Bembeyaz örtü örtülmüş kocaman bir yatak - ki üstünde de kocaman bir cibinlik vardı - ve yatağın üstünde oturan Cihangir beklediğim bir şey değildi. Gözlerim şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacaktı. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilmiyordum. Bir süre bakışsak da benden bir adım gelmeyeceğini anlamış gibi yataktan yavaşça kalktı. Gözü bir an yatağın köşesinde duvara dayalı kol değneğine kaysa da gözlerini gözlerime sabitleyip sendeleyerek yanıma yaklaştı. Boyu benden çok az uzundu. Tam önümde durdu. Sessizdim. Oysa ki içimde fırtınalar kopuyordu. Salak yerine konulmuştum. Kandırmıştı beni. Üveys'le evleneceğim zannedip delirmiştim. İmam nikahını babamın vekaletiyle kıymışlardı. Resmi nikahımız yoktu. Üveys'in erkek çocuk doğurmadan nikah olmaz demesini, Cihangir'in ısrarla nikah olacak diye diretmesini düşünmüştüm. Düğünde nikah kıyılmayınca beni Üveys'e bıraktığını sanmıştım. Bütün günüm gecem zehir olmuştu. Hiçbir şey yiyemediğim gibi o kadar ağlamıştım ki üstümdeki halsizlikle bayılmadığım için şükür etmeliydiler. Konuşmasını bekledim. Bir süre yüzümdeki örtülerin ardından izledi beni. Sonra gözlerini gözlerimden çekmeden başımdaki kırmızı örtüyü alıp yan tarafına yere bıraktı. Sıra duvağıma geldiğinde derin bir soluk çektim içime. Titreyen elleriyle duvağımı da açtı. Aramızda hiçbir engel yokken izledik birbirimizi. Titreyen elini yüzüme çıkardı. Burnumun üstüne düşen bir kaç tel saçımı nazikçe kulağımın ardına sıkıştırdı.
"Çok güzelsin."
Fısıltısı kulaklarıma dolduğunda vücudum öfkeyle kasıldı. Onu iterek kendimden uzaklaştırmak, bağırıp çağırmak istiyordum. Hatta içimdeki edepsiz kız ortaya çıkmış küfür etmem için tezahürat yapıyordu. Ama onu itemezdim. Zarar görmesini istemiyordum. Birkaç adım geri gidip aramıza mesafe koydum. Biçimli kaşlarını çattı. Hafifçe gülümsedi. Gittiğim adım kadar yaklaştı. Oyuna çevirmiştik. Çocuk gibiydi. Yıllar önce izlediğim 'Ceviz Oynamaya Mı Geldin' filmi canlandı gözümde. Gerçekten o haldeydik. Bozulan sinirlerimle dudaklarımdan ufak bir kıkırtı kaçtı. Gerisi çorap söküğü gibi gelirken kahkahalarla gülmeye başladım. Cihangir başta anlam veremese de kahkahalarıma kayıtsız kalamadı. Sesli gülmese de yüzünde kocaman bir gülümsemeyle beni izliyordu. Gülmemi bastırmaya çalışırken birden bire ağlamaya başladım. Cihangir hiçbir şey demeden kollarının arasına çekti beni. Ağlamaktan helak olan bedenimi daha fazla dayanamayarak yere bıraktım. Cihangir de benimle birlikte yere çökerken ağzından zorlandığına dair iniltiler dökülüyordu. Yere oturduğunda protez olan bacağını uzatmıştı. Elleriyle yüzümü kuruladı.
"Vazgeçemedim senden. Abim sana etmediğini bırakmazdı. Abin geldiğinde konuştuk. Sana da söyleyecektim. Ama istemedim, seni biraz üzmek istedim sanırım. Sen ne kadar istemesen de senin kocan olmayı istedim."
Oturduğu için canına zarar gelecek korkum olmadan ellerimle omuzlarına vurdum. Ani darbemle şaşırsa da müdahale etmedi. Sinirimi atmamı bekledi. Birkaç defa vurdum. Ama yetmediğini görüp kendimi sakinleştirebilmek için kalktım. Elimi tutmak için uzansa da yetişemedi. Sinirle odanın içinde bir o yana bir bu yana dolandım durdum. Saçlarıma tutuşturduğum duvağı söküp attım. Bağırmak istiyordum. İçimde uyanmış bir canavar vardı. Hiddetle Cihangir'e döndüğümde yerinden kalkamadığı için yere uzanmıştı. Tersten beni izliyordu. Bu halleri yaramaz çocuklar gibiydi. Dağılan dikkatimle sinirim az da olsa yatışmıştı. Yanına yaklaşıp elimi uzattım. Amacım yattığı yerden kaldırmaktı. Çünkü emindim ki desteğim olmadan çok zorlanırdı. Kollarını başının altında birleştirdi.
