İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 22 · 6 dk okuma

İSYAN

Bölüm 22

22. Bölüm

Dudakları dudaklarıma değdiği anda gözlerimi kapatmıştım. Biraz önce ondan uzak durmayacağımı söyledikten sonra böyle bir hamle beklemiyordum. Çok tuhaf hissediyordum. Boynumdan sırtıma doğru uzanan kolunu sıkılaştırıp hafifçe kendine doğru çekti. Dudaklarımızın baskısı böylelikle daha da artarken dudaklarımı ıslak diliyle araladı. Öpüşü sertleşirken önce üst dudağımı öpüp sonra alt dudağımı kavradı.

Ben öylece kalmıştım. Ne yapacağımı bilmemekle beraber midemde başlayan bir bulantı vardı. Aklıma gelmemesi için Cihangir'e odaklanmaya çalışsam da beceremiyordum. Ama Cihangir durumun hiç farkında değil gibi öpücüğünü sürdürüyordu. Ya çok iyi saklıyordum ya umursamıyordu. Sanırım ilk seçenekti. Çünkü kendini benden kopardığı ilk anda, "Karşılık ver." diye fısıldadı. Ne yapacağımı bilemeyerek tekrar dudaklarıma yapışan dudaklarına odaklandım. Dudaklarımı yavaşça kıpırdatmamla Cihangir kendini üstüme doğru eğdi. Göğsümde ağırlığını hissetmemle aklıma dolan anlar yüzünden nefesim kesildi. O gecenin aksine bağırıp çağırma isteğiyle doldum. Ama ne hareket edebiliyordum ne sesim çıkıyordu. Cihangir bir sorun olduğunu anlayarak kendini geri çekti. Dirseklerinden destek alarak bedenini kaldırdı. Üstümde ağırlığını yine hissediyordum ancak o rahatsız edici his yavaş yavaş geçiyordu. Yüzünü görmek korkumu dindirmişti. Neden bilmiyorum Cihangir'in bana zarar vermeyeceğinden emindim. Yüzümü inceleyen bakışlarından gözlerimi kaçırdım. Gülümsediğini gördüm göz ucuyla.

"Çok güzelsin Güleycan. Yanakların kıpkırmızı. Beni itmediğin için teşekkür ederim. Tekrar öpmek istiyorum."

Tekrar aynı korku gelip göğsüme yerleştiğinde ağırca yutkundum. Yüz ifademden bir gariplik olduğunu sezmiş gibi öpmeye yeltenmedi. Hiçbir şey demeden kendi tarafına yatıp gözlerini kapattı. Ondan rahatsız olduğumu düşünmüştü. Yaşadığım şeyleri nereden bilebilirdi ki. Eğer öyle bir şey hiç yaşanmamış olsaydı Cihangir'le ne halde olurduk bilmiyorum.

Derince iç çekip Cihangir'e arkamı dönüp uyumaya çalıştım. Ama karnım o kadar acıkmıştı ki gözümün önünden yemekler geçiyordu. İlk defa burada olduğum için yerimi de yadırgamıştım. Uyumak için uğraşsam da karnımın gurultusu iyiden iyiye artmıştı. Cihangir'in de sesi soluğu çıkmıyordu. Az önce olanlardan sonra hiçbir şey olmamış gibi açım da diyemezdim. Çaresizce gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.

....

Sabah güneşiyle gözlerimi açtığımda gece aç uyumuş olmamdan dolayı huysuzdum. Uykumu tam alamamış olsam da bir şeyler yemek istiyordum. Üstümdeki pikeyi açtığımda Cihangir'in belime sarılı kolunu fark ettim. Görene kadar hissetmemiştim. Ona karşı rahatsızlık hissetmiyordum. Bunun etkisiydi sanırım. Belimden çekmek için elimi elinin üstüne yerleştirdim. O ana kadar uyuduğunu düşündüğüm adam parmaklarını parmaklarından geçirip enseme bir öpücük bıraktı. Ensemdeki nefesi tüm hücrelerimi titretmişti sanki. Belimdeki eli karnıma doğru ilerledi. Hafif belli olan göbeğimi avuç içine alıp hafifçe sıktı. Kulağımın dibinde sabah sabah boğuklaşan sesiyle kıkır kıkır güldü.

