İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 34 · 6 dk okuma

İSYAN

Bölüm 34

34. Bölüm

"Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu

İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük."

Ara ara yazdığı, okuduğu şiirler çok hoşuma gidiyordu. Şapşal aşıklar gibi yüzüne baktım.

"Ya Cihangiiir."

Yüzünde çok güzel bir gülümseme oluştu.

"Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde

Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra

Sonrası iyilik güzellik."

......

Şiirin devamında neye uğradığımı şaşırmıştım. Şiir gerçekten böyle mi devam ediyordu yoksa Cihangir mi uydurmuştu bilmiyordum ama romantiklik anında bitmişti sanki. Yüzümdeki şapşal gülümseme donmuş bir halde bakıyordum. Keyifle kıkırdadı. Uzun parmaklarıyla göğsümü kavradı, hafifçe sıktı.

"Ah bu memelerin..."

Boğuk sesiyle güzel bir şey söylüyormuş gibi fısıldıyordu. Elini ittim.

"Göğüslerimden uzak dur."

Kaşlarımı çatarak konuşmuştum. Cıkladı. Elini kaburgalarımda, göğüslerimde komple gezdirdi.

"Karıcığım burası göğüs." Parmakları yeniden göğsümü sıkıştırdı. "Burası meme. Lütfen onlara hak ettikleri isimle seslen."

"Meme ne ya, inek miyim ben?"

"Değilsin tabiki. Ama vücudunun parçalarını neden başka adlandırasın ki?" Elimi tutup erkekliğine yerleştirdi. "Bak mesela bu da penis. Ben tutup pipi mi diyorum?"

Elimi ateşe değmiş gibi çekip yüzüme kapattım.

"Şu konuyu kapatalım bence artık."

"Benden utanma."

Elimi yüzümden çekti. Çapkın bir gülüşle bakıyordu. Dudaklarını öptüm. Elim yanağındaydı. Öpmeye doyamıyordum.

"Cihangir."

"Efendim canım."

"Şu an belki zamanı değil ama abin ve Zülal için bir şeyler düşündün mü?"

"Babamla konuştum. Abimi durdurabilecek tek insan babam. Bugün biz gelmeden konuşmuşlar. Bir daha el kaldırmamaya yemin etmiş."

"Tek sorun vurması değil ki, kıza tecavüz ediyor resmen."

"Aile hayatlarında ne yaşadıklarına kadar anlatamadım maalesef. Abimin erkek bebek diye zorladığını söyledim ama açık açık da konuşamadım."

"Sen de haklısın. Ama onu öyle görünce çok üzüldüm."

"Çok sessiz biri, çok uyumlu. İlk evlendikleri zamanlar abim böyle değildi. Ne zaman kızlar doğdu canavar gibi oldu. Halbuki annemin tabiriyle dölü etekli olan abim. Herkes cinsiyeti belirleyenin erkek olduğunu biliyor. Ama kimin kime gücü yeterse hesabı hep kadına yükleniyorlar. Şartları görüyorsun çoğu aile kızının ardında durmuyor. Abim abisinin, babasının yengemin arkasında dağ gibi duracağını bilse böyle yapabilir mi? Bak babam abine göz dağı verdi. Gözünden yaş aksın babam çeker vurur."

"Benim de ardımda duranım yok." Gözlerim dolmuştu. Şefkatle öptü.

"Neyin olayım istersen o olurum."

Kimsesizliğim bitti bir anda.

"Kocam ol, sevdiğim, çocuklarımın babası ol. Her daim yolunu gözlediğim ol."

Parmağını dudaklarıma bastırdı.

"Çocukları erteleyelim şimdi. Daha sonra, çok sonra olurum. Her şeyin olurum."

"İnşallah."

Sakince öpüyordu. Dudaklarımız ayrıldığında kendini yeniden yatağa bırakıp göğsüne çekti. İyice mayışmıştım. Uykuya dalacağım sırada Ziya babanın söylediği aklıma geldi.

"Sen ne iznine çıkacaksın?"

Kapalı gözlerini açtı. Uykulu bakıyordu. Birkaç saniye düşündü.

"Balayına çıkmadık. Ama şu an işler çok yoğun eylül başı gibi gideriz olur mu?"