"Kalkmaya çalışırken ya yere atarsan beni."
Ciddi söylemediği gülümseyen yüzünden belli oluyordu. Oyununa ayak uydurdum. Yüzüme şeytani bir gülüş kondurup, "Bu mesafeden bir şey olmaz kocacığım, balkondan atacağım seni." dedim. Yüzünde öyle mi der gibi bir ifade oluştu. Hala uzatılı duran elime sol elini yerleştirdi. Kalkar gibi hareket ederken birden kendisine çekip sırtımı yerle buluşturdu. Ani hareketiyle afallasam da yüzümün hemen dibindeki yüzü şaşkınlıktan çok başka duyguları tetiklemişti. Tarif edemediğim, edemeyeceğim duygular içindeydim. Gözlerimi dikkatle izleyen kocaman mavi gözler dikkatimi sürekli dağıtıyordu.
"Çekil üstümden, sana iyilik yapanda kabahat!" sinirle omzundan iterek konuşmamla keyfi daha da yerine gelmişti. Kendini yuvarlayıp yana devrildiğinde hızla kalktım.
"Söz bu sefer bir şey yapmayacağım. Yardım eder misin?"
Elini uzatırken söyledikleriyle kuşku dolu bakışlar gönderdim. Yüzünde tertemiz masum bir ifade vardı.
Elini tutup kalkmasına yardım ettim. Kolunun altından da destek olduğumda dolaba tutunup bir süre nefeslendi. Bacağına henüz tam alışamamıştı sanırım.
Seni kendine çekip altına aldığında gayet alışık gibiydi ama sen bilirsin yine de.
İç sesime hak verir gibi başımı salladığımda gerçekten delirmişim gibi hissetmiştim. Bir daha iç sesine cevap vermek yok diyerek kendimi şartlandırdıktan sonra yatağa ilerleyip oturan Cihangir'e çevirdim gözlerimi.
"Gelinlikle durmak istediğine emin misin? İstersen sırtını çözeyim."
"Ya sen sapık mısın?!" diye cırladığımda kocaman güldü. Ellerini teslim olur gibi yukarı kaldırdı.
"Sıfır art niyetle söylemiştim. Duş almak istersin belki."
İstiyordum. Ama ondan yardım istemek kendimi bile bile ateşe atmak gibi değil miydi? Yine de başka çarem olmadığı için kabullendim. Gelinliğimin eteklerini tutarak banyoya ilerledim. Bornoz ve havlu kontrolünü yaptım. Dolaba ilerleyip kapaklarını tek tek açıp kontrol ederek üstüme pijama takımı aradım. Ancak alınan tüllü, dantelli geceliklerden başka bir şey yoktu. Başımı çevirip beni sırıtarak izleyen Cihangir'e gözlerimi kısarak baktım. Aramızda çok boy farkı olmadığı gibi kilo olarak da fark yok gibiydi. Hatta benim tatlı minik göbeğim onu burun farkıyla geçerdi. Dolabın Cihangir'e ait olan kısmından pijama takımı aldım. Aceleyle arasına iç çamaşırı takımını sıkıştırdım. Kucağımda top haline getirdiğim kıyafetlerle Cihangir'e yaklaştığımda sırıtan yüzü hala yerli yerindeydi. Parmağıyla arkamı dönmemi işaret ettiğinde uslu kız olup döndüm. Eli sırtımdaki fermuarı bulup yavaşça indirdi. Açığa çıkan tenimde elinin tersini nazikçe gezdirdi. Panikle öne doğru adımlayıp, yüzümü döndüm.
"Yarın benim pijamaları da attırayım da gör."
"Hah, pantolonla uyurum." omuz silkerek söylendikten sonra koşar adım banyoya girdim. Elim bir an kilide gitse de içeriye izinsiz girmeyeceğini içten içe biliyordum.
Üstümdeki fazlalıktan kurtulup kendimi sıcak suyun altına bıraktığımda ne kadar yorulmuş olduğumu fark ettim. Fiziksel olarak değil de psikolojik olarak çok yorulmuştum. Her ne kadar kızgın olsam da Cihangir olduğu için mutluydum. Biliyordum ki bana zarar verecek bir şey yapmazdı. Tüm imaları sadece beni kızdırmak içindi.
