İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 10 · 9 dk okuma

İSYAN

Bölüm 10

10. Bölüm

"Siyah..."

"Siyah tüllü bir gecelik al."

"Mümkünse her yeri tül olsun."

....

Okuduğum mesajlardan sonra daha da kızaran suratımla sinirden köpürmekle kaldım. Cevap vermek istiyordum ama telefonu biraz kurcalamadan bunu yapamazdım. Yanıtsız bırakıp çantama koyacağım sırada tekrar bir mesaj sesi geldi.

"Senden sadece ilk geceyi istedim Güleycan. Her şey anlaştığımız gibi olacak. Şimdi istediğim gibi bir şey seç. Lütfen."

Evet anlaşmıştık. Buna mecburdum. Böyle bir anlaşmayla karşıma gelmemiş olsa bile kabullenmek zorundaydım. En azından sonrası için rızam olmadıkça dokunmayacaktı. Telefonu çantama sıkıştırarak utana sıkıla tekrar tezgaha yaklaştım. Sevda'nın tüm itirazlarına rağmen ona bir şeyler seçilmiş olacak ki kenarda üst üste birkaç kutu ve paket duruyordu. Gözleri dolu dolu onları izlerken Cennet ablanın sesiyle kendime geldim.

"Canım senin için de seçelim." Kulağıma eğilerek devam etti. "Öyle babaanne gecelikleri seçme sakın. Şöyle aklını al kardeşimin."

Kıkırdayarak konuşması zaten utanmış olan beni utançtan bayılacak gibi hissettirdi.

"Ya abla, ben istemiyorum bir şey."

Fısıldayarak söyledim. Kolunu omzuma sardı. Kardeşiymiş gibi sıkıca sarılırken kıkır kıkır gülüyordu.

"Seçelim, sonra anneleri gönderip biraz konuşalım olur mu?"

El mecbur başımı sallayarak onayladım. Sanki Cihangir'in mesajlarını okumuş gibi tezgahtar kıza yaklaşıp siyah gecelikleri çıkarmasını istedi. Çıkardıları hiç öyle usturuplu şeyler değillerdi. Aralarından seçmemi istedi. Dantelli güpürlü şeyleri es geçip sadece tüllerden oluşan kısa bir gecelik seçtim. Sonrasında bir iki model daha çıkarıldığında her şeyi boşverip aralarından üç tane daha seçtim. İşlerimiz bitip eşyaları aldığımızda çoktan bir saatimiz geçmişti bile. Dükkandan çıktığımızda kapıda bekleyen araçlar bizim için gelmişti. Kimse konuşmadan ellerimizdeki poşetler, kutular alınıp bagaja konuldu. Arabaya gideceğim sırada Cennet ablanın eli kolumu sardı. Abim ve anneme hitaben, "Gelinimiz ve kardeşimle konuşmak istediğim şeyler var. Müsaadeniz olursa bir yerde oturalım. İşimiz bitince Güleycan arar gelip alırsınız olur mu?" dedi. Abimin gözleri önce bana sonra Sevda'ya değdi.

"Tamam abla."

Yanıma gelip telefonumu istedi. Çantamdan çıkarıp abimin büyük avuçlarına koydum. Ekranda bir şeyler yapıp geri verdi.

"Numaramı kaydettim. İşiniz bitince ararsın."

Onaylamama bile fırsat tanımadan alnımdan öpüp arabaya yerleşti. Anneme kısaca veda ettiğimde o da bindi. Diğer arabanın yanında Hacer anne, Cihangir ve Harun duruyordu. Hacer annenin elini öptüm. Kollarını hemen etrafıma sardı. Harun biraz geriye gidince Cihangir'in yanına da gitmem gerektiğini anladım. Sol kolunun altındaki değnekten güç alıp ayakta duruyordu.

"Şey, biz... Iııı, Cennet abla konuşalım dedi. Bu arada telefon için de teşekkür ederim."

"Aldın mı?"

Aklı fikri uçkurundaydı bu herifin. Sinirle gözlerimi devirdim. Şeytan diyor çak suratına bir tane. Hacer anne olmasa sesimi yükselteceğime emindim. Utancın zerresi kalmamıştı. Her hücrem öfkeyle dolmuş gibi hissediyordum. Yüz ifademi serbest tutmaya çalışarak dişlerimin arasından söylendim.

"Edepsizlik yapma, ben gidiyorum."

"Güleycan, dediğimi aldın mı?"

"Aldım sapık herif, aldım."

"Teşekkür ederim."