"Günaydın Güleycan."

Dirseğimi karnına yavaşça vurdum. Elini de tutup göbeğimden ayırdım. Huysuz huysuz karşılık verdim. Hemen ayaklanıp gece yatarken topladığım ama çıkışıp kabarmış saçlarımı tekrar güzelce topladım. Yatağa iyice yayılmış bir şekilde yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beni izliyordu.

"Günaydın öpücüğü istiyorum."

Gülümseyerek söylese de gözleriyle ciddi olduğunu belli ediyordu. Gözlerimi devirdim. Üstüne eğilip yanağına uzandım. Yanağını öpecekken birden dudaklarımı kavradı. Elini de belimle kalçam arasına yerleştirdi. Bendeki de istemem yan cebime koy hesabıydı. Gözlerimi devirerek yaklaştığım adamın öpücüğüne belli belirsiz de olsa karşılık veriyordum. Güç bela kendimi geri çektim. Kızaran yüzümle dolaba yönelip kendime ve Cihangir'e kıyafet çıkardım. Arkamdan gelen sesleri başta önemsemesem de kapı sesiyle kendime geldim. Arkamı döndüğümde Cihangir çoktan kol deneklerini kullanıp lavaboya gitmişti. O çıkana kadar yatağı havalandırıp örtüsünü düzelttim. Çıktığında dün gece oturduğu makyaj sandalyesine oturdu. Ricası üzerine protezini ve gerekli olan şeyleri verdim. Yardım etmek istesem de kendi başına yaptığını görüp dikkatle izledim.

Sonunda protezini taktığında kıyafetlerini uzattım. Pantolonun paçasını zor giyeceği için ben giydirdim. Cihangir giyinince eşyalarımı alıp banyoya ilerledim. Ben içeri girerken Cihangir'in Harun'la konuşan sesi gelmişti. Hızla hazırlanıp çıktım. Odaya döndüğümde Cihangir değnekleri olmadan yavaş yavaş adımlıyordu. Beni görünce gülümsedi.

"Çok pratik yapmam lazım. Değneksiz güzel yürüyebilmeliyim."

Yüzünde bir şeyler başarmak isteyen çocuk heyecanı vardı.

"Bence hiç fena değilsin. Zamanla daha iyi olacaktır eminim."

Kahvaltıya inmek için sabırsızlanıyordum. Ama koca konak sessizliğe bürünmüştü.

"Konakta kimse yok mu? Çok sessiz."

"Bugün yalnızız. Hani yeni evlendik ya, kimse yok. Ya gece gelirler ya sabah. Belli olmaz."

Ebru yenge söylemişti ama açıkçası pek ihtimal vermemiştim. Cihangir'e utangaç bir bakış atıp odadan çıktım. Kol değneğini alıp peşimden geldiğini göz ucuyla görmüştüm. Merdivenlere yönelecekken eliyle merdivenlerin hemen yanında kalan asansörü gösterdi. Eski tipli bir konak olmasına rağmen onun için kolaylık olsun diye yaptırıldığı belli oluyordu. Sessizce yanına ilerledim. Aşağı inip de mutfağa adımlarken ne yiyeceğime karar vermeye çalışıyordum. Canım o kadar çok şeyi istiyordu ki kararsız kalmıştım. Masadaki sandalyeye yerleşen Cihangir'in de fikrini sordum. Yumurtasız kahvaltı yapmadığını böylelikle öğrenmiş olmuştum.

...

Kısa süren ve oldukça sessiz kahvaltımızdan sonra hızlıca dağınıklığı topladım. Evdekilerin kahvaltıdan sonra kahve içtiğini anımsayınca Cihangir'e kahve içmek isteyip istemediğini sordum. Yüzünü buruşturup, "Türk kahvesini pek sevemiyorum ya, sütlü köpüklü olacaktı bana ondan yapar mısın?" dedi. Gülümseyerek elektrikli ısıtıcıya suyu koydum. Kupaları çıkarıp sütlü köpüklü kahveleri içlerine boşalttım. Suyun kaynamasıyla hazır olan kahveleri masaya bırakıp tekrar Cihangir'in karşısına geçtim. Kahvaltıda hiç sohbet etmemiştik. Şimdi de yüzünde gergin bir ifade vardı.

