Elindeki büyük bardaktaki suyu kafasına dikerek tek seferde bitirdi. Gözleri tehditkar bakıyordu. Bardağı tezgaha bırakıp bana doğru birkaç adım attığında istemsizce geri adımladım.
"Öldürseniz de evlenmem diye pek yaygara koparmıştınız Gelin Hanım, bakıyorum da daha ilk günden koyun koyuna uyumalar başlamış."
Sesimi çıkarmamıştım. Karşılık veremeyecek kadar uykunun ve korkunun etkisindeydim.
"Neyse, Allah muhabbetinizi arttırsın. En kısa zamanda bebek haberi duyarız inşallah." diye devam ettirdi sözlerini. Vücudum başka bir korku dalgasıyla dikleşti. Yüz ifadem ne hale gelmişti bilmiyorum ama bundan oldukça keyif almıştı.
"Üç, en fazla beş ay içinde o haberi almazsak yapacaklarımdan korkun."
Parmaklarını açarak gösterdiği sayılarla desteklemişti cümlesini. Diklenip onun karışamayacağı bir mevzu olduğunu söyleyecekken elini kaldırıp susturdu.
"Diyeceğimi dedim, isterseniz sınayabilirsiniz beni. Hiç kimseden çekinmem yok benim." Dudaklarında pis bir sırıtma peydahlandı. "Ben istemesem aşiret isteyecek zaten. Önünde sonunda o bebek olacak. Şimdi de haydi git kocanın koynuna." diyerek mutfaktan çıktı. Bana kötü bir yaklaşımı olacak diye çok korkmuştum. Tezgaha yaklaşıp dolaptan bir bardak aldım. Suyu kana kana içerken hala kendime gelebilmiş değildim. Tekrar geldiğim odaya döndüğümde Cihangir de uyanmıştı. Elini uzatıp yanına yatmamı istediğini belli etti.
"Herkes dönmüş sanırım, ayıp oldu burada böyle yatmamız. Hadi odamıza çıkalım."
Gayriihtiyari ağzımdan çıkan sözler kulağıma dolduğunda utançla başımı eğdim. Cihangir'in yüzündeki gülümseme ne kadar hoşuna gittiğini gösteriyordu. Eliyle yanını pat patladı. Oturduğumda sağ kolu belime dolandı. Sol koluyla da iyice kendine çekip yüzünü boynuma gömdü. Birkaç ıslak öpücüğün ardından kulağıma yaklaşıp muzip sesiyle, "Odamıza gidelim bakalım." dedi. Ayağa kalkmasına yardım ettiğimde elimi elinin arasına alıp parmaklarımızı birbirine doladı. Kol değneğini alırken de, odadan çıkarken de elimi bırakmadı.
...
Odaya girdiğimizde hemen dolaba yönelip yine dolabın Cihangir'e ait tarafından iki pijama takımı çıkardım. Huysuzca homurdandı. Ama o gecelikleri giymeye cesaretim yoktu. Elimdekilerden birini yatağın üstüne bırakıp diğerini aldım. Banyoda elimi yüzümü yıkadıktan sonra giyinmiştim. Bir süre daha oyalanıp giyinmiş olabileceğini düşünüp odaya döndüğümde bıraktığım gibi duruyordu.
"Neden giyinmedin?"
"Tek başıma zorlanıyorum, yardım edersin diye düşündüm."
Gözlerim şüpheyle kısıldı. Yardımsız giyinebileceğini biliyordum. Çünkü geceleri protezi olmuyordu.
"Ben yokken kim yardım ediyordu?" diye sorduğumda yüzündeki gülümseme hafifçe soldu. Sebebini anlamadım. Meraklı gözlerle cevap beklerken sadece Harun'un adı döküldü dudaklarından. Başka bir şey demeden üstündeki tişörtü bir çırpıda çıkardı. Eli kemerine gittiğinde duraksadı.
"Arkanı döner misin?"
Gözlerimi devirdim. Bu çocuk muydu yoksa ikizler burcu mu? Az önce yardım isteyen kendisiyken şimdi arkamı dönmemi istiyordu.
"Yardım edebilirim. Zorlanmanı istemiyorum."
Sinirle homurdandı. Ne dediğini anlamadım. Yaklaşacağım sıra ters bakışları yüzümde dolandı.
"Homurdanma, söyle açık açık." diye sesimi yükselttim.
"Şşş, sesinin tonuna dikkat et. Bu odada birbirimizi de yesek şu kapının dışına ses gitmeyecek." dişlerinin arasından kısık sesle konuştuğunda başta sinirlensem de haklı olduğu için sustum.
"Yardıma muhtaç olduğum için değil. Birbirimizle ne kadar iletişim halinde olursak o kadar çabuk alışırız diye yardım et dedim. Yoksa yapamıyor değilim. Sen benim bakıcım değilsin."
