Arkamdan gelen sesi duyduğumda bile gözlerimi Kadir'den çekmedim. Beni çırpınıp durduğum kör kuyudan bir tek o kurtarabilirmiş gibi gözlerine sıkı sıkı tutundum. Bunca zaman abim dediğim adamın gelip bu kalabalığın içinden beni almasını diledim. Kadir ayakta gözleri arkamda bir yere sabit kaldı. Ben bir umut hala Kadir'in gözlerinin içine bakıyordum. Sonra beni hatırlamış olacak ki kısa bir baş sallamanın ardından gözlerini bana çevirdi. Gözleri yaşlardan parlıyordu. Tekrar bana doğru geleceği sırada arkamdaki ses kendini bir kere daha belli etti.
"Başka çaremiz yok Güleycan. Ya abinin ve kardeşimin canları ya evlilik."
Gözüm oturanlar arasında öfkeden kıpkırmızı olmuş beni kendine isteyen Üveys'e takıldı. Boynunda ve alnının ortasında birer damar şişmiş suratı kızarmıştı. Kalkmayı her istediğinde babası tarafından engelleniyordu. Kudurmuş köpekten farkı yoktu. En sonunda terbiyesizliğini konuşturup babasının elini itti. Öfkeyle bağırarak, ağzından tükürükler saçarak bağırmaya başladı.
"Lan sen kimsin de bana istenilen kıza evlenelim diyorsun?! Lan sen şerefsiz misin?! Evdeki karıma da mı yan gözle bakıyordun yoksa?!"
Söyledikleri midemi bulandırdı. Arkamdaki sesin sahibi alayla konuştu.
"Evdeki karın şimdi mi aklına geldi? Oysa kendine yeni bir eşi isterken bekar gibiydin."
Ben donmuş kalmışken Üveys ve kardeşi - kardeşi olduğuna konuşmalarından emin olmuştum - tartışmaya devam ediyordu. Babam homurdana homurdana oturuyordu. Herkes kızının hakkında bir karar veriyordu ama görünüşe göre babamın çok umrunda değildi.
Oturanlardan yaşlıca biri elindeki bastonu yere vura vura bağırdı. Sesi herkesin sesini kesene kadar susmadı. Sonra Sevda'nın babası Ziya ağaya dönerek küçük çocukmuş gibi haşladı.
"Ziya, oğlunu herkesten o kadar uzak tuttun ki yaşadığını, varlığını unuttuk. Bekar oğlun varken evlisine istemek yakıştı mı?"
Ziya ağadan önce Üveys lafa atladı.
"Cihangir'in durumu ortada. O evlenemez. Benim iki kızım var. Soyumuzun devamı için evlenmem şart!"
Cihangir denilen adam fısıltıyla abisine cevap verdi.
"Soyumuzun devamı için gerekli organım sağlam abi sen meraklanmayasın."
Utancımdan yerin dibine girmek istedim. Ama duyduğumu belli etmedim. Üveys de duyup, "Kes lan!" diye bağırdığında Ziya ağaya hesap soran yaşlı ağa Üveys'e ters bakışlarını gönderdi. Ziya ağaya dönüp, "Sorumu sana sordum ama oğlun yanıtladı. Ağalığı devrettin de haberimiz mi yok Ziya?!" dedi. Son cümlesini sesini yükselterek söylemişti. Ziya ağa sakallarını kaşıyarak bir bana bir oğullarına baktı.
"Ağalığı vermedim kimseye Ferhan ağa. Bilirsin ki ağalığım ilk erkek torunu kucağıma verene ait olacak. Olanlardan sonra Üveys'ten başka ihtimal düşünmedim, Cihangir'in yaşı küçük. Evleneceği kişinin sorumluluğu malum, biraz daha bekletmekti niyetim."
Cihangir denilen adam alayla kıkırdadı. İçimde uyanan merak beni yedi bitirdi ama yine de ardıma bakmadım. O adamla ne olursa olsun evlenmek istemiyordum. Gözlerim abimi bulduğunda sanki onay vermişim gibi yerinden kalkıp konuştu.