"Bir şey mi söylemek istiyorsun?" diyerek ona yol açmayı denedim. Kahvesinden büyük bir yudum aldı. Kısa bir sessizliğin ardından konuşacağını belli edercesine yerinde dikleşti.

"Bana her konuda açık olmanı istiyorum Güleycan. Seni öpmek istememden, dokunuyor olmamdan rahatsız mısın? Bunu soruyorum çünkü kendini çekmeyeceğine karşı söz verdikten sonra sırf bir söz yüzünden kendine eziyet eder gibi kasılmanı istemiyorum. Rahatsız oluyorsan gerçekten uzak dururum. Sen ne zaman ki alışırsın bana o zaman biz oluruz. Benim bunu isterken ki amacım dokunup kendi zevkimi doyurmak değil aramızdaki bağı sıcak tutmaktı."

Sessizleşip bekledi. Söylediklerini düşünüp tarttım. Ondan rahatsız olmuyordum ama yaşadıklarımı hatırlayınca midem bulanıyordu. Cihangir'e anlatıp beni anlamasını istedim. Ama anlatamazdım. Dikkatle beni izliyordu.

"Sadece tuhaf geliyor. Senden rahatsız olmuyorum." dedim. Yaşadıklarımdan rahatsızım diye içimden tamamladım. Yüzümü dikkatle incelerken başka hiçbir şey söylemedi. Kahvesini içmeye devam etti. Ben de sessizliğin getirdiği garip huzurla kahvemi içtim. Biten kahvelerden sonra kupaları da makineye yerleştirdim. Koskoca konakta yalnızdık şimdi ne yapacağımı nasıl oyalanacağımı düşünüyordum. Cihangir kalkıp yanıma geldi. Elini uzatıp tutmamı bekledi. Elimi avucuna bıraktığımda ona ayak uydurarak yavaşça mutfaktan çıktık. Büyük bir salondan geçtikten sonra ona nispeten daha küçük olan bir odaya girdik. Evin diğer alanlarına göre daha modern tarzda döşenmişti. L şeklinde bir koltuk ve tam karşısında ünitenin üstünde kocaman bir televizyon vardı.

"Sana zahmet olacak ama koltuğu düzeltir misin? Sana sarılarak izlemek istiyorum."

Göz kırparak sözünü tamamladığında hala avucunda duran elimi çekip koltuğu tarif ettiği şekilde düzelttim. Şimdi iki kişinin rahat rahat sığacağı küçük bir yatak gibi olmuştu. Kol değneğini duvara yaslayıp sakin adımlarla koltuğa oturdu. Bedenini kolları yardımıyla yukarı çekip kenara yerleşti. Kolunu kaldırıp beni beklediğini belli etmişti. Kolunun altına iyice yerleştiğimde elimi de göğsüne bırakmıştım. Şaşkınlıkla bir elime bir yüzüme baktığında gülümseyerek karşılık verdim. Gayet normal halimizmiş gibi eğilip dudağıma bir öpücük bıraktı. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle elindeki kumandayla televizyonu açtı. Güzel bir film başladığında Cihangir'in göğsüne yaslanmış başımla neredeyse uyukluyordum.

...

Uyumuşum.

Gözlerimi açtığımda bizi karşılayan karanlıktan başta korksam da yaslı olduğum göğüsten sakin nefes sesleriyle korkum geçti. Kendime gelip bir bardak su içmek için yerimden kalkıp ışığı açtım. Bebek gibi uyuyan Cihangir ışığın yüzüne vurmasıyla hafifçe yüzünü buruşturmuştu. Uyumaya devam ettiği için hiç rahatını bozmadım. Ben gelene kadar uyuyabilirdi. Yavaş adımlarla mutfağa giderken bir yandan konağı dinliyordum. Bu gece gelme ihtimalleri olduğunu söylemişti. Ama ya gelmemişlerdi ya da uyku sersemi beynim sesleri algılamıyordu. Mutfağın hafif aralık kapısını açarak içeri girdiğimde kalbim korkuyla sıkıştı. Zira mutfak tezgahına yaslanmış bir Üveys Hancı beklemiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.