"Haklısın, özür dilerim. Bana bakıcı muamelesi yaptığını düşünmemiştim zaten." kısık sesle kurduğum cümleleri anladı mı bilmiyorum ama yüz ifadesi yumuşadı. Uzun süre küs kalamıyor olması kendimi görmemi sağlamıştı.
Eli kemerinde hala dönmemi bekliyordu. Yaklaşıp yere dizlerimin üstüne çöktüm. Elimi elinin üstüne koyup ellerini uzaklaştırdım. Kemerinden sonra düğme ve fermuarı da çözdüğümde pantolonu çekiştirdim. Elleriyle destek olup kalçasını kaldırınca rahatça çıkarmış oldum. Ben pantolonu alıp berjere bırakırken o da protezini çıkarmıştı. Sadece baksırla duruyordu.
"Böyle uyusam rahatsız olur musun?"
Başımı olumsuzca salladım. Yatağın üstündeki pijamaları tekrar dolaba yerleştirdiğimde ayağa kalkmıştı. Yatağın kenarlarında bulunan direğe tutunarak yatağın örtüsünü açmıştı. İçine yerleşebildiğinde sanki senelerdir böyle uyuyormuşuz gibi kolunu açarak davet etti. İtirazsız bir şekilde göğsüne yerleştiğimde zerre uykumun olmadığını fark ettim. Kıpırdanarak dönüp komodinin üstüne bıraktığım telefondan saati kontrol ettim.
03:17
Film izlerken uyuyakaldığımız için epey uykumu almıştım. Telefonu bırakıp tekrar göğsüne yerleştiğimde derin nefes aldı.
"Uykun var mı?"
"Yok, uyumuşuz ya yetmiş bana."
"Bana da. Şey mi yapsak?" Kolunu başımın altından çekip dirseğinin üstünde doğruldu. "Birbirimize sorular soralım." Ne kadar da yaratıcı bir fikir diye geçirdim içimden. Ama haklıydı. Birbirimizi tanımamız lazımdı.
"Tamam başla bakalım." dedim.
"Öpmeme izin verdiğin için pişman mısın?"
Böyle bir soru beklemiyordum. Ama düşününce değildim. Kötü anıları silecek tek gücün Cihangir'in güvenli hareketleri olduğunu düşünüyordum. Beni huzursuz etmemek için o kadar dikkatliydi ki beni saracak tek merhem o gibiydi.
" Değilim." diye fısıldadığımda derince bir oh çekip dudaklarımdan bir öpücük aldı. Utanıyordum ama aynı zamanda utanmıyordum da. Çok garip hissediyordum. Heyecanla devam etti.
"Bana güveniyor musun?"
"Evet güveniyorum. Ve şimdi ben soracağım. İkizler burcu musun?" az önceki halinden dolayı düşünmüştüm.
"Bilmiyorum ki. 21 Temmuz ikizler mi oluyor?"
"Yengeç." dedim. İstemsizce doğum gününe ne kadar az kaldığını hesaplamıştım. 12 Temmuzdaydık.
"Peki ya sen?" dedi. Burçlardan anlamıyordu ama doğum günümü öğrenmek istediğini hissetmiştim.
"Balık burcuyum ben. 15 Mart."
"Hmm, peki hiç erkek arkadaşın oldu mu?"
Cıkladım, olmamıştı. Elini belime sardı.
"Sen sormadan söyleyeyim. Senin bedenine ilk dokunan ben olduğum gibi bana dokunan ilk kadın sensin."
Kurduğu cümleyle taş kesilmiştim sanki. Yüreğimde öyle bir yangın başlamıştı ki ne yapacağımı bilememiştim o an. Bir şeyler söylüyordu ama şu an anlayabilecek kadar iyi değildim. Hafifçe dolan gözlerimi gözlerine çıkardım. Yüzünü görmek rahatlamamı sağlamıştı. Ona anlatacaktım. Ne tepki vereceğini bilmiyordum ama anlatmam lazımdı. Bir şeyler anlatıyordu. Gülerken mavi gözleri kısılmış yanaklarında derin çukurlar belirtmişti. Bu ana kadar Cihangir'in gamzeleri olduğunu fark etmemiştim. Elimi pürüzsüz yanağına yerleştirdim. İşaret parmağımı gamzesinin üstüne koydum. Gülümseyen gözleri gözlerimi buldu. Dolan gözlerimi gördüğünde önce gülümsemesi soldu sonra yattığı yerden hafifçe doğruldu.
"İyi misin?" Çok temkinli yaklaşıyordu. Bir sorun olduğunu hissetmişti. Ancak beni korkutup anlatmamı engellemek istemiyordu.
"Değilim."
