İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 5 · 9 dk okuma

İSYAN

Bölüm 5

5. Bölüm

Yerde yatan abimin ağzından ve burnundan kan gelmeye devam ediyordu. Yüzünün her yanı yaralarla kaplıydı. Sanırım vücudunda da oldukça fazla yarası vardı. Öyle ki fırlattıkları yerden milim kıpırdamamıştı. Ağzından yaralı hayvan misali sadece iniltisi duyuluyordu. Hemen yanına atılmış olan kız baygındı. Yüzü en az abimin yüzü kadar kötü durumdaydı. Sıyrılmış elbisesinden dizlerindeki derin yaralar görünüyordu. Yaşıyor gibi değildi. Dikkatle göğsüne baktım. Hafifçe inip kalkan göğsü yaşadığını belli ederken şükür dolu bir nefes çektim. Kustuğum için boğazım acıyordu. Suya ihtiyacım vardı. Ama kolumu mengene gibi tutmuş olan Berat ne kadar çekiştirsem de bırakmamıştı. Babamın gür sesi tekrar avluyu doldurdu.

"Bu ne rezalet! Ne yaptığını sanırsın lan sen?! Oğlumun hali nedir böyle?!"

"Hasan! Hüseyin! Fırat'ı alın yerden."

Babam öfkeyle karşısındaki adama bakarken yardımcılarımız olan Hasan abi ve Hüseyin abiye seslendi. Eğilip abimi alacakları sırada elleri arkasında bağlı adam abimin eline bastı. Sivri uçlu klasik ayakkabısı abimin elini ezerken abimin acı dolu haykırışlarını duyduk. Yüzüm acıyla buruştu. Babam adama doğru hamle yapınca belindeki ellerini çözüp avucunun içindeki silahı babama doğru kaldırdı.

"Bu it yerden kaldırılmayacak! İkisini de geberteceğim! Son kez bak oğluna Berzan ağa! Yarın ölüsünü öper misin gömer misin sana kalmış!"

Adamın söylediklerini duyunca annemin sendeleyip sandalyeye tutunmaya çalıştığını gördüm. Gözlerinden yaşlar yağmur misali akıyordu. Elleri titriyor, hıçkırıklarını dudaklarını ısırarak tutmaya çalışıyordu. Bir hışımla Berat'ın kolumdaki elini ittim. Yüzüne tiksinti dolu bir bakış atıp hızla anneme yöneldim. Babamla o adamın neler konuştuğunu duyamıyordum. Sanki kulaklarım uğulduyordu.

"Oğlumdan elini ayağını çek Üveys! Yaptığın suçtur!"

Adam abimin elinden ayağını çekip babama doğru yürüdü.

"Senin kanı beş para etmez oğlunu mu bırakayım istiyorsun he?! Bu şerefsiz pezevenk kardeşimi kaçırdı lan!"

Babamın yüzüne tükürükler saçarak bağırıyordu. Adam konuştukça kanım çekiliyor gibi hissettim.

"İkisini de geberteceğim! Leşlerini bile rahat bırakmayacağım!"

Babam en sonunda çıldırdı.

" Bir bok yapamazsın! Yarın aşireti toplayacağım! İkisine de daha fazla zarar veremezsin!"

"Hasan kaldırın Fırat'ı!"

"Güleycan! Kıza yardım edin! Anan ellemesin ama!"

Hasan abiye seslendikten sonra hemen ardından bana seslendiğini fark ettim. Annem hamile olduğu için yardım etmesini istemediğini biliyordum. Mutfağın kapısında ağlayan Nur'u görünce gelmesi için işaret ettim. İkimiz birlikte yerdeki kızın yanına yaklaştık. Destek olacağımız sırada adamın bakışları beni buldu. Pis pis sırıtıp babama baktı. Bir yandan da sakallarını sıvazlıyordu.

"Toplayalım bakalım aşireti. Kız da sizin olsun artık. Yarın ya canını alacağım ya canınızı."

