Kapıdan girdiğimde kucağında sarı saçlı bebeğiyle kucağıma atlayan Ferah'la mutlulukla gülümsemiştim. Sıkıca sarılıp kokluyordum. Daha birkaç gün olmasına rağmen o kadar çok özlemiştim ki doyamayacağım sanmıştım. Ferah da aynı hislerde olacak ki kollarını sıkıca sarmış uzanabildiği her yerime öpücükler konduruyordu. Geri çekilip üstüme baktı, eliyle saçlarımı okşadı.
"Ne güzel olmuşsun abla, peri gibi."
Gözlerinden kalpler fışkıyordu sanki. Öptüm minik yanaklarından.
"Sen daha güzelsin, peri gibi."
Gülümsedi. Tekrar öperek çöktüğüm zeminden kalktım. Elini tutup bahçedeki sedirlere doğru ilerledik. Annemle, Hacer anne yan yana oturmuştu. Hemen karşılarına Zühre ve Sevda yerleşmişti. Onlar da birbirlerini özlemiş olmalıydılar. Zühre Sevda'nın göğsüne yaslanmış duruyordu. Annem yaklaştığımızda yerinden kalkıp kollarını kocaman açtı. Huzurlu kucağına yerleşip sıkıca sarıldım. Anne kokusunu içime çektim. Yanaklarını öptüm. Aynı karşılıkları aldığımda benden mutlusu yoktu. Kollarımı çözmeden hafifçe geri çekilip anneme baktım. Birkaç günde değişmesi imkansızdı ama bana değişmiş gibi geliyordu. Elbisesinden artık hafifçe belli olan karnına elimi koydum.
"Nasılsınız annem?"
"İyiyiz yavrum, sen nasılsın? Eşin nasıl?"
Cihangir'le olan samimi hallerimiz aklıma düştüğünde hafifçe gülümseyip iyi olduğumuzu söyledim.
"Biz de erken gelip sohbet edelim dedik. Adamlar akşama gelecek."
"Çok iyi yapmışsınız." diyerek son kez öptüm.
"Hallettiniz mi kuzum?" soran Hacer anneydi.
"Tarih alamadık, sağlık raporu için kan testi verdik. Eksik evrakları tamamladık."
Herkesin meraklı bakışlarını görünce, "Nikah için..." diyebildim sadece. Yanlarına oturduğumda oldukça keyifli bir sohbete dalmıştık.
...
Çökmeye başlayan karanlıkla birlikte serinleyen hava yüzünden avludan içeri geçtik. Aslında Sevda'yla biraz konuşmak istiyordum. Abimin ona nasıl davrandığı beni en çok düşündüren şeylerden biriydi. Mutfağa yardım için kalktığımda Sevda da benimle birlikte geldi. Mutfağa girdiğimizde Hüsniye abla yeterince yardımcısı olduğunu söyleyerek bizi mutfaktan kovalamıştı. Gülerek çıktığımız mutfaktan Sevda'nın isteğiyle onun odasına geçtik. Hala temiz nevresim serili duran yatağına karşılıklı oturduğumuzda yüzümü dikkatle inceliyordu. Konuşmasını sabırla bekledim.
"Nasılsın? Ya da nasılsınız mı demeliyim?"
Ellerimi yüzüme kapattım. Boğukça çığlığımsı bir ses çıkardım.
"Sevda, aklımı yitireceğim. Cihangir nasıl bir insan anlayamıyorum. Kırk yıldır evliymişiz gibi hissediyorum. Çok garip değil mi?"
Şefkatle gülümsedi. "Cihangir harika bir insandır. Hayatında görüp görebileceğin en mükemmel insan bence. Aklını almayı başardı değil mi?"
"Sanırım. Bilmiyorum. O kadar tuhafım ki bir yanım kızıyor. Bu adam seni tehdit ederek ikna etti, abimle evleneceksin diye korkuttu ona karşı gardını düşürme diyor. Diğer yanım karşısında eriyor resmen. Ne yapacağımı bilmiyorum."
"Bir dakika, bir dakika. Abimle evleneceksin ne demek?"