Yüzünde çocuksu bir sevinç belirdi. Çok da erkeksi olmayan, bebek suratlı denilebilecek bir yüzü vardı. Mavi gözleri oğlan çocuğu heyecanıyla parlıyordu. Bu çocuktu resmen. Nasıl kocam olacaktı? Ya da bir gecelik için nasıl bu kadar heyecanlanabilirdi? Aklım almıyordu. Hiçbir şey demeden arkamı dönüp Cennet abla ve Sevda'nın yanına gittim. Harun yaklaşıp Cihangir'in arabaya binmesine yardım etti. Onlar gidene kadar oradan ayrılmadık.

Sonrasında Cennet ablanın yönlendirmesiyle birlikte çarşının başındaki çay bahçesine geldik. Sevda'yla beni yan yana oturtup karşımıza geçti. Oturur oturmaz yanımıza damlayan gence hemen çay siparişi verip, onu gönderdi. Bir süre ikimizi de inceledi. Sevda'yla birbirimize anlamsız bakışlar atıp Cennet ablanın söze girmesini bekledik. Ne zaman ki çaylar geldi Cennet abla konuşmaya girdi. Belli ki önce benimle konuşacaktı.

"Nasılsın gelin? Kardeşimle aran nasıl?"

Gözlerimi devirip ters ters konuşmamak için zor tuttum kendimi.

"İyi değilim abla. Kardeşinle de sevdalı değiliz. Birbirine mecbur iki insan nasılsa öyleyiz."

Yüzü biraz düşse de hemen toparladı.

"Bak canım. Zamanla görürsün zaten. Cihangir çok merhametli, efendi bir çocuk. Bizim kıymetlimiz. Durumunu görüyorsun. Senden bakımını üstlenmeni istemiyoruz. Harun var zaten, her anında yanında. Sadece odanızın içinde yardımcı olursan seviniriz."

Biraz ters konuştuğum için pişman olmuştum.

"Cihangir'in her zaman yardımına koşarım abla merak etmeyin. Biz durumu bir şekilde kabullendik. Karı koca değilse de iki arkadaş olarak devam edebileceğimizi düşünüyorum."

Cennet abla şaşkınlıkla baktı.

"Ne arkadaşı ablam, siz karı koca olacaksınız. Soğuk durmayın birbirinize. Araya soğukluk girerse önünüzdeki hayat zehir olur. Bunu kendinize yapmayın."

Cihangir'le konuştuğumuz konuyu söylediğim için de pişman olmuştum. Ama ağızdan çıkan lafı geri almak mümkün değildi maalesef. Çareyi geri adım atmakta buldum. Yatak odamıza girecek değillerdi ya, nereden bileceklerdi?

"Haklı olabilirsin abla, belki zamanla alışırız birbirimize."

"Maşallah çok güzelsin Güleycan. Erkekler önce sevişir sonra sever. Çok hoş bir tabir olmasa da durum bundan ibaret. Yatağınıza soğukluk girerse toparlamak her zaman güç olur. Kardeşim sana karşı saygılı olacaktır eminim. Sana daha çok yük düşüyor ama üstesinden gelirsin, inanıyorum."

Cevap versem konu daha çok uzayacaktı, biliyorum. Sadece onayladım. Şu aşamada Cihangir'den söz aldıktan sonra böyle nasihatlerle başımı ağrıtmak istemedim. O sırada Cennet abla Sevda'ya döndü.

"Nasılsın ablam? Sana iyi davranıyorlar mı?"

Sevda'nın dudakları büküldü. Titreyen sesiyle yanıtladı ablasını.

"Ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim abla. Kötü davranan kimse yok. Ama keşke kötü davransalar da bitse bu çile."

"Deme öyle ablam, bak Fırat yaptı bir kötülük ama hatasını anladıysa kötülüğüne devam etmiyorsa yapma bu eziyeti kendine."

"Abla ben boğuluyorum. Fırat'la olmaz, beni öldürse de olmaz."

"Başkasında mı gönlün var gülüm? He, de bana."

"Ne gönlü ne başkası abla. Yapmayın bunu bana. Yalvarırım beni kurtarın."

Bağırmıyordu, hatta fısıldayarak konuşuyordu. Gözlerinden ince ince yaşlar süzülüyordu.

"Tek kurtuluşun buydu güzelim. Sizi öldüreceklerdi. Siz yaşayın diye iki kişinin kaderini birbirine bağladılar."

"Keşke ölseydik. Toprağın altında Fırat da ben de çürüseydik. Neden yaptılar bunu?"

Sevda'nın sözleri yüreğimde hafifleyen yangını harladı. Onunla birlikte ben de ağlamaya başladım.

"Deme öyle ablam, deme. Bak Rabbim böyle uygun görmüş ki böyle olmuş. Her şerde bir hayır vardır gülüm, ağlama."

"Abla beni kurtar. Ben Fırat'la evlenemem. Olmaz abla, olmaz lütfen."

Cennet abla Sevda'nın ellerini elleriyle sardı. Eğilip öpücükler bıraktı.