Başıyla adamlarına dışarıyı gösterdi. Önde o arkadan adamları gittiğinde babam hemen abimi götürdükleri odaya gitti. Biz kızı yerden kaldırmıştık ama ayakta duracak hali yoktu. Öyle ki gözlerini bile açamıyordu. Vicdansız herif kızı öyle kötü dövmüştü ki ilk gördüğümde ölü sanmıştım. Nur'la zorlanarak da olsa avludaki verandaya oturmasını sağladık. Yanında kalmasını söyleyip gidip bir bardak su aldım. Banyodaki pansuman malzemelerini de aldığım gibi tekrar yanlarına gittim. Pansuman malzemelerine bakınca olmayan yaralarım sızlıyordu. Abimin eziyetleri kısa süre önce kesilmiş olsa da uzun yıllardır gazabına uğruyordum. Kızı destekleyip daha rahat oturmasını sağladık. Yüzündeki yaraları temizlerken gözleri kapalı da olsa sızlanıyordu. Canının acımaması için üflesem de işe yaradığı söylenemezdi. Yüzünden sonra bacaklarındaki yaraları da temizleyip sardım. Saçları yolunmuştu. Büyük ihtimalle şerefsiz pislik saçlarından sürüklemişti. Saçlarını okşayarak ellerimle geriye taradım. Bileğimdeki tokayı sıkı olmayacak bir şekilde bağladım. Islattığım pamuğu dudaklarında gezdirdim.

Uzunca bir süre başında beklemiştik. Kızın gözlerini açmaya niyeti yok gibiydi. Merdivenlerden taşımamız imkansızdı. Yardım isteyecek kimse olmadığı için mecburen Nur'la birlikte alt kattaki odalardan birine yerleştirme kararı aldık. Nur yatağı hazırlamak için gitti. Ben başında beklemeye devam ederken ağır adımlarla iki büklüm yanımıza gelen abimi gördüm. Yavaşça yanınıza oturdu. Kızın saçlarına elleri titreyerek dokundu. Hiç konuşmadan bekledim.

"Sevda'm." Sesi de titriyordu. Gözlerini adının Sevda olduğunu yeni öğrendiğim kızın yüzünden çekip benim gözlerime dikti. "Böyle olması gerekiyordu Güleycan. Özür dilerim abim. Beni affet."

Anlamsızca abime baktığımda sorsam da cevapsız bırakacağını belli ettiği tavrıyla yüzünü çevirdi. Edeceğini kızcağıza etmişti zaten. Benden neden özür dilediğini anlamamıştım. Nur'un gelmesiyle birlikte destek olup Sevda'yı odaya taşıdık. Üstündekilerle rahat edemeyeceği için kendi pijamalarımdan birini dikkatlice giydirdik. Karın bölgesindeki morluklar da oldukça fazlaydı. Oralara da krem sürüp yatırdık. Odama gitmek istemesem de yarının daha zor bir gün olacağı şimdiden belliydi. Nur yan odada olacağını söylediği için gönlüm rahat bir şekilde odama çıktım. Amacım dolabımdan pijama alıp duşa girmekti. Ama dolabımın kapağını açmamla belime dolanan kollar bu gecelik kabusun henüz bitmediğini belli ediyordu. Korkudan titresem de arkamdakinin kim olduğunu biliyordum.

"Yalvarırım bir şey yapma. Lütfen."

Gözlerimden yaşlar peş peşe düşerken Berat başını boynuma yaklaştırdı. Dudakları arsızca boynumda gezinirken, "Ben sana ne dedim?" diye fısıldadı.

"Yemin ederim abimle konuşacaktım. Olanlara şahit oldun. Konuşmaya fırsat yoktu. Yalvarırım dokunma bana. En kısa zamanda konuşacağım, lütfen."

Kollarının arasında döndürdü. Sırtımı dolaba yaslayıp kendini bana bastırdı.

"Evlenmeye itiraz etmiyorsun yani öyle mi?"

Başımı evet anlamında salladım. "Evleneceğim."

Gözleri dudaklarımdayken yüzünü iyice yaklaştırdı.

"Evleneceksek itiraz etme o zaman. Bu gece, bu yatakta benim ol."

Hemen arkasında kalan yatağı eliyle işaret ederken söyledikleriyle vücudumdan korku dolu bir ürperti geçti. Midem kasıldı. Kusmamak için direndim.

"Evleneceğim dedim lütfen yapma bunu bana."

Elini çeneme sarıp olan gücüyle sıktı. Kırılacağını sandım. Ellerimi bileğine sarıp çekiştirdim.

"Oyun döndürmeye çalışma Güleycan. O küçük kafandan neler geçiyor biliyorum. Ama benden kurtulamayacaksın."

Çenem acısa da zorlukla biliyorum dedim.

Çenemdeki tutuşunu hafifletip diğer elini belime sardı. Yatağa yönlendirip yatırdı. Ellerini üstümden çekip ceketini çıkardı. Kendini üstüme bırakırken ağzının içinde homurdanarak bir şeyler söylüyordu. Bense üstümdeki ağırlığından söylediklerini yapma ihtimalinden korkuyordum. Ama korktuğum gibi öpmek saldırmak yerine saçlarıma dokundu. Kendini yanıma bırakıp beni göğsüne yasladı. Teninden aldığım koku o kadar iğrençti ki burnumdan nefes almayı bıraktım. Yüzümü eliyle yüzüne doğru kaldırdı.