"Cihangir ve Güleycan evlenebilir. Kabul ediyoruz."
Babam ters ters baksa da sesini çıkarmadı. Serhan başını çaresizce sallayıp eğdi. Anladım ki bana benden başka yardım edecek kimse yoktu. Kadir'den umut beklemiştim. Gözlerine bakıp kurtarmasını diledim. Karşımda dikilip bakmaktan başka bir şey yapmadı.
Tekrar çıldırmış gibi hissediyordum.
"Hayır!!!"
Çığlık çığlığa bağırmamla ortamdaki uğultu kesildi. Abimi işaret ederek devam ettim.
"Bunun için kimseyle evlenmiyorum! Kara toprağa girmeyi tercih ederim!"
Abim üstüme yürüdü. Bir eli saçlarımı bir eli çenemi kavradı. Yüzümü yüzüne yaklaştırdı. O kadar yakın mesafeden canımı acıta acıta bağırdı.
"Sen kara toprağa girebilirsin Güleycan! Ben ölmeyeceğim! Şu heriflerden biriyle evlen sonra ölüyor musun gülüyor musun ne istersen yap! Ama ben senin inadın yüzünden ö le mem!"
Abimi benden ayırmak için Kadir ve diğer adamlar araya girdiler. Abimin söyledikleri canımı öylesine yaktı ki kulaklarımda abimin sözlerinden başka söz yoktu. Gözyaşlarım gözlerimde asılı kalmıştı. Nefes alıyordum ama göğsümdeki ağırlık çok canımı acıtıyordu. Kendisi güya seviyorum dediği kızı zorla kaçırmıştı. Beni de zorla kim olduğunu bile önemsemediği herhangi birine veriyordu. O an bir gerçeklik aklıma düştü. Abim her şeyi planlanmıştı. Günlerdir telefon konuşmalarını gözlerime baka baka yapması, gereksiz sevgi gösterileri hep bunun içindi. Sevdiğine inansam onun için bu evliliği itirazsız kabul ederim sandı. Ne acı...
.....
Odamda yattım ama saatlerdir uyuyamıyordum. Gözlerimden bir damla yaş bile düşmedi o laflardan sonra. Nefret desem değildi. Abime hissettiklerim o kadar büyüktü ki nefret çok sönük kalıyordu. Yemek de yememiştim. Hoş kimsede yiyecek hal yoktu. Olanlardan sonra ağalar yarın tekrar gelmek üzere kalktılar. Bu gece herkes iyice düşünüp karar vermeliymiş. İnsanın kendi hayatı konusunda herkesin böyle söz hakkının olması saçmalıktan başka bir şey değildi. Serhan'ın desteğiyle odama çıktığımı hayal meyal hatırlıyorum. Ama yattığım pozisyonu saatlerdir bozmadığıma eminim. Kapım tıklatılıp açıldığında bile yatışımı değiştirmedim. Başımı çevirip bakmadım. Arkamdan belime sarılan annemle gözlerimi kapattım.
"Annelerinin kaderi yavrularına geçermiş. Seni doğuramadım Güleycan ama sen benim kızımsın. Kaderimiz çok benziyor. Canının ne kadar acıdığını biliyorum güzel kızım. Sana şunu yap bunu yap demeyeceğim. Ben her türlü yanıyorum. Fırat öyle bir kötülük yaptı ki kızcağız yan odada sen burada perişan oldunuz. Kendini harap etme. Seni çok seviyorum bebeğim."
