İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 7 · 6 dk okuma

İSYAN

Bölüm 7

7. Bölüm

Farların aydınlattığı aracın içinden önce siyah takım elbiseli bir adam çıktı. Sonra diğer araçların kapıları açılıp bir sürü adam etrafımızı sardı. Abimi ya da Üveys denilen herifi beklerken çıkan kişiye anlamsızca bakıyordum. Hatta Berat'ın gelme ihtimalini bile düşünüyordum ama tahminlerim çıkmamıştı. Anlamıyordum. Bizim arabaya doğru yaklaşıp durdular. Adamlardan ikisi kapıları açtı. Kadir'i ve beni zorla dışarı çıkardılar.

Önümüzdeki araçtan çıkan adam bize doğru yaklaşıp yumruğunu Kadir'in yüzüne indirdi. O an ki şaşkınlıkla çığlık atarken başıyla işaret verdiği bir adam beni kucaklayıp araca bindirdi. Arka koltuğa fırlatılır gibi bırakıldığımda hala çırpınıyor ve çığlık atıyordum. Kapı yüzüme sertçe kapatıldığında cama yumruk atarak bir yandan da kilitli kapıyı açmaya çalışarak bağırmaya devam ettim. Kadir'i göremiyordum. Onun için endişeliydim. Korkum yüzünden neredeyse tüm vücudum titriyordu. Çaresizce kapıyı açmaya çalışırken tam arkamda sesli bir nefes hissettim. Başımı döndürüp baktığımda bir adamın yanında oturuyordum. Gerginlikten ve olayların garipliğinden fark edememiştim. İncecik bir adamdı. Yüzü çok çocuksuydu aslında. Yolda görsem hiç böyle bir şey yapacağını düşünmezdim. Düğmeye basıp camı açtı.

"Hadi Ceyhun! Daha ne kadar bekleyeceğiz?!" diye bağırdı ondan beklenmeyecek kadar güçlü bir sesle. Bugün konaktaki adamdı. Sesini nasıl unutmadım bilmiyorum ama tanımıştım.

"Bu ne demek? Neden böyle bir şey yaptın?" ağlayarak konuşuyordum. Bağırmadım, ona saldırmadım. Çaresizlik beni o kadar kuşatmıştı ki sesim bile güçlü çıkmıyordu.

"Sana söyledim. Başka çaremiz yok Güleycan. Bunu anlamayacak kadar kafasız mısın? Öldürecekler, bu işin şakası yok."

"Ölsünler, öldürsünler! Hatta beni de öldürsünler! Fırat için evlenmeyeceğim! Duydun mu beni?!"

Cevap veremeden biri - Ceyhun diye seslendiği adam olsa gerek - arabaya binip çalıştırdı. Kafasını dışarı çevirip geçtiğimiz yolları göremese de izledi. Çıldırmak üzereydim. Dirseklerimi dizlerime dayayıp başımı ellerimin arasına aldım. Ağlamaktan gözlerim yanıyordu ama kendimi durduramıyordum. Takım elbisesinin cebinden mendil çıkarıp uzattı. Eline vurup uzaklaştırdım. Tekrar mendili cebine yerleştirdi.

"Beni öldürsen de işkenceler etsen de seninle evlenemeyeceğim."

Sessizlikte küçük kıkırtıları duyuldu önce. Sonra ondan, onun gibi görünen birinden beklenmeyecek şekilde yüksek sesli kahkahalar atmaya başladı. Şoförü bile aynadan bizi izliyordu. Çokça güldükten sonra az önce bana verdiği mendille gözlerinden gülerken akan yaşları sildi.

"Peki Kadir'e yapsam nasıl olur?" kalbim korkuyla atmaya başlamıştı. Ona belli etmek istemesem de korktuğumu fark etti. Kolunu kapıya yaslayıp parmaklarıyla çenesini tuttu. Sessizce anlatmaya devam etti. "İşkenceler edip, kafasına sıksam nasıl olur?"

"Yapma." diye fısıldadım. "Yalvarırım ona bir şey yapma."

"Ablamın göz göre göre ölmesini kabullenemem Güleycan. Sana da zarar gelsin istemiyorum. O yüzden Üveys'in elinden kurtardım seni. Ama ablama bir şey olacak olursa ilk çok sevdiğin Kadir'ini sonra seni harcarım."