Kaşlarını çatmıştı. Derince iç çekip yaşadıklarımızı anlattım.
"Ah Cihangir, ne diyeyim ki." diyerek homurdandı. Kızmıştı. Aslında ben de kızgındım. Ancak Cihangir'in yanında her şeyi unutuveriyordum. Aptal mıydım? Galiba...
Yine de Sevda'ya odaklanmak istedim. Abimle nasıl olduklarını merak ediyordum.
"Abimle nasılsınız?" diye sordum. Yüz ifadem, halim tavrım pek ilgili gözükmüyordu. Rahatsız etmek istememiştim. Derince iç çekti.
"Bilmiyorum. Abin çok değişik bir insan. Kibar olmaya çalışan bir hanzo. Asla zorlamıyor beni hakkını yiyemem. Ama öyle bir konuşuyor ki iki tane yapıştırasım geliyor. Sanki naz yapıyorum gibi davranıyor. Bir kere koynuma alsam geçermiş. Aslında yüzüne baktığımda kötü anlamda söylemediğini bana davranışının kötü olmayacağını anlatmaya çalıştığını görüyorum. Ama insan gibi değil öküz gibi konuşuyor."
Sinirle konuşuyordu. Kesinlikle hak veriyordum. Sevda çok güçlü bir kızdı. Hayran olmuştum.
"Beni yanlış anlama ama sen de tacizden kurtuldun. Nasıl aştın? Cihangir yaklaştığında ne hissediyorsun?"
Sustum bir süre.
"Sanırım Cihangir'in tavrı sayesinde. İlk başta o anlar aklıma geliyordu. Sonrasında Cihangir'in kendini geri çekip benden hamle beklediğini fark ettim. Ben yaklaştım. Zorlamadı, zorlamaz da biliyorum. Ama ne kadar dayanabilir emin değilim. Bugün koştur koştur nikah günü almaya gittik."
Sonunda küçük bir kahkaha bırakmıştım. O da güldü benimle.
Biz kötü düşünceleri bırakıp gülmelerimize devam ederken kapı tıklatılıp açıldı. Kapıda görünen Cihangir'le ikimiz de ayağa kalktık.
"Oy ablasının gülü, yakışıklısı nasıl da özlemişim seni. Minik aslanım benim." diyerek Cihangir'i öpücüklere boğan Sevda'yla gülümsememi bastırmaya çalıştım. Cihangir ablasına sarılsa da arada kaçamak bakışlarla beni izliyordu.
"Abla bir adam karısının yanında böyle mi sevilir? Oldu olacak popomu da tokatla. Tövbe tövbe, nasıl sevmek bu?"
Cihangir'in sitemli sesiyle bastıramadığım kahkahalarım odada yankılandı. Sevda da bana eşlik ediyordu. Kardeşinin yüzünün git gide asıldığını fark eden Sevda son kez öpüp odadan çıktı. Arkasında somurtan bir Cihangir ve onun gönlünü alması gereken beni bırakmıştı.
Kapının önünde duran Cihangir'e doğru yaklaştım. Bana doğru bakmıyor gibi görünse de göz ucuyla beni izliyordu. Uzanıp yanağına öpücük bıraktım.
"Hoş geldin," diyerek duraksadım. "Sevgilim." diye devam ettiğimde mavi gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmıştı. Elini enseme koyarak hızla yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Dudaklarımızı birleştirdi. Derin ama kısa bir öpücükten sonra, "Şimdi hoş buldum sevgilim." dedi.
....
Aşağıya indiğimizde herkes gelmişti. Mecburen babamın elini öptüm. Kardeşlerime sarıldıktan sonra abime sıra gelmişti. Kollarını açarak bekledi, sıkıca sardı beni.
Biz birbirimize kalan tek kişiydik. Bunca acının yaşanması kalbimi çok kırmıştı. Onu affetmek ne kadar zor olsa da çok kızgın olduğum anneme rağmen ondan kalan tek yadigardı. Sıkıca sarıldım ben de.
