"Ne?"
Şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. Şu hali o kadar tatlıydı ki... Mavi gözlerini kocaman açmış, ağzı aralanmıştı. Gülümseyerek omuz silktim. Kucağından kalkmak için yeltendiğimde elleriyle kalçamı kasıklarına sertçe bastırdı.
"Şaka yapıyorsun değil mi?"
Gözlerimdeki yaramaz pırıltılarla baktım. Ciddi olduğumu anladığında kafasını sertçe yastığa bıraktı. Elleri son kez kalçamı sıkıştırdı. Kucağından kalkmamı istercesine hafifçe vurdu. Kalkıp üstüme pijama seçerken beni izliyordu. Elim geceliklerime gitse de ardımdan uyarı sesleri yükseldi.
"Aklından bile geçirme! Gece gece daha fazla kudurmadan yatalım, nasıl uyuyacaksam artık. Sabah da gidip şu nikah gününü alalım."
Gözlerini tavana dikmiş küskünce homurdanıyordu. Yine Cihangir'e ait pijamalardan alıp giyindim hızlıca. Işığı söndürüp gece lambasını açtım. Yanına sokuldum. Biraz soğuk dursa da sonra eski haline döndü. Kolunu başımın altından geçirip göğsüne yasladı. Alnıma öpücük bırakıp gözlerini yumdu. Sessizce alttan bakışlarla gece lambasının aydınlattığı kadarıyla yüzünü inceliyordum.
"Bakma bana öyle. Uyu yoksa uyutmam." dedi gözleri kapalıyken. Hafifçe gülümseyip öpücük bıraktım yaslandığım göğsüne. Gözlerimi kapatıp uyumayı denedim.
....
Gözlerimi açtığımda hala karanlıktı. Gece lambasının loş ışığı altında beni uyandıran şeyi aradım. Yerimden doğruldum. O an yatakta yalnız olduğumu fark ettim. Cihangir'e seslenecekken küçük inilti duydum. Yerimden kalkıp ışığı yanan kapısı aralık banyoya doğru ilerledim. Kapıyı tıklatıp iyi olup olmadığına bakacakken hiç görmemem gereken bir şey gördüm.
Cihangir banyoda kendisi için bulanan taburenin üstüne oturmuştu. Sırtı fayanslara yaslıydı. Uzattığı bacağı gergindi, ayak parmaklarını içe doğru kıvırmıştı. Gözleri kapalıydı, yüzü boncuk boncuk ter içindeydi. Ellerinden biri çıplak karnında öylece duruyor diğeri erkekliğinin üstünde hızla hareket ediyordu. Ağzı aralanmıştı. Küçük iniltiler dökülüyordu.
Girdiğim şoktan sıyrılıp gözlerimi kapattım. Kendimi geri çekip sırtımı hemen yandaki duvara yasladım. İniltileri şiddetlendi. Çığlığımsı haykırışından sonra derin nefes seslerini dinledim bir süre. Adım atıp yatağa gidemiyordum. Onu o halde görmek itiraf etmem gerekirse hem utandırmış hemde kasıklarımdan karnıma doğru sancılar girmesine sebep olmuştu. Utanıyordum çünkü çok mahrem bir anını gizlice izlemiştim. Görmemem gerekliydi. Düşüncelere dalmışken su sesini duymamla kendime geldim. Sessiz adımlarla yatağa girip Cihangir'in çıkmasını bekledim. Duyduğumu anlayıp utanmasın diye gözlerimi kapatıp uyuyor numarası yapmaya çalıştım. Gözlerimi kapattığımda gözümün önüne gelen Cihangir'in o hali yine aynı sancıya sebep olduğunda ne yapacağımı bilmiyordum.
O sırada Cihangir üryan bir şekilde banyodan yavaşça pervaza tutunarak çıktığında hiihh diye bir ses çıkarıp ellerimi yüzüme kapattım. Cihangir'den henüz bir ses yoktu. Yatağın çökmesiyle yanıma uzadığını anladım. Ferah kokusu burnuma dolmuştu. Burnunu parmaklarımın arasından yanağıma değdirdi. Sanki mis gibi kokan kendisi değilmiş gibi derince kokladı.
"Giyindim, minik röntgenci. Gözlerini açabilirsin."
Elimi alnıma vurmak istiyordum. Hatta başımı duvardan duvara vurmak istiyordum. Ama en mantıklısının salağa yatmak olduğuna karar verdim. Yüzüne bakamıyordum.
"Gözlerimi hemen kapattım. Görmedim, gerçekten."
Elini uzatıp çeneme dokundu. Yüzümü yüzüne çevirme isteğine daha fazla engel olamadan önce yüzüne sonra gözlerine baktım. Dudaklarını birbirine bastırarak gülmesini tutmaya çalışıyordu. Gözleri heyecan ve yaramazlıkla parlıyordu. Beyaz teni kızarmıştı. Duştan dolayı olduğunu düşünsem de yüzündeki kızıllık elmacık kemiklerinden kulaklarına doğru gidiyordu. Utanmıştı. Ve en kötüsü onu izlediğimi fark etmişti. Yüzümü aşağı eğip fısıldadım.