"Güleycan." kısa bir duraksamanın ardından devam etti.

"Yarın aşiret toplanacak. İki ihtimal var. Ölüm ya da berdel. Seni almamaları lazım anlıyorsun değil mi? Zorla yapmak istemiyorum ama bu gece benim olmandan başka çaremiz yok."

Berat'ın söyledikleriyle içimde bir umut filizlendi. Belki de berdel olacağım kişi beni korurdu. İçimden bir ses 'Ya her şey daha kötü olursa o zaman ne olacak?' diye konuştu. Diğer ses 'Berat'tan daha kötü ne olabilir? Döver mi, söver mi? Zaten abinden fazlasını görmemiş miydin? Berat'ın koynuna girmektense dayak yemeyi tercih etmez misin?' dedi. İki ucu boklu değnekti resmen.

"Sakın aklından berdeli geçirme. Sen benim kadınım olacaksın. Koynuna gireceğin adam benim."

Başımı salladım. Göğsünden kalkıp oturdum. O hala yatıyordu. Ellerimi saçlarıma geçirip düşünmeye başladım. Berat'ın fark etmeyeceğini bilerek içime heyecanlı bir nefes çekmiştim.

Kadir... Onu istiyordum. Kadir beni berdelden de Berat'tan da korurdu. Yazdığı mektup düştü aklıma. İçim sıcacık oldu.

Ben düşüncelere dalmışken Berat'ın ellerini vücudumda hissettim. Korkuyla öne çektim kendimi. Arkamı döner dönmez çıplak bıraktığı göğsünü gördüm. Esmer teninde kıvırcık siyah tüyleri göğsünü tamamen kaplamıştı. Yüzü yakışıklı sayılabilirdi ancak kalbinin kötülüğü yüzündeki yakışıklılığı götürüyordu. Hem bir insanın bu kadar kıllı olması mümkün müydü?

Yaşadığım stres midemi alt üst etmişti. Şu an yaşadığım şeyler de içimi kaldırıyordu.

"Lütfen bir şey yapma. Tamam dedim işte evleneceğim seninle."

"Yok öyle bir dünya! Senin gözün göz değil! Ben eşeğimi sağlam kazığa bağlayayım!"

Dişlerini sıkarak sertçe söylediği cümlelerin sonunda kazık derken önündeki şişliği gösterip sırıttı. Eli kemerindeydi. Yatağın üstünden banyomun kapısına baktım. Açıktı. Arkasında anahtarın olduğuna emindim. Eğer yakalanmadan banyoya girip kilitlersem ses çıkaramazdı. Yakalanmamak için giderdi.

"Soyun Güleycan, ikiletme. Canını yakmak istemiyorum."

Yatağın kapıdan tarafına inip pantolonunu çıkaracakken ben de banyo tarafına inip hızlıca banyoya girdim. Berat ne yaptığımı anlayana kadar kapımı kilitlemiştim bile. Bir iki kez zorlasa da açamayacağını anladı.

"Bunun hesabını çok kötü soracağım Güleycan!"

Sonra sesi kesildi. Ama çıkmaya cesaret edemedim. Havlumu yere serip uyumaktan başka çarem yoktu.

...

Sabah kapıdaki tıkırtıyla gözümü açtım. Annemin sesi paniklemiş gibi geliyordu.

"Allah'ım nerede bu kız?"

Kapıyı yavaşça açıp çıktım.

"Annem."

Parmağıyla damağını kaldırdı.

"Kız aklımı aldın. Neredesin sen? Her yere baktım yoktun."

"Banyoya girmiştim annem."

"Tamam annem. Hazırlan da kahvaltıya gel. Ağalar gelecekler toplantı için sonra vaktimiz olmaz."

Annemi onaylayıp gönderdim ama bir lokma yiyecek halim yoktu. Yine de hazırlanıp aşağı indim. Herkes oturmuş bekliyordu. Sevda ve abim yan yana oturmuştu. Ben de yerime geçtim. Babamın da gelmesiyle kahvaltı başlamış oldu. Sevda elini ne kahvaltılıklara ne de çaya sürmüştü. Başı önde sessizce oturuyordu. Abim dün bir ton dayak yememiş gibi kıtlıktan çıkmışçasına rahatça kahvaltısını yapıyordu. Babamın ters bakışları abimde gezinse de sessizce bekledi. Sonunda abim doymuş olsa gerek elini göbeğine koyup çayını içmeye devam etti.

"Fırat efendi söyle bakalım bu rezalet nedir? Camış gibi yiyip karnını doyurduğuna göre aklın çalışıyordur herhalde he. Anlat bakalım. Bunu nasıl temizleyeceğiz?"