Saçlarımı öptü, sevdi. Cevap vermeyeceğimi hissetti. Üstümü örterek çıktı odamdan. Çok geçmeden yine kapım açıldı. Korkudan kalbim sıkıştı. Ama yine duruşumu bozmadım. Gelen Berat'sa şayet bu sefer engel olmayacaktım. Yarınki karardan sonra her türlü ölü biri olacaktım. Kısık sesle adımı söyledi. Cevap vermek istemesem de arkamı dönüp Sevda'ya baktım. Doğrulup oturdum. Yatağımın üstüne elimi koyup oturmasını istediğimi belli ettim. Gelip karşıma oturduğunda solgun yüzüne baktım. Gözleri kızarmış şişmişti. Burnunun ucu sürekli silmekten olsa gerek kızarıp soyulmuştu. Ama yine de çok güzeldi. Sesini çok kısık tutarak konuşmaya başladı. Bir yandan da gözlerinden hala akmakta olan yaşları siliyordu.
"Güleycan, Cihangir'e istediler seni. O Üveys'e benzemez. El üstünde tutar. Yemin ediyorum kendim için kaygılanmıyorum. Fırat'ın kaçırmasıyla ben öldüm zaten. Seni öldürmekten beter edecekler korkuyorum. Ne olur Cihangir'i kabul et. Zorlanırsın elbet ama Üveys'e kuma olma. Bütün yükü omuzlarına almazsın zaten yardımcısı var onun."
Anlamıyordum, ne yükünden ne yardımcısından bahsediyordu. Dediğini yapmayacaktım elbette ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Konuşmadım ama başımı salladım. Bir süre daha yanımda oturup konuştu. Cihangir'in ne kadar iyi biri olduğunu anlattı ama benim için önemli değildi. Fırat için evlenmeyecektim.
Sevda gittiğinde ne kadar yorgun olsam da uyuyamadım. Kalkıp duş aldım. Pijamalarımı giyip odamdan çıktım. Mutfağa gidip kendime kahve hazırladım. Kupamı alıp geniş balkona çıktım. Oturup gökyüzüne baka baka kahvemi yudumlarken Kadir'i düşünüyordum. Ona abi demeyi hatta ona abim gözüyle bakmayı bir anda nasıl kestim bilmiyordum. Kapıdaki hareketlilikle düşüncelerimden sıyrıldım. Başımı çevirdiğimde beni izleyen Serhan'la göz göze geldik.
"Gelsene ablam, neden orada duruyorsun?"
Cevaplamadı ama yanıma geldi. Gelmeden önce kapıyı da kapattı. Yanıma oturup kolunu boynuma doladı. Saçlarımı öptü. Sıkı sıkı sarıldı. Çok iyi geldi. Aslında bu hayatta insanın başın gelen en iyi şeylerden bir kardeşti. Ama abimin bana neden böyle davrandığını bir türlü çözemedim. Onun ruhu kötüydü. Sarılmaya devam ederken kulağıma eğildi.
"Kadir abiyi seviyor musun?"
Gözlerim şaşkınlıkla büyürken Serhan'a deli görmüş gibi baktım. Halimi olumlu cevap saymış olacak ki cebinden telefonu çıkardı. Birkaç yere dokunup direkt benim kulağıma yerleştirdi. Birkaç çalma sesinden sonra Kadir'in sesini duydum. Gözlerim doldu.
"Alo Serhan."
"Benim."
"Gül'üm, Serhan değil de sensin. Çok şükür."
Sessiz kalmamla devam etti.
"Gül'üm benimle kaçar mısın? Serhan yardım edecek. Her şeye rağmen benimle gelir misin?"
Kadir'in sözleriyle gözlerim Serhan'la birleşti. Sesim çıkmıyordu.
"Korkma, onlar anlayana kadar hemen gideceğiz buradan."
Kadir'e sesli cevap veremesem de Serhan'a başımı salladım. Arkadan Kadir'in sesi geliyordu ama ne dediğini duyamıyordum. Serhan telefonu elimden alıp kendi kulağına dayadı.
"Abi, hazırlan. Ablamı alıp geliyorum."
Telefonu kapattığında, "Hadi abla, hemen hazırlanman lazım. Acele et lütfen." dedi.
