardaki raflarda bulunan çamaşır ve gecelik takımlarını gösterdi.

"Beğendiklerinizi göstereceğim, bir göz atın isterseniz."

Gözümün değdiği her takım yüzümün rengini bir ton arttırıyordu. Ben bunları asla giymezdim. Çantamdan yükselen telefonumun sesiyle birkaç adım geri gidip baktım. Cihangir'den başka birinin araması imkansızdı. Ben açamadan bir iki çalıştan sonra kapandı. Nasılsa tekrar arar diye çantama koyacağım sırada ekranda görünen mesajlar dikkatimi çekti. Gösterdiği gibi ekranı açıp mesajlara girdim.

"Siyah..."

"Siyah tüllü bir gecelik al."

"Mümkünse her yeri tül olsun."

.....

*mêrê min: kocam

Merhabalar, umarım beğendiğiniz bir bölüm olur. Keyifli okumalar. 🥰❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.