Titreyen sesimi duyduğunda yüzünden bir an panik dalgası geçti. Ancak çok çabuk toparladı.
"Neden? Anlat bana." Yüzümü severken söylemişti.
"Utanıyorum."
"Sen utanılacak bir şey yapmamışsındır eminim. Gel göğsüme. Yüzüme bakmadan anlat. Rahat ol, seni yargılamam." Göğsüne yerleştim. Gözyaşlarımı ince ince bırakırken zor duyulan hıçkırıklarla anlattım.
"İstemedim. Bana dokunmaya kalktı. Abim olmasaydı, gelemeseydi belki de bana çok kötü şeyler yapacaktı. Dövdü, kıyafetimi zorla çıkardı. Az kalsın... " Sözümü hızla kesti.
"Tamam Gülüm, tamam Canım. Korkma, ben yanındayım. Geçti, her şeyi atlatacağız." Sıkı sıkı sarılırken şiddetle ağlıyordum. Uzunca bir süre gözyaşı döktüm. Cihangir hiç ses çıkarmadan elini sırtımda, saçlarımda gezdirdi. Sakinleştiğimi hissettiğim zaman göğsünden kalktım. Gözlerine baktığımda kıpkırmızı olmuştu.
"Sen biliyordun."
Evet, büyük tepki vermemesinden bildiğini anlamıştım. Hayal kırıklığı dolu bakışlarımı görünce kendini yukarı kaydırıp sırtını yatak başlığına dayadı. Kolunu kaldırıp sarılmamı beklese de sarılmadım.
"Biliyordum! O ite de cezaların en büyüğünü ben verdim! İçim az da olsa soğudu. Şimdi tek düşüncem sensin. Senin yaralarını sarmak, bunu atlatmanı sağlamak."
"Nasıl? Nereden öğrendin?"
"Fırat abinden öğrendim. Sana söylemedim çünkü bana senin anlatman gerekiyordu. Bana güvenmen, seni yargılamayacağıma inanman gerekiyordu. Çünkü sen tertemizsin Güleycan, sen önce kendin inan."
Aslında haklıydı. Cihangir'e küsmem yersiz ve çocukça olurdu.
"Peki, ona ne yaptınız? Öldürdüm deme sakın."
Elini bir pisliğin kanına bulamasını istemiyordum. Sorumla birlikte kıkırdamaya başladı.
"Puşt Nihat var Adana'da. Pek sever öyle oğlanları. Tadına baksın istedim, yanına gönderdim. Yaşattığını yaşasın da anlasın. Gerçi belki de halinden memnundur şu an. Ceza yerine ödül olmuştur, bilemeyiz."
Gülerek, dudaklarını bükerek söyledikleri karşısında kalbim sıkıştı. Bir yanım oh olmuş derken bir yanım kimse ama hiç kimse bunu hak etmez diyordu. Kafam karman çormandı. Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Cihangir de bunu hissetmiş olacak ki uzanıp kendine çekti.
"Canımı yakanın canını yakarım Güleycan. Sen suçlu değilsin. Vicdan yapacağın biri değil o."
Elimi düşüncelerimi dağıtmak istercesine savurdum.
"Bir şey daha var."
"Dinliyorum."
"Abinle karşılaştık mutfakta." derken yüzüne bakmıştım. Kaşlarını çattı. Devam etmemi istercesine başını salladı.
"En geç beş ay içinde bebek haberi vermezseniz yapacaklarımdan korkun diye tehdit etti resmen."
"Geçsin oraları o. Kimseyi ilgilendirmez benim aile hayatım. Yarın babamla konuşurum. Sen canını sıkma. Ve benden bir şey saklamadığın için teşekkür ederim."
Alnıma bıraktığı öpücükten sonra içim rahatlamıştı. Cihangir'le konuşmak çok iyi gelmişti. Bir süre sessizce durduk. Uyuyalım demek için ağzımı açamadan, "Bize alışman tahmini ne kadar sürer?" diye sordu. Saf bir merakla yüzüme bakıyordu. Her şeyi atlatabildiğim gün her şeyimle onun olacaktım, biz olacaktık. Önce yaralarımı sarmak istiyordum. Cihangir'in de bunu istediğine emindim. Çok ciddi konuşmalar yaptığımız için flörtöz bir edayla omuz silkip dudak büktüm.
"Bilmem." Önce gözlerime oradan silktiğim omzuma en son da bükülmüş dudaklarıma baktı. Alt dudağını dişlerinin arasına alıp gözlerini kapattı. Başını yatak başlığına vurdu birkaç kez.
"Buna da peki." dedi başını sallarken. "Ama izin ver bu süreci biraz hızlandıralım." derken doğrulup biraz öne kaydı. Aniden elleri belimi bulup altına çekerken dudaklarını da dudaklarıma yapıştırdı.
....