"Sevda, Fırat sana başka kötülük etti mi?"

Gözlerimde korku ve kalbimin küt küt atışıyla Sevda'ya baktım. Böyle bir şey olmaması için dua ediyordum. Sevda ağlamaya devam ederek başını sağa sola salladı. İçime su serpilmişti. O andan sonra kimse konuşmadı. Önümüzdeki çaylar soğudu ama kimsenin bir yudum dahi içecek hali kalmamıştı. Telefonumun sesi bizi kendimize getirdi. Ekranda abimin adını görünce yanıtladım.

"Geleyim mi?"

Çekinerek sorduğu ses tonundan anlaşılıyordu. Sevda'ya baktım.

"Abim, geleyim mi diyor."

"Tamam, gelsin gidelim."

Abim Sevda'nın sesini duymuş olacak ki nerede olduğumuzu sordu. Bulunduğumuz kafeyi tarif ettim. Cennet abla bizi bırakıp hesabı ödemeye gitti. Gelirken kulağındaki telefonla konuşuyordu.

"Tamam bebeğim. Baban almaya geliyor. Yarım saate oradayım. Çok öpüyorum."

Telefonu kapatınca gülümseyerek Sevda'nın yanağını kocaman öptü. "Dicle içindi." Sevda'nın da yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. "Sen de öp benim yerime." Cennet abla gülümsemeye devam etti. Az önce ağlayıp sızlanmamışız gibi, sanki onlara hiç şahit olmamış gibiydi. Çay bahçesinden çıktığımızda Cennet ablanın kocası gelmişti. Onunla da vedalaşıp Sevda'yla kol kola beklemeye başladık.

"Güleycan öne sen geçer misin?"

"Aramızda olanları bilmiyorsun ama biz abimle aramızı sizin o günkü kavgadan sonra biraz da olsa düzelttik. Yaşadıklarımı, bazı sözlerini hiç unutamasam da onunla iyi olmayı istiyorum. Peki sen şans vermeyi hiç istemiyor musun?"

"Bizimki asla olmaması gereken ve olmayacak bir iş Güleycan."

Tam nedenini soracakken abimin arabası önümüzde durdu. Sevda hemen arka kapıyı açıp bindi. Mecburen öne geçip oturdum. Abimin yorgun yüzü ne bana ne Sevda'ya dönmedi. Sevda da gözünü camdan dışarı dikmiş yolları izliyordu. Aslında kısa olan yol sessizlik ve gerginlikten dolayı oldukça uzun ve yorucu gibi geçti. Konağın kapısında duran araçla yerimde kıpırdandım.

"Sevda biraz konuşalım mı?"

Abimin sesiyle Sevda'nın yüzüne baktım. Gözleri korkuyla parlıyordu. Abim dikiz aynasından Sevda'ya bakıyor, vereceği cevabı bekliyordu. Kısa bir sessizlikten sonra başını sallayıp onayladı. İnmek için hareketlenen bedenini koltuğa yasladı. Ben kapıyı açıp inerken abim öne gelmesini istedi. Konağın kapısından girdiğimde araba kapısının açılıp kapanma sesini duydum.

Merdivenleri ağır ağır çıkarken bir an önce odama gitmek istiyordum. Ama balkonda oturan annemi görünce koşar adım balkona ilerledim. Öylece oturmuş etrafı izliyordu. Bir kolu sedirin sırtına dayanmış avucuna başını yaslamıştı. Diğer eli henüz cinsiyetini bile öğrenemediğimiz minik fasulyenin barındığı karnındaydı. Başımı kapıdan uzatıp seslendim.

"Yoksa hareket mi ediyor?"

Korkuyla yerinde sıçradı. Korkutmak istememiştim.

"Annem özür dilerim. İyi misin?"

Elini bana doğru uzattı.

"İyiyim canım, dalmışım."

Elini tutup yanına yerleştim. Göğsünde kocaman bir yer açmıştı. Kollarını etrafıma doladı. Saçlarımı severek öptü.

"Seni böyle bir şeye mecbur bıraktığımız için vicdan azabından uyuyamıyorum Güleycan. İtiraz etsem de tesiri yok. Ama gözüme uyku girmiyor. Yaşamak zorunda olacağın her şey için bizi affet güzel kızım."

Gözlerinden yaşlar süzülürken bir yandan hala özür diler gibi saçlarımı öpüyordu.

"Annem ben kabullendim artık. Sen kendini daha fazla üzme." Elimi karnına koyarak devam ettim. "Bu miniği de üzme."

"Abinle konuşurken gördüm. Sarıldınız?"

Soru sorar gibi konuşmuştu.

"Pişman olduğuna yürekten inandım anne. Kıyamadım. Yaptıklarına, söylediklerine rağmen sırtımı dönüp gidemedim. Kalbindeki kötülüğü dağıtacak yüreği temizlenecek, inanıyorum."

