Babamın kurduğu cümle boğazımdan mideme kordan bir yol oluşturmuştu sanki. Ağlamamak için gözlerimi kırpmadan yerdeki halının desenini inceliyordum. Cihangir'in göz ucuyla bana baktığını fark etsem de başımı çevirip bakmadım. Kulaklarım uğulduyor sesleri duymamı engelliyordu. Abimin keskin ve heyecanlı sesi kesti uğultuyu.
"Bence de bir an önce düğün olsun. O gün biz de Sevda'yı gelir alırız."
Üveys denilen insan müsveddesi hırlayarak, "Sevda bizim evimizde mi de gelip alacaksın?!" dedi.
Abimin yüzü allak bullak olurken, "İçinde hiçbir özentisi kalmasın istiyorum. Her şey usulüne uygun olacak!" diye karşılık verdi. Babalarımız karşılıklı atışmaları dinliyor hiç karışmıyordu. Tüm ciddiyeti Cihangir'in kahkahası böldü. Öyle ki yüzü gülmekten kıpkırmızı olmuştu. Herkes - ben de dahil - suspus olmuştuk. Cihangir'in gülüşü kesikleşip biraz sonra tamamen bitti. Ellerini yüzüne kapatmıştı. Elleri kocaman değildi. İnce uzun parmakları vardı. Yüzünü kapatan elini pürüzsüz çenesine getirdi. Bir şey düşünüyormuş gibi mavi gözlerini kısıp bir süre abimi inceledi.
"Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?! Şu an Güleycan ve benim yaşadığımız şu durum usulüne uygun mu sence?!"
Birden bağırarak konuşmasıyla yerimde irkildim. Abim söze girecekken babam engel oldu.
"Olan oldu artık daha fazla deşmeye gerek yok. Hayırlı olsun dedik. Haftaya iki düğünü de yapalım herkes yuvasını bilsin. Bu atışma da yeter." Sözlerini abime bakarak tamamlamıştı.
"Baba Güleycan'la biraz konuşmak istiyorum. Mümkünse yalnız."
Babam başını sallayıp eliyle kapısı açık olan küçük odayı işaret etti. Cihangir önden ben arkasından küçük odaya geçtik. Kapıyı tamamen kapatmadan hafif aralık bıraktım. Ne konuşacağımızı bilememenin gerginliğiyle ellerimi ovuşturuyordum.
"Oturur musun Güleycan? Beni de geriyorsun böyle yaparak." dedi.
Ellerimi elbiseme silip gösterdiği yere oturdum. Tekerlekli sandalyesini yöneterek tam önümde durdu. Ellerini kucağımdaki ellerimin üstüne bıraktı. Hafifçe eğilip konuşmaya başladı. Birinin duyabilme ihtimaline karşın sesini kısık tutuyordu. Tabiri caizse kulağımı dört açmış dinliyordum.
"Bak Güleycan, seni buna mecbur bıraktım çünkü ablamın ölmesine müsaade edemezdim. Seni bana mecbur bıraktım çünkü abimin elinde ziyan olmana gönlüm razı olmadı. Durumumu görüyorsun merak etme yük olmam sana. Bir hemşirem var zaten. Senden tek bir şey istiyorum. Belki yüzüm yok ama lütfen bana söz ver. Lütfen bana ihanet etme."
Kadir'i söylediği apaçık ortadaydı. Gözlerimi ellerimizden ayırıp gözlerinin içine baktım. Mavileri büyük bir beklentiyle bakıyordu.
"Merak etme, gidemedim. Şu yüzük parmağıma girdi ya öleceğimi bilsem yine gitmem."
Mırıl mırıl konuşmama sıcacık bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Bir şey daha var."
Ne diyeceğini merakla beklerken uzunca bir süre sustu. Birkaç kez konuşmaya yeltense de konuşmadı. Ellerimin üstünden ellerini hala çekmemişti. Sesini daha da kıstı.
"Güleycan."
"Hmm."
"Bir de şey..."
"Evet?"
"Düğün gecesinin sabahında çarşafı vermek zorundayız biliyorsun değil mi?"