Heyecanla doğruldum. Daha önce hiç şehir dışına çıkmamıştım.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten tabi. Ama Harun'u da götürmek zorundayız. Belli anlar dışında yanımızda olmaz ama ona ihtiyacım var."

"Ben seninle ilgilenirim."

"Arabayı kullanmak ve diğer malzemelerim için o gerekli. Evlendiğimizden beri odama girmiyor zaten."

"Tamam, benim için sorun yok."

Eli belimi sardı.

"Uykun yoksa güzel şeyler yapabiliriz."

Aslında uykum kaçmıştı. Ancak ilk günden tavşanlar gibi her boşlukta seviştiğimiz için gerçekten ağrım vardı.

"Biraz ağrım var."

Kaşlarını çattı.

"Neden canının yandığını söylemiyorsun?"

"İşte söyledim ya. Çok ağrım yok ama sevişebileceğimizi sanmıyorum."

Ağzımdan çıkanlarla birlikte gözlerim büyümüş birden elimi ağzıma kapatmıştım. İyice keyiflenmişti.

"Ne dedin?"

"Ağrım var dedim."

"Sonra ne dedin?"

"Offf Cihangir. Ağzımdan kaçtı."

"Bu seferlik ısrar etmiyorum ama benimle açık konuşman çok hoşuma gidiyor haberin olsun."

Kızarmış yanaklarımla utangaç bir tebessüm vardı yüzümde.

"Hadi uyuyalım bebeğim. Sabah bir şirkete gitmem lazım sonra evde işlerim var."

"Sen ne iş yapıyorsun? Yoksa kendini güzel çalışanlara göstermek için şirkete uğrayan playboy oğlanlardan mısın?"

Burnumu parmaklarının arasında sıkıştırdı.

"Sen playboy oğlanları nereden biliyorsun bakalım?"

İkimiz de gülüyorduk. Yanağımdan şap diye öperek gülüşmelerimizi sonlandırdı.

"Ben bu ailenin beyniyim karıcığım. Kocan bir dahi. Küçük yaşlardan beri bilgisayara fazlasıyla ilgim vardı. Üniversite eğitimi almadım ama farklı eğitimlerle yazılım öğrendim. Şu an kendi şirketimiz dahil beş firmanın yazılım işleriyle ilgileniyorum. İki firma İstanbul'da, biri Ankara'da, diğeri de Adana'da. Bir tek Ankara'daki firmayla yüzyüze görüşme imkanımız oldu. Diğer firmalarla tamamen internet üzerinden iletişim kuruyoruz."

"Ama sen henüz on dokuz yaşındasın."

Şaşkındım.

"Evet ama bu zeki olduğum gerçeğini değiştirmiyor."

Çapkınca göz kırptı.

"Serseri. Hadi uyuyalım bakalım. İyi geceler."

Dudaklarımı son kez öptü. İyi geceler dileyerek kolunu belime sardı. Onunla tek beden olup uyumak çok hoşuma gidiyordu.

......

Sabah ardımdaki hareketlilikle gözümü açtım. Cihangir duştan çıktığını belli eden ıslak saçlarıyla ve kıvrımlı poposunu sımsıkı saran baksırıyla benim makyaj pufumda oturmuş dikkatle protezini takıyordu. Uyandığımı henüz fark etmemişti.

"Günaydın. Yardım edeyim mi?"

Uyuduğumu düşündüğü için dalmış olmalıydı. Sesimle hafifçe yerinde sıçradı.

"Hallettim sayılır. Gitmeden birlikte kahvaltı yapalım sonra yine yatarsın."

"Sence gerçekten yatabilir miyim?"

"Elbette yatabilirsin. Anneme aldırma demiştim."

"Yorgun olursam yatarım."

Giyindiğinde benim hazır olmamı bekledi bir süre. Birlikte odamızdan çıkıp kahvaltıya geçtik. Ziya baba erkenden çıkmıştı. Masada sadece Üveys ve Zülal, küçük görümcem Zühre, kayınvalidem Hacer ve biz vardık. Sessizlik içinde kahvaltı yapıyorduk. Masada benden uzakta duran yumurtalı ekmeğe uzanmak istemediğim için almadım. Tabağıma birkaç şey alıp yemeğe başladım. Cihangir bir şey demeden yumurtalı ekmeklerden iki tane alıp birini kendi tabağına birini benim tabağıma bıraktı.

"Oğlum ağzına besle istersen."