Kadir'e zarar vermesinden korkuyordum. Kabullenmekten başka çarem yoktu. Araba ağır ağır ilerlerken sessiz hıçkırıklarım büyüdü. Bu gece güne dönse de ömrüm karanlıktaydı artık.

Ne kadar süre gittik bilmiyorum ama epey vakit geçmişti. Gece sabaha dönmüştü. Ortalık epeyce aydınlanmıştı. Bense dizlerime yaslandığım dirseklerim ve avuçlarıma gömdüğüm yüzümle hala ağlamaya devam ediyordum. Hızı fazla olmayan araba bir süre daha geçtikten sonra iyice yavaşladı sonra da durdu.

"İn. Hiçbir şey olmamış gibi evine git. Bu akşam karar verilecek ve sen itiraz etmeyeceksin."

Sesi sanki beni tehdit etmemiş gibi sakindi. Ses tonu sert değil yumuşaktı. Yüzüne bir kez bile bakmadan arabadan indim. Konağın kapısını sessizce açıp içeri geçtim. Odama çıkmak için merdivenlere geldiğimde Serhan'la karşılaştık. Yüzümü dikkatle inceleyip yüzünü buruşturdu. Gözlerim anında tekrar dolarken onun da gözleri dolmuştu. Kollarını açarak bekledi. Kollarının arasına girip sessiz iç çekişlerimle ağladım. Beni odama yönlendireceği sırada abim odasından çıktı. Yine siyah bir takım elbise giymişti. Kemerini düzeltirken göz kırparak ne yaptığımızı sorguladı. Yüzündeki yaralar henüz geçmiş değildi. Darmadağın olmuş haline göre oldukça rahat hareket ediyordu. Ben cevap vermemeyi tercih ederken Serhan dişlerini sıkarak,

"Senin yaptıklarının sonucu bu. Herkesi istemediği şeylere mahkum ettin." dedi. Lafını tamamlamasıyla abim ensesine şamarı indirdi. Serhan sinirden kıpkırmızı olsa da lafını esirgemeyecekti belli ki tekrar ağzını araladı. Elimi dudaklarına kapatıp abime, "Kabul edeceğim." dedim. Ona abi diye hitap etmek istemiyordum. Midem bulanıyordu. Keyifli bir gülüş bıraktı dudaklarından. Gelip Serhan'ın kollarından aldı. İtiraz etmeme fırsat bırakmadan alnıma bir öpücük kondurdu.

"Abisinin gülü."

Kusma isteğimi zorlukla bastırıp ellerimle göğsünden ittim. Ruhsuz adımlarım odama döndüğünde abim de hemen yan odama yerleşmiş olan Sevda'nın kapısına dayanmıştı. Kapıya ısrarla vuruyor bir yandan da açması için dil döküyordu.

Artık hiçbir şey umrumda değildi. Sadece Kadir...

Kadir'e ne yaptıklarını bilmiyordum. En büyük korkum zarar görmesiydi. Cihangir denilen herifi kabul ettiğim için Kadir'e zarar vermeyeceğini umuyordum. Bunun için dua etmekten başka çarem yoktu maalesef.

Yatağımda uzanıp günün geceye dönmesini beklemeye başladım.

.....

Gün içinde annem ve kardeşlerim gelip birkaç lokma yemem için ısrar ettiler. Ama ağzıma tek lokma sürmedim. İçim istemiyordu.

Akşam olduğunda kapım tekrar çaldı. Annem olduğunu düşündüğüm için, "Hazırlanıyorum, geleceğim." diye seslendim. Ama kapıdaki gitmeyip tekrar çaldığında gidip kapımı açtım. Sevda'yı gördüğümde buruk bir gülümseme oldu yüzümde. Elimle içeri davet ettim.

"Biraz konuşalım mı Güleycan?"

Nedensizce herkese sinirliydim. Sevda'yı terslemek istemiyordum ama konuşsam dilimi tutamamaktan korkuyordum. Başımı sallayarak onayladım sadece. Camın önündeki berjerlerden birine yerleştirdi ince bedenini.