Konuşmasıyla gözlerimi gözlerine çıkardım. Ağladı ağlayacaktım. O da hüzünle bakıyordu.
"Oyun döndüremeyiz, anlarsalar her şey daha kötü olur. Sana zorla bir şey yapmam ama kendini hazırla. Sonrası için rızan olmadıkça dokunmam sana, söz veriyorum."
Gözlerimden yuvarlanan yaşlarla çaresizliğime ağladım. Elimdeki ellerinden birini başımın arkasına atıp yüzümü omzuna gömmemi sağladı. Hıçkırıklarım derinleşirken özürler mırıldanıyordu. Kapıdan gelen sesle Cihangir'den ayrıldım. Ayağa kalkıp odadan hızlıca çıktım. O da peşimden çıktığında abimin sinirli bakışları üstümüzdeydi. Bizi duyduğunu sanmıyordum çünkü birbirimizi zor duyacak derece sessiz konuşmuştuk.
Cihangir benden net bir cevap alamamasına rağmen gayet canlı bir şekilde döndü. Babam ve anneme hitaben konuştu.
"Yarın bizimkilerle çarşıya çıkın. Güleycan ve benim için, düğünümüz için ne gerekiyorsa alın halledin lütfen. Biz konuştuk anlaştık. Güleycan nasıl istiyorsa öyle olacak."
Herkesin gözleri bana dönerken, "Düğün istemiyorum. Sadece nikah..." dedim. Üveys delirmiş gibi, "Ne dedin duyamadım?" diye kükredi. Ne diyeceğimi bilmeyerek ilk Cihangir'e baktım. Cihangir, "Güleycan nasıl istiyorsa öyle olacak!" diye karşılık verdi.
"Hele bir doğursun oğlanı ondan sonra nikah olacak! Hoca nikahı yeterli!"
"Güleycan benim karım ve düğünle birlikte resmi nikah da kıyılacak! Doğursa da doğurmasa da."
Üveys karşılık vereceği sıra Ziya ağa daha fazla dayanamadı.
"Kes artık Üveys! Haddini aşma!"
Üveys homurdanarak kalkıp gitti. Arkasından hüzünlü gözlerle onu izleyen karısı için üzülmüştüm. Kendi derdim yetmezmiş gibi bir de başkaları için üzülüyordum. Ancak Üveys'in gidişiyle herkesin rahat bir nefes aldığı ortadaydı. Ziya ağa - ki artık baba demeliydim ama dilim varmıyordu - Sevda'yı görmek istediğini dile getirdi. Yerimden kalkıp Sevda'nın geldiğinden beri neredeyse hiç çıkmadığı odasına gittim. Kapıyı açıp beni gördüğünde bugünkü konuşmamızı hatırladım. Canım o kadar yanıyordu ki canımın acısını başkalarından çıkarmak istiyordum. Ziya ağanın görmek istediğini söyledim. Peşimden geldi. Odaya girdiğimizde Ziya ağa ayağa kalkmıştı. Ben geçip yerime oturduğumda hepimiz onları izliyorduk. Sevda başını yerden kaldırmadan bekliyordu. Ziya ağa yaklaşıp kızını kollarına aldı.
"Zayıflamışsın babacığım. Niye dikkat etmiyorsun kendine?"
Sesindeki hüzün belli oluyordu. Bir yandan da Sevda'nın gözünden akan yaşları siliyordu.
"Ağlama yavrum inşallah her şey daha güzel olur. Bunda da bir hayır vardır."
Sevda sessiz hıçkırıklarını daha fazla tutamayarak seslice ağlamaya başladı.
"Baba ben kaçmadım. Yemin ederim kaçmadım. Senin, annemin üzüleceğinizi bile bile kaçmazdım. Beni affedin arkanızı dönmeyin, lütfen."
Ziya ağa ters bakışlarını abime çevirdi. Dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı. Kızına sıkı sıkı sarıldı.
"Fırat, kızımın gözünden yaş düşürürsen seni öldürürüm. İster tehdit algıla ister başka bir şey ama acımam."
Abim mahcup bir edayla başını eğdi. Bana türlü eziyetler eden Fırat Çakırca anlaşılan sevdasına kıyamıyordu. Bu bir nebze olsun içimi rahatlattı.