"İyi misin?" diye sordu fısıldayarak. Başımla onayladım. Sofraya oturduktan sonra, uzun zamandır hissetmediğim şekilde huzurlu bir hava hakimdi. Yanımda oturan Cihangir'in yüzü asık olsa da sohbetlere katılıyor arada elini bacağımın üstüne koyarak aramızda bir sorun olmadığını kendince belli ediyordu.
Yemeklerin ardından içilen kahvelerden sonra gitmek üzere ayaklandılar. İçim burkulmuştu. Cihangir'in yanına ne kadar çabuk alışsam da, babamın evinde ne kadar huzursuz olsam da onlarla gidemediğim için kalbim kırıktı.
Hüsniye ablanın kızları yönlendirmesiyle ortalık hızlıca toparlandığı için hepimiz odalarımıza çekilmiştik. Cihangir çok yorgun görünüyordu.
"Yorgun musun? Neyin var?"
Önce onun üstündeki kıyafetleri çıkarmak istediğim için gömleğinin düğmelerini çözerken konuşmuştum.
Düğmelerdeki elimi tutup öptü.
"Zorlanıyorum, yoruluyorum o yüzden. Bugün bir de nikah günü alamadık diye canım sıkıldı."
İlk söylediğine takılmıştım.
"Seni zorlayan nedir?"
Gözleriyle bacağını işaret etti.
"Ameliyattan beri pek yürümedim. Alışkın değilim aslında. Hep sandalyedeydim."
"Neden zorluyorsun kendini. Hiç kullanmıyorsun artık."
Omuz silkti sadece. Başı yerdeydi.
"Cihangir."
Adını seslensem de umursamadı. Kaşlarımı çattım. Ama zorlamadım. Gömleğini ve pantolonunu çıkardım. Hava çok sıcak olduğu için hep baksırıyla uyuyordu. Dolabıma ilerleyip kendim için bir pijama aldım. Giyinip ışığı söndürdüm. Gece lambasını açtığımda yatağa iyice yerleşmişti. Yanına uzandım. Yüzüm ona dönüktü. Elimi yanağına yaslayarak bana bakmasını sağladım.
"Neden sandalyeni kullanmıyorsun?"
Bakışlarını kaçırdı.
"Aşkım, neden?"
Hitabımı duyunca yine şaşkın bakmaya başlamıştı. Uzanıp yanağının dudağına çok yakın olan kısmını öptüm. Baskı yapıyordum. Nedense bunun altından canımı sıkacak bir konu çıkacak gibi hissediyordum. Gözlerini kapatıp sesli bir nefes verdi.
"Yanına yakıştıramıyorum kendimi. Şöyle yanında dimdik ayakta durmak gururumu okşuyor."
Bu sefer sesli nefes veren bendim.
"Sen benim yanıma her halinle çok yakışırsın. Kendini zorlama. Pratik yaparız sürekli. İyice alışınca tamamen bırakırsın."
"Tamam." dedi duyulur duyulmaz bir sesle. Alnını alnıma yasladı. Kapalı gözlerini görünce gözlerimi kapattım. Yüzüme vuran sıcak nefesi kalbimin küt küt atmasına sebep oluyordu. Burnunu burnuma sürttü. Öpücüğü heyecanla bekliyordum. Dudaklarımız birbirine değene kadar yaklaştı. Ama öpmedi. Kalmayan sabrımla dudaklarına yapıştığımda küçük bir inlemeyle bana eşlik etmişti.
Geri çekildiğimizde yüzünde çok güzel bir gülümseme vardı.
"Ne düşünüyorsun?"
Kıkır kıkır gülmeye başladı. Öyle gülüyordu ki ben de kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Neye güldüğümden habersiz onun gülüşüne gülüyordum. Gülüşünü yavaşlatıp - ama asla kesmemişti - konuştu.
"Ferah ve Tahir bana enişte dedi." tekrar bir kahkaha patlattı. "Doblo alıp göbek yapmam lazım. Yaz bitmeden mangala götürürüm."
Gecenin bir yarısı deliler gibi gülüyorduk. Kapının önünden gelen öksürme sesini duyana kadar sessiz olmak aklımıza gelmemişti.
.