"Güleycan bu hikayede tek suçlu Fırat. Ne kendini ne beni ne de Cihangir'i suçlama, lütfen. Cihangir benim kıymetlim, küçüğüm."

Kaşlarımı çattım. "Küçüğüm derken ne demek istiyorsun?"

"Cihangir benden dört yaş küçük. Sanıyorum senden de iki yaş küçük olması lazım."

Tüm bunları yapan benim kardeşim kadar olan çocuk muydu?

"Üveys abim olmadığı için çok memnunum Güleycan. O çok kötü biri ama Cihangir öyle değil. Cihangir çok merhametlidir."

"Hah," diye bir ses çıkardım. "Sorma o kadar merhametli ki beni tehdit ederek bu evliliğe ikna etti."

Bunu beklemiyor olacak ki yüzü allak bullak oldu.

"Şimdi tüm iyi niyetini de al git odamdan. Bana cehennem edilen hayat size de gülmesin. Bir daha da benimle konuşmaya çalışma sakın."

Gözleri doldu ama tek bir kelime daha etmeden odamdan çıktı.

Gelmelerine az kaldığı için dolaptan siyah elbisemi çıkardım. Bundan sonraki yaşamım yas içinde geçeceği için başka bir renk yakıştıramadım kendime. Üstüme geçirdiğim elbisemle az önce Sevda'nın kalktığı berjere oturdum. Camdan görünen gökyüzünü izlerken güneş battı, yemek vakti geldi. Herkesin çağırmasına karşılık cevabım hep suskunluktu. Gün boyu bir lokma yemedim, oturduğum berjerden de kalkmadım. Ne zaman ki konak kapısının çalınmasını duydum o zaman gerçekliğe döndüm. Kapımı açan Ferah'la yerimden kalktım. Yanına yaklaşınca yüzünü avuçlarımın arasına alıp yanaklarından ve saçlarından öptüm. Merdivenlerden inerken büyük salondan kalabalığın sesleri geliyordu. Mutfağa geçip sandalyelerden birine oturdum. Sıranın bana gelmesini bekliyordum.

Annem kapıdan girdiğinde düşüncelere epey dalmıştım.

"Hadi kızım herkes kahve bekliyor."

Onaylayıp yerimden kalktım. Nur'la birlikte iki koldan kahveleri pişirdik. İki tepsiye böldük. İlk tepsiyi alıp çıktım. Nur arkamdan diğer tepsiyle gelse de içeri girmeyecekti. Büyüklerden başlatarak herkese kahveleri dağıttım. En son Cihangir'e de kahvesini verdim. Kapının dışında konuşulanları dinledim. Allah'ın emri peygamberin kavliyle istendiğimde komşuya verilen tuz gibi kolaycacık hiç düşünülmeden saniye duraksama yaşanmadan verildim. Gözyaşlarım gözlerimden yuvarlandığında içeriden adım seslenildi. Avuçlarımla sildim gözlerimi. Toparlanıp içeri geçtim. Ziya ağa - o gün toplantıda konuştuğundan kim olduğunu biliyordum - ayakta elinde kurdeleye bağlı iki yüzükle bekliyordu. Herkesin görebileceği bir yerde dikilip ellerimi önümde bağladım. Ziya ağa bana doğru yaklaşırken, "Cihangir, hadi oğlum." diye seslendi. Garip sesle yanıma yaklaşan Cihangir'e başımı kaldırıp baktığımda alayla gülümseyen gözleri benim şaşkınlık dolu yüzümde dolandı.

Kendi yönetebildiği tekerlekli sandalyeyle yanımda durdu. Ziya ağa yüzükleri parmaklarımıza geçirip güzel temennilerde bulunurken ben Cihangir'in durumunu yeni öğrenmenin şaşkınlığıyla dinleyemedim. Kesilen kurdeleyle el öpme faslı başlamıştı. Sonunda Cihangir'in sandalyesinin yanına konulan sandalyeye oturmam istendi. Sessizce sohbetin bitmesini hatta bu gecenin bitmesini beklerken babam olacak insan yürek yangımı harladı.

"Düğünü uzatmaya gerek yok. Haftaya yapalım."

....

Keyifli okumalar, yorumlarınızı bekliyorum. 🥰❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.