"Özür dilerim, izlemek istememiştim. Birden görünce şey oldum. Ney oldum? Heh, şok oldum. Hemen geri çekilemedim. Özür dilerim."
Kurduğum saçma sapan cümleden sonra isteğimi daha fazla ertelemeden elimi alnıma vurdum. Çok utanıyordum. Alnını hala alnımda duran elimin üstüne yasladı.
"Çok utanıyorum."
Kıkır kıkır gülerek kurduğu cümleyle benden de bir gülüş çıktı. Sonra ikimiz birden birbirimizin yüzüne bakamadan gülüşmeye devam ettik.
Kendimize gelip çekildiğimizde gözlerime baktı.
"Öyle görmeni istemezdim. Uyuyamadım, sen uyanmadan gelirim diye düşünmüştüm."
Elimi ağzına kapatıp susturdum.
"Daha fazla bahsetme, asıl ben özür dilerim. Senin mahremin sonuçta. Kendimi hemen toparlayamadım."
Utançla kurduğumuz cümlelerden sonra konuyu kapatmış olduk. Tekrar uyumaya çalıştığımızda bu sefer göğsüne yatamamıştım. Arkamı dönüp yattım. En son hatırladığımsa sırtıma yaslanan sıcak göğsü, belimi saran koluydu.
...
Uyandığımızda dünkü sabaha göre biraz geç kalkmıştık. Kısa bir günaydınlaşmanın ardından sessizce giyinip odadan çıktık. Herkes kahvaltıya başlamıştı. Bugün Bedir abi ve ailesi yoktu. Bu konakta yaşayanlar olarak kahvaltı yapacaktık. Geç indiğimiz için utansam da Cihangir'in yüzünde utancın kırıntısı yoktu. Selam verip masaya oturduk. Önümdeki sıcak bazlamaları görünce iştahım kabarmıştı. Güzelce kahvaltı yapmaya başlamıştık. Cihangir bir yandan babasıyla konuşuyor, bir yandan da göz ucuyla yiyor muyum diye beni kontrol ediyordu. Sessiz geçen kahvaltıdan sonra Ziya baba ve Üveys ayaklandı. Cihangir yerinden hiç kıpırdamadan bana döndü.
"Git üstünü değiştir de dışarı çıkalım."
Ziya baba Cihangir'in onlarla işe gitmeyeceğini anladığında hepimize Allahaısmarladık diyerek Üveys'in de kolundan tuttuğu gibi merdivenlerden hızla indi. Olası bir kardeş kavgasının önüne böylece geçmişti. Cihangir ise anlamsız bakışlarıma daha anlamsız bakışlarla karşılık veriyordu.
"Yavrum, git giyin işlerimiz var."
Bir şey diyemeden Hacer anne araya girdi.
"Oğlum baban akşama dünürleri çağıralım dediydi. Yarın mı gitseniz?"
"Yok olmaz. Bugün çözmemiz lazım şu nikah işini anne. Erteledikçe sorun çıkıyor. Uzun sürmez."
Akşam söylediğim şeyden sonra bu kadar acele edeceğini düşünmemiştim. Hacer anne de söz geçiremeyeceğini anlayınca, "Hadi kızım, gidin de çabuk gelin. Çok işimiz var." dedi. Başımı sallayıp hızla merdivenlere yöneldiğimde arkamdan, "Beyaz elbise giy." diye bağırdı.
Odaya geçtiğimde hızla dolabıma göz attım. Ama dediği gibi beyaz elbise seçeneğim yoktu. Başka renk elbise de giymek istememiştim. Hızlıca beyaz ispanyol paça pantolonumu giydim. Üstüne de yine beyaz bir gömlek seçtim. Kolları balon kol şeklinde tülden yapılmıştı. Klasik bir gömlek gibi durmuyordu. İkisini oldukça yakıştırmıştım. Saçlarım dünkü formunu kaybetse de eskisi gibi kabarık durmuyordu. Aynada kendimi beğenmiştim. Beyaz spor ayakkabılarımı da giydiğimde hazırdım. Dolabın alt tarafında olan lila renk kutu çantayı aldım. Çekmeceden cüzdanımı alıp içini kontrol ettim. Kimliğim yanımdaydı.
Tekrar aşağı indiğimde herkesin beğeni dolu bakışlarını görmüştüm.
"Elbise neden giymedin?"
"Beyaz elbisem yoktu. Beğenmedin mi?"
Kaşlarını kaldırdı gülümseyerek.
"Beğenmemek mümkün mü?"
....
Konaktan çıktığımızda Cihangir'in hemşiresi yani Harun'un kullandığı arabaya yerleştik. Önce nikah dairesine gidip gerekli evrak listesini aldık. Sağlık raporu, fotoğraf çekimi derken nikahın bugüne yetişmeyeceğini anlayan Cihangir'in yüzü oldukça asıktı. Bu haline içten içe keyifle gülüyorum.
İşlerimizi bitirip konağa döndüğümüzde Cihangir içeri girmemişti. Kapıdan girdiğimde küçük bir sürpriz beni avluda bekliyordu.