Kayınvalidemin sinirli çıkan ses tonuyla Cihangir bir ısırık aldığı yumurtalı ekmeği ağzıma doğru uzattı. Kayınvalidemin daha çok sinirleneceğini bildiğim için başımı sağa sola sallayarak reddettim. Cihangir'in ısrarlı bakışları bendeydi.

"Bebeğim hadi ye."

Herkes şaşırmıştı. Üveys içtiği çayı yutamadan öksürük krizine girdi. Kayınvalidemin beyaz teni kıpkırmızı olmuştu.

"Edepsiz! Ananın yanında nasıl konuşuyorsun?"

İyice hiddetlenmişti.

"Arasına girecek..."

"Anne!"

Cihangir'in bağırmasıyla sözünü yarım bıraktı. Ne diyeceğini aşağı yukarı tahmin ediyordum.

"Anne son kez söylüyorum." Elindeki çatalla abisini işaret etti. "Ben Üveys abim gibi değilim, Bedir abim gibiyim. Benim, karımın canını sıkacak tek kelime daha edersen sana yemin olsun ki karımı da alıp buradan giderim. Sanma ki başka konağa. Benim işim her yerde, bunu unutma. Bundan sonra kimse için ağzından böyle çirkin laflar duymak istemiyorum."

Kayınvalidem sinirden dudaklarını ısırıyordu.

"Dün sıçtığım bok benim karşıma mı dikiliyor?"

"Ben diyeceğimi dedim. İşim az, ansızın gelebilirim. Herhangi birine karşı ters lafını duyayım yeminimi tutarım."

Cihangir'in net konuşmasıyla başındaki tülbentin ucuyla yüzünü yellemeye başladı. Ağlıyordu. Cihangir hiç önemsemedi. Üveys'in sesi hiç çıkmamıştı. Cihangir'e bağırmasını beklemiştim.

"Abi ben gidiyorum. Geliyor musun?"

İkisi de annelerini hiç önemsemeden bir kez bile bakmadan masadan kalktılar. Cihangir'in ardından hemen kalktım.

"Bu kadar sert olmana gerek var mıydı bilemedim. Annen sonuçta."

"Lafının devamını tahmin etmedin mi? Annem de olsa kimse hakkında böyle konuşamaz."

Haklıydı, devam ettirmedim. Yanağını öptüm.

"Hayırlı işler."

"Oynaşmanız bittiyse gidelim."

"Abi!"

"Hadi hadi."

Cihangir abisini umursamadan yanağımdan öperek çıktı. Salona döndüğümde kayınvalidem ve görümcem yoktu. Zülal kahvaltı yapmaya devam ediyordu. Yeniden masaya yerleşip yarım kalan tabağımı bitirdim. Bu sürede Zülal'le hiç konuşmadık. Kahvaltımız bittikten sonra ikimiz yavaştan masayı toplamaya başlamıştık.

....

Öğleden sonra yapacak hiçbir şey olmayınca odamıza geçmiştim. Makyaj masasını toparlayıp sildim, yeniden yerleştirdim. Dolaplar derli topluydu. Yapacak hiçbir işim yoktu. Canım sıkılmaya başlamıştı. Biraz uyumaya çalışmak daha mantıklı gibiydi. Cihangir öğleden sonra geleceğini söylese de henüz gelmemişti. Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım. Cihangir'i düşündüm. Cihangir'le evlenmeseydim ne olurdu uzun uzun düşündüm. İçim sıkılmıştı. Cihangir'in hayatımda olmama ihtimali canımı yakmıştı. Uykuyla uyanıklık arasında bir yerde telefonumdan bir iki bildirim sesi geldi. Önemsemeyip uykuma devam etmeye çalıştım. Yeni bir bildirim sesinde gözlerimi açmak zorunda hissettim. Bildirim panelinden okudum.

"Güzel karım."

"Biraz zor durumdayım."

İlk iki mesajda kalbim ağzıma gelmişti. Mesajların devamında sadece 'fotoğraf' yazıyordu. Hemen mesaj içeriğine girdim. Fotoğraf çarşaf gibi gözümün önüne serildi. Sabah giydiği gri kumaş pantolonundan oldukça belli olan erkekliğini tutuyordu. Ne yazacağımı bilememiştim. Tam o anda yeni bir mesaj geldi.

"Odamıza geç, beş dakikaya evdeyim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.