Abim gayet rahat tavrıyla yanıtladı babamı.

"Sevda'yı gördüm, sevdim, aldım."

Babamın sinirleri zıplamıştı.

"Lan eşşek! Sevdiysen gidip usulüne göre isteseydik ya! Ne demek kaçırmak?!"

Babamın bağırmasıyla abim yerinde dikleşti. Gözlerini Sevda'ya dikip, "Gönlü yoktu. Kaçırmak zorundaydım." dedi.

Sevda'dan tek bir ses dahi çıkmıyordu. Sessizce ağlıyordu sadece. Abime hepimiz şaşkınlıkla bakarken ne yapacağımı şaşırmıştım.

"Şimdi ne olacak? Babasına, abisine ne diyeceğiz? Kızınızı geri alın unutalım mı diyeceğiz lan, ne yapacağız?"

Abim başıyla beni gösterdi. Babamın da bakışları bana döndü.

"Güleycan'ı ver baba. Benden mi vazgeçeceksin? Dün gelene ver işte."

Abimin umursamaz tavrı sinirlerimi bozmuştu.

"Abim evli, kardeşin kabul ederse kuma olacak. Bunu mu istiyorsun?" Sevda'nın sesiyle yerimden fırlayıp, "Evlenmem!" diye çığlık çığlığa bağırdım. "Senin için evlenmem!"

"Evlenmezsen öldürürler bizi!" diye bağırdı.

"Öldürsünler! Beni kessen de evlenmem!"

"Güleycan delirtme beni! Evleneceksin! Senin yüzünden ölemem!"

Çıldırmış gibiydim. Herkes ne yapacağını bilememiş bizi izliyordu. Üstüme yürüyen abimi göğsüne vura vura kendimden uzaklaştırdım.

"Öl! Umrumda değilsin! Öl! Senin götünü kurtarmak için kuma olmam ben! Senin için kimseyle evlenmem!"

Daha devam edemeden Hasan abi koşarak geldi.

"Ağam herkes geldi, arka avluya alayım mı?"

Babamın onaylamasıyla babam abimi ve Serhan'ı alıp arka avluya geçti. Annem hepimizi toplayıp arka avluya bakan odanın balkonuna çıkardı. Balkon genişti. Konuşulanları duyabiliyorduk ama onlar bizi göremezdi. Oturduk bekledik. Sevda yanıma oturmuştu.

"Razı olma Güleycan. Ölmeye razıyım ama Fırat'ın bana edeceklerini düşündükçe korkudan ölecek gibi oluyorum."

Hiçbir şey demedim. Sinirim beni öyle kuşatmıştı ki yanımda ağlayan annemi bile gözüm görmüyordu. Kadıncağız hem bana hem abime hem yanımızdaki kıza ağlıyordu. Babamın sesiyle pür dikkat dinlemeye başladık.

"Hoş gelmişsiniz ağalar!"

Hepsinden hoş bulduk cevabı gelirken birinden, "Hiç hoş bulmadık Berzan ağa!" sesi yükseldi. Sevda'nın baba diye ağlamasıyla kim olduğunu öğrendiğim adam devam etti. "Kızımın ölümüne razı değilim. Bir ömür kimseye vermem ben bakarım, kızımı verin konu kapansın."

Yaşlıca birinin sesi, "Böyle bir şeyi hangi töre söyler Ziya ağa?! Cezası neyse çekecekler! Kansa kan, düğünse düğün!"

Dünkü adamın sesi geldi.

"Sevda'ya karşılık kızın o zaman Berzan ağa."

Çoğunluktan onaylayan sesler yükselirken babamın kabul etmemesi için dualar ediyordum. Sessizliği sürdükçe kanım kaynadı. Yerimden fırladığım gibi koşarak avluya indim.

Adamın önünde durup avazım çıktığı kadar bağırdım.

"Öldürün beni! Seninle evlenmem! Kuman olmam!" Hepsinin gözlerine tek tek baktım. "Duydunuz mu beni? Beni öldürseniz de evlenmem!"

Oturanlar arasında Kadir'i görünce duraksadım. Göğsüm körük gibi hızla inip kalkıyordu. Gözlerimle yalvardım. Ne olur beni kurtar Kadir. Anladı. Yerinden kalktı. Bana doğru gelirken tam arkamdan başka bir ses geldi.

"O zaman benimle evlen."

....

Merhabalaar,

Düzenlemeler yapıp bölümleri paylaştıkça heyecanım artıyor. Umarım seviyorsunuzdur. Yorumlarınızı bekliyorum. ☺️🥰

Keyifli okumalar, sevgiler. ❤️🥰

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.