İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 33 · 4 dk okuma

İSYAN

Bölüm 33

33. Bölüm

Yatağımıza dönmemiz epey geçi bulmuştu. Birbirimizin kollarında yeniden uykuya dalmıştık. Uyandığımızda güneş çoktan tepedeydi. Sarılıp öpüşerek eşyalarımızı yavaştan toparladım. Konağa dönecektik. Hiç istemiyordum. Cihangir'le birlikte sadece ikimizin yaşadığı anlardan ibaret bir hayat istiyordum.

Harun geldiğini haber verdiğinde odadan ayrıldık. Asansörle aşağı inerken Cihangir beni izliyordu.

"Annem laf sokacaktır, aldırma."

"Aldırmam."

Şakağımı öptü. Ödemeyi çoktan yaptığı için direkt iyi çalışmalar dileyip kendimizi dışarı attık. Harun hemen elimdeki valizi aldı. Arka koltuğa yerleştik. Konağa yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyüyordu.

"Harun, ben bugün evdeyim. Kendim halledebilirim. Bugün de izin kullan."

"Tamamdır Cihangir. İhtiyacın olursa araman yeterli."

Cihangir'in evde olacak olması biraz rahatlamamı sağladı. Araba konağın kapısında durduğunda kapıda Ebru yenge ve Bedir abiyle karşılaşmıştık. Ebru yengeyle birbirimize sarılarak selamlaştık. Hepimiz aynı anda içeri geçtik. Herkes salonda oturuyordu. Zülal elindeki tepsiyle kahveleri dağıtıyordu. Ziya baba baş köşede oturuyordu. Hemen yanında Hacer anne vardı. Üveys tekli koltuğa yayılmıştı. Hep birlikte girdiğimizde peş peşe hoşgeldiniz sesleri yükseldi. Hacer annenin bakışlarını görmezden geldim. Ayaktakiler yerleşmeye çalışırken Zülal yeni gelenlere kahve yapmak için mutfağa geçmişti. Cihangir'le yan yana oturuyorduk. Ziya baba Bedir abiye işle ilgili birkaç soru sorduktan sonra bakışları Cihangir'i buldu.

"Oğlum izne eylül başı gibi çıksan sorun olur mu?"

"Ne sorun olacakmış?" Müdahale eden Hacer anneydi. Ziya babanın ters bakışları karısını buldu.

"Yok baba sorun olmaz, ben zaten şu yoğunluk geçmeden gidemem, gitsem de gittiğim yerde rahat edemem."

Nereye gidecekti? Sormamak için dilimi ısırmıştım. Hacer anne bize kızgındı, Cihangir'i sorgular gibi görünürsem hanımcı oldu diye demediğini bırakmazdı.

Zülal kahvelerimizi getirdiğinde teşekkür ettim. Üveys'in oturduğu tekli koltuğun yanındaki sandalyeye oturdu.

Koşarak içeri giren kızlarla gülümsedim. Evlendiğimizden beri sayılı görmüştüm. Zülal yemek vakitlerinden önce çocukları doyuruyordu. Genelde erken uyuyorlardı. Biri üç yaşında diğeri bir yaşını yeni geçmişti. İkisi de annesinin kucağına çıkmaya çalıştı. Zülal birini bir dizine diğerini diğer dizine oturtarak bellerini sardı.

Büyük olan Ariya tam esmer güzeliydi. Kara kaşlı kara gözlüydü. Babasına benziyordu. Huyu benzemezdi inşallah. Küçük kız Sidra ise Cihangir kadar beyaz tenli olmasa da mavi gözleriyle ablasından farklıydı. İkisi de çok güzel ve sessiz çocuklardı. Babalarından çekiniyorlardı. Bu yüzden sürekli Zülal'in ilgisini istiyorlardı. Bu da Zülal'i oldukça yoruyor gibiydi. İkisinin de üstünde pembe kısa tayt, beyaz tişört vardı. Saçları tepede iki küçük topuz olarak toplamıştı. İlgiyle Cihangir'e ve bana bakıyorlardı.

Cihangir kahvesini bitirip sehpaya bıraktı. Kollarını uzatıp avuçlarını açıp kapattı. İki küçük kız koşarak neredeyse üstüne atlamıştı. Cihangir ikisini de koklaya koklaya öperek gıdıkladı. Herkesin bakışı üçü üzerinde toplanmıştı. Üveys bile dikkatle izliyordu.

"Amca bıyak dedim sana. Bıyak beni."

Cihangir'in kollarından kurtulmaya çalışan Ariya'nın sesini ilk defa duydum diyebilirdim. R harfini söyleyemiyordu.

"Bıyakmam, yiyeceğim seni."