Kıvırcık saçlarımı toplar gibi düzeltti. Boynumda yer açıp başını eğdi. Uzunca kokladı. Yanağımdan öptü.

"Merhametli kuzum benim. Evleneceğin adam inşallah sana yüreğin gibi güzel davransın."

Derince iç çektim. Evleneceğim adamın beni bu evliliğe Kadir'le tehdit ettiğini kimse bilmiyordu. Zaten üzgün olan annemi daha fazla üzmemek için ses çıkarmadım. Yüzümü göğsüne sürüp anne kokusunu içime çektim.

Ne kadar süre öylece durduk bilmiyorum ama peş peşe kapanan iki kapı sesiyle yerimden doğruldum. Balkondan içeri hızla girdiğimde abimin odasından gürültüler geliyordu. Sanırım konuşması pek iç açıcı geçmemişti. Biraz kendi kendini dinlesin sakinleşsin diye düşünüp Sevda'nın odasına yöneldim. Kapıyı tıklattığımda çok geçmeden açıldı. Sevda hıçkırıklarla ağlarken kollarını boynuma sardı. İkimizi de odanın içine çekip kapıyı kapattım. Hemen kollarımı sardım. Ağlayışı sessiz iç çekişlere döndüğünde ellerinden tutup yatağına oturttum.

"Konuşmak ister misin?"

Başını hayır anlamında salladı. Anlayışla karşıladım. Anlatmak isterse dinlerdim. Bir süre daha yanında kaldım. Sevda uyumak istediğini söyleyince odama geçtim.

....

Akşam yemeği vakti geldiğinde ne abim ne Sevda sofraya inmedi. Kalbimi ağrıtan evlilik düşüncesi yüzünden neredeyse hiçbir şey yiyemedim. Kadir'i düşünmek bile istemiyordum. Eğer düşünürsem parmağımdaki söze ihanet ederdim. Ona sevdalı değildim ama onun yanına giderek, beni kurtarmasını isteyerek çok büyük bir haksızlık yapmıştım. Ona ümit vermiştim. Bunun ahı bir ömür boynuma dolanmaz mıydı? Hiç kimsenin konuşmadığı sofradan izin isteyerek kalktım. Önce Sevda'nın odasına gittim. Kapıyı aralağımda hala uyuduğunu gördüm. Sessizce çıkıp abimin odasına ilerledim. Kapıyı çalsam da hiç ses vermedi. Yavaşça aralayıp içeri girdiğimde gördüğüm manzara tamamen harabe gibiydi. Telaşla darmadağın odada abimi aradım. Yatağın önüne çökmüş elinde sigara bomboş karşıyı izliyordu. Yerlerde cam kırıkları ve kırdığı komodinin parçaları vardı. Sigarasını hep yerdeki halıda söndürmüştü. Üstündeki takımı çıkarmamıştı. Ama gömleğinin önü açıktı. Fark ettiğim kadarıyla düğmeleri kopmuştu. Çıplak göğsü sigaradan aldığı derin nefeslerle hareket ediyordu. Dikkatle yanına ilerledim. Dizlerinin üstüne elimi bırakıp seslendim. Sanki beni görmüyor gibiydi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Gözyaşları akmasa da gözleri dolu doluydu.

"N'oldu abi?"

Fısıltımı duydu mu bilmiyorum ama gözleri gözlerimdeydi. Hızla düşen iki damlayı hemencecik kuruladım. Aynı soruyu bu sefer daha yüksek sesle sordum.

"Şimdi değil Güleycan. Beni yalnız bırakır mısın?"

Yalnız bırakmak istemiyordum. Ama diretmedim. Yüzünü ellerimle kurulayıp yanağından öptüm. Geldiğim gibi sessizce çıktım. Odama geçip yorgunlukla kendimi duşa attım. Sıcak suyun gerginlikten kaskatı kesilmiş vücudumu gevşetmesini bekledim. Uyuyup tüm düşüncelerimden arınmak istiyordum. Duşumu kısa kesip üstümü giyindim. Sabaha baş ağrısıyla uyanacağımı bile bile ıslak saçlarımı tam tepede topuz yaptım. Öylece yatağıma girdim. Ağlamak istemiyordum. Düşünmek istemiyordum. Gözlerimi kapatıp koyunları saymaya başladım.

Bir...

İki...

Üç...

Dört...

...

Seksen İki...

....

Gözlerimi birden karanlığa açtığımda beni uyandıran şeyin ne olduğunu bir süre anlamadım. Korkuyla etrafımı incelerken beni uyandıran, huzursuz eden şeyi gördüm.

....

Merhabalar,

Hiç lafı uzatmadan yorum isteyip gidiyorum. 🥰

Keyifli okumalar. ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.