Sonrasında birkaç konuşma geçti aralarında hiçbirini dinlemedim. Bir ara Cihangir yüzünü bana dönmeden ama bana hitaben konuştu.
"Her şey istediğin gibi olacak. Sadece nikah dersen o da kabulüm ama ben seni gelinliğinle davulla zurnayla almak istiyorum."
Aslında içimde hiçbir istek yoktu. Hiç kimse benim ne istediğimi sormazken Cihangir - kendince beni koruduğunu düşünüyordu - benim isteklerimi önemsiyor gibi duruyordu. Babam ve abim için Üveys veya Cihangir olmuş hiç fark etmezken Kadir'le kaçma teşebbüsüme rağmen Cihangir olayların üstünü örtmüştü.
"İstediğini tek bir şartla kabul ederim."
Meraklı bakışları birden yüzüme döndü.
"Esma... Çok yakın arkadaşım. Abim görüşmemizi yasakladı. İleride kocan müsaade ederse görüşürsünüz dedi. Onunla görüşmek istiyorum. Evlendiğimizde de itiraz etmeni istemiyorum."
"Buna neden engel olayım ki?"
"Imm şey..."
Kaşlarını çattı. Yüzüne hiç yakışmayan bir ifadeydi.
"Esma Kadir'in..."
"Adını anma!"
Dişlerinin arasından hiddetle soludu.
"Olmaz!"
"Kestirip atma, bizi birleştirmek için çaba sarf etmeyeceğine eminim. Benim her türlü kararıma saygı duyar yanımda olur. İstersen bizim yanımızda olursun hep. Ama lütfen engel olma. Abim günlerdir görüştürmüyor. En yakınım, dert ortağım o benim."
Gözlerine düşünceli bir ifade yerleşti. Samimi olduğumu anlamış olacak ki başını sallayarak onayladı. Ağzının içinde homurdanarak bir şeyler söylendi. Hiçbirini duymadım açıkçası önemsemedim bile. Günler sonra Esma'ya kavuşmanın tatlı heyecanı sarmıştı.
Saatlerin ilerlemesiyle Hancı ailesi ayaklandı. Herkes kısaca vedalaşıp konaktan ayrıldığında en son çıkan Cihangir'le uzun uzun bakışmıştık. Sabah geleceklerini söyleyen müstakbel kayınvalidemin ellerinden öptüm. Odama geçecekken Sevda'nın odasından abimin sesini duydum. Dinlememek için direnmeme rağmen merak duyguma engel olamayıp kapıya yaklaştım.
"... benimle Sevda."
Cümlesinin başını duyamamıştım. Ama Sevda cevap vermedi. Uzunca bir sessizlik oldu.
"Sevda özür dilerim. Defalarca geldim, haber gönderdim. Beni hep reddettin. Başkasının olma ihtimaline katlanamadım. Her şeyi göze alarak kaçırdım seni."
Öncesinde neler konuştu neler söyledi bilmiyorum ama Sevda'nın sabrı taşmış olacak ki ağlayarak neredeyse çığlık çığlığa bağırmaya başladı.
"Sen sadece benim değil benimle birlikte Güleycan'ın Cihangir'in de hayatını mahvettin! Allah senin belanı versin! Değil bana dokunmak, saçımın teline dokun senin canını o yatakta alırım! Son nefesin elimden olur!"
Vurma sesleri geliyordu. Abimin Sevda'ya vuracağından korkarak odaya daldım. Ama yumruklarını abimin göğsüne hırsla vuran Sevda'yı görmeyi beklemiyordum. Abimin rengi solmuş yüzü ne beni ne Sevda'yı görmüyordu. Sevda'yı engellemiyordu. Müdahale etmek istedim. Ama benim müdahaleme gerek kalmadan abim Sevda'nın ellerini avuçlarına hapsetti. Hemen arkasındaki duvara hızla sabitledi. Hiç vakit kaybetmeden dudaklarını Sevda'nın dudaklarına kapattı.
.....
Merhaba,
Bu gece biraz geç geldik ama geldik. 🥰
Keyifli okumalar, yorumlarınızı bekliyorum. ❤️