Cihangir Ariya'nın konuşmasını taklit ederek konuşmuştu. Sidra henüz konuşamıyordu. Kahkahalarının arasında anne ve abla diye çığlık atıyordu. Küçücük çocukları gerçekten yiyordu sanki. Hepsi yere yuvarlanmıştı. Çok eğleniyorlardı. Ariya sonunda kurtulup kendini Bedir abinin kollarına attı.

"Büyük amca kuytay beni. Canavay bizi yedi. Kaydeşimi de kuytayalım amca."

Bedir abi kahkahalar atarak oyunlarına katıldı. Cihangir'i bir hamlede etkisiz hale getirdi. Cihangir şimdi sırt üstü yerde yatıyordu. Bedir abi kızları şefkatle öperek Cihangir'in üstüne saldığında Cihangir şakadan bağırıyordu. Herkes gülüyordu. Üveys dahil.

Sonunda ikisini de kucaklayıp doğruldu. Kızlar Cihangir'in yorulduğunu fark ettiklerinde hiç ısrarcı olmadan iki yanağını aynı anda öperek yine annelerinin kucağına yerleştiler. Cihangir Bedir abinin elinden tutunarak ayağa kalktı. Bedir abi kızları öptüğü gibi şefkatle Cihangir'i de öptü.

Bir süre sonra erkeklerin kendi aralarında iş konuşmasıyla kadınlar olarak biz mutfağa geçtik. Akşam için yemek hazırlamak lazımdı. Yardımcılar vardı ancak ana yemekler Hacer annenin elinden geçiyordu. Mutfağa girer girmez ellerimi yıkayarak yardım edilecek bir şeyler bakındım.

"Başın göğe ermiştir inşallah."

İmalı ses tonunu duyunca yutkundum. Ters cevap vermek istemekle birlikte Cihangir'in arada kalmasını istemiyordum.

"Erdi valla anne. Cihangir ayaklarımı yerden kestiğinde göğe uçtum sanki."

Hülyalı hülyalı yukarı bakarak kurduğum cümleden sonra ağzının içinde homurdanmaya devam etti. Ebru yenge hemen yanımda dirseğini koluma hafifçe vururken sessizce gülüyordu.

Önüme salata malzemeleri geldiğinde hepsini yıkayıp büyük bir tepsiye yerleştirdim. Tezgah önünde kalabalık yapmamak için masaya oturdum. Ebru yenge de hazırladığı tatlıyı buzdolabına kaldırdı. Zülal yine kızlarla ilgileniyordu. Hacer anne yemeğin altını kısıp bize doğru bakmadan mutfaktan çıktı. Mutfakta Ebru yenge ve benden başka kimse kalmamıştı.

"Kız çok fenasın. Kaynanam nasıl oldu görmen lazımdı."

Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bakıyordum.

"İyi gördüm sizi. Mutlu olun kuzum. Kaynanama aldırma. O hep öyle konuşur durur."

"İnşallah uzun sürmez."

"İnşallah."

....

Sofralar hazırlandı, yemekler yenildi. Sofrayı toplamaya da yardım ettiğimde iyice yorulmuştum. Herkes gibi odamıza çekilmiştik. Cihangir havaların çok sıcak olmasından dolayı yatakta yine sadece baksırıyla yatıyordu. Elbisemi çıkarıp yerine şortlu pijama takımı giydim. Saçlarımı topladım. Elimi yüzümü yıkayarak biraz ferahladıktan sonra Cihangir'in yanına uzandım. Parmaklarının tersiyle yanağımı okşadı.

"Annem canını sıkmadı değil mi?"

"Bir şey olmadı merak etme."

Dudaklarımı öptü.

"Çok güzelsin."

"Sen de."

"Ben de ne? Güzel miyim?"

Kaşları hafifçe çatılmıştı ama kızgından ziyade hoşnutsuz duruyordu.

"Çok yakışıklısın."

"Galiba bana aşık oldun."

"Allah bilir."

Gözlerindeki parıltıyla doğruldu.

"Bana aşık mı oldun?"

Dudaklarımı bilmem der gibi büktüm. Eğilip büktüğüm dudağımı dişleriyle kıstırdı hemen ardından emdi.

"Ama ben galiba sana aşık oldum Güleycan."

Telaşsız bir öpüşme başladı. Elim yanağını okşarken sakince öpüşüyorduk. Tutkudan çok uzaktı şu halimiz. Dudaklarını çektiğinde yanağındaki elime de bir öpücük bıraktı.

"Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu

İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük."

Ara ara yazdığı, okuduğu şiirler çok hoşuma gidiyordu. Şapşal aşıklar gibi yüzüne baktım.

"Ya Cihangiiir."

Yüzünde çok güzel bir gülümseme oluştu.

"Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde

Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra

Sonrası iyilik güzellik."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.