Yerimden hızla doğrulup odama geçtim. Sanki günlerdir bugünü bekliyormuşum gibi dolabımın içinden valizimi çıkardım. Küçüktü ama idare edecek şeylerim sığardı. Birkaç takım çamaşır, çorap, iki elbise koydum. Elbise yerine pantolon tercih ederdim ama abim her şeye olduğu gibi kıyafetlerime de karışıyordu. Eşofman takımımı ve bir pijama takımını da ekledim. Kadir'in mektubunu sakladığım kutuyu açıp içinden mektubu, kimliğimi ve biraz biriktirdiğim paramı aldım. Üstümdeki pijamaları çıkarıp diğer eşofman takımımı giydim. Bu şekilde daha rahat ederdim. Son kez odama bakıp çıktım. Serhan kapıdaydı. Sessizce merdivenlerden indik. Birine yakalanma ihtimalimiz kalbimin neredeyse duracak raddeye gelmesine sebep olsa da çok şükür sorunsuz bir şekilde evden çıktık. Serhan valizi eline almış diğer eliyle benim elimi tutuyordu. Konağın olduğu sokaktan yavaş adımlarla çıktığımızda koşmaya başladı. Alt sokağın sonunda farları yanan bir araba vardı. Şoför koltuğunun yanında Kadir dikilmiş volta atıyordu. Bizi görünce hemen Serhan'ın elindeki valizi alıp arka camdan içeri attı. Serhan'a sarıldı.
"Sağ ol Serhan'ım! Allah razı olsun senden!"
Serhan da sarılışına karşılık verdi. Ayrıldıklarında Kadir elini bana uzattı. Tereddütsüz elini tuttum. İlk temasımız kalbimi gümbürdetti. Bir elim Kadir'in elinde Serhan'a sarıldım.
"Bana en büyük iyiliği yaptın canımın içi. Seni çok seviyorum. Allah'a emanet olun. Anneme, Tahir'e ve Ferah'a onları da çok sevdiğimi söyle."
"Söylerim ablam, sen yeter ki mutlu ol. Yolunuz açık olsun. Allah'a emanet olun."
Serhan'la vedalaşıp arabaya bindik. Kadir hızla arabayı çalıştırdı. Bir eliyle elimi kavramıştı. Utansam da elimi çekmedim. Yüzüme bakıp huzurlu bir gülüş bıraktı.
"Gül'üm, çok mutluyum şu an. Seni ağlarken görünce içim kavruldu. Çok şükür şu an buradasın. Bundan sonra yüzün hep gülecek Allah'ın izniyle."
"İnşallah."
"Hep abi dedin be Gül'üm. Adımı bir seslen de kulaklarım şenlense."
Utandım. Ama bu tatlı his o kadar hoşuma gitti ki ismini söylemekten kendimi alamadım. Tatlı bir kahkaha bıraktı.
"Diline kurban Gül'üm, diline kurban."
Sonra ciddileşti. Şu anki durumumuzu konuşacağımız sıra gelmişti.
"Şimdi bizi Diyarbakır ya da Urfa'da ararlar diye düşünüyorum. Buradan Batman'a geçeceğiz. Uçakla İstanbul'a gideriz. Asker arkadaşım orada. Bir süre orada kalırız. Ben bir an önce işlemleri halledeceğim. Yurt dışına çıkar olaylar yatışana kadar bekleriz. Sonra sen nerede istersen orada yaşayacağız."
Yakalanmaktan çok korkuyordum. Ama belli etmedim başımı sallayarak her dediğini onayladım.
Her adımımızı anlatıyordu. Hiç susmadan sürekli konuştu. Aklımı dağıtmaya çalıştığını düşünüyordum. Mardin'den çıkmak üzere olduğumuzu söylediğinde önümüzde bir araç durdu. Hemen arkasından üç dört araç daha etrafımızı sardı. Korkuyla Kadir'e baktığımda onun da bunu beklemediğini fark ettim.
.......
Keyifli okumalar 🥰