Uzun süren duşumun ardından kurulanıp Cihangir'e ait pijamaları giydim. Çıktığımda Cihangir hala bıraktığım şekilde oturuyordu. Üstündeki gömleğin düğmelerini yarıya kadar açmıştı. Teni pürüzsüze yakındı. Ufak tefek minicik tüyler vardı. Başımı sağa sola sallayıp gözlerimi göğsünden çektim.
"Sana da pijama çıkarayım mı?"
"Aslında ben de duş alsam çok iyi olurdu."
Utana sıkıla söylediği şeyden sonra bir an tereddütte kalsam da, "Tamam, ben yardım ederim." dedim.
"Sen soyup bıraksan hallederim ben." gözlerini kaçırarak söylediği şeyden sonra anladım ki bütün imalarının altı boştu. Beni utandırırken kendisi daha çok utanıyordu. Ancak böyle bir durumda utanacak değildim.
"Gömleğini çıkar." diyerek dolaptan bir pijama ve baksır çıkardım. Yatağın üstüne bıraktıktan sonra üstü çıplak kalmış adama baktım. Yanaklarında yer edinen kırmızılık çok hoşuma gitmişti.
"Hadi uykum geldi çabuk duşunu al da uyuyalım."
Sorun yokmuş gibi konuşmamla eli pantolonun kemerine gitti. Yere düşen kemerin sesinden sonra gözlerimi bacaklarına çevirdim. Sağ bacağı normalken sol bacağının dizden yukarısında siyah sargı gibi bir şey vardı alta doğru metal bir çubuk şeklinde devam ediyordu. Çok üzülmüştüm. Gencecik yaşında katlandığı zorluklar, acılar kalbimi ağrıtmıştı. Yine de yüz ifademi sabit tutmayı başardım. Ona acıdığımı düşünmesini istemiyordum. Gözlerine baktığımda hafif sulanmış ve kızarmış gözlerini görünce ne yapacağımı şaşırdım. Gülümseyerek, "Hadi Cihangir." diyerek sitem ettim. Gözlerinki hüzün hızla dağıldı. Aksayarak banyoya doğru ilerledi. Ben de peşinden girdim. Köşeye bırakılmış tabureyi alıp duş kabininin içine bıraktım. Elinden tutarak içeri girmesini sağladım. Suyu nasılsa ayarlardı.
"Yardım edebileceğim başka bir şey var mı?"
"Yok da, protezimi çıkarınca kapıyı hafif aralayıp alır mısın? Merak etme baksırımı çıkarmam."
Gülerken kurduğu cümleye gözlerimi devirerek cevap verdim.
"Çıkar hemen alayım."
Bir an tereddütte kalsa da başını salladı. Baksırını biraz daha yukarı, kasık hizasına çekiştirerek siyah bez gibi olan şeyi yavaşça sıyırdı. Açığa çıkan sert plastik gibi olan yere parmağını taktırıp bacağından ayırdı. İçte bacağına sarılı bir parça daha vardı. Gözlerini kısacık bir an bana değdirdi.
"Bakma istersen. Nasıl desem, biraz korkutucu duruyor."
Söyledikleri karşısında ağlamak istiyordum. İçim dışım merhamet hissiyle dolmuştu. Duş kabinine yaklaşıp önünde çöktüm. Elimi hala sıyırmadığı parçanın üstüne koydum.
"Korkacak bir şey olduğunu sanmıyorum. Daha geç olmadan çıkar da duşunu al."
Gözlerime büyük bir minnetle baktı. Ondan korkacağımı düşünmesi bile haksızlıktı. Yavaşça sıyrılan parçayla teni açığa çıktı. En sonunda tamamen çıkardığında bacağının dizinden yaklaşık bir karış yukarıda bittiğini gördüm. Dediğinin aksine korkutucu gelmedi. İçimde acıma duygusundan ziyade nasıl bu kadar güçlü olabildiğinin şaşkınlığı vardı. Elindeki parçayı da alıp çöktüğüm yerden kalktım.
"Kapı aralık, işin bitince seslen olur mu?"
Başını salladı. Kapıdan çıktım ve aralık bıraktım. Yatağa doğru ilerledim. Bu cibinlik başta çok komik gelse de hoş durduğunu inkar edemezdim. Odada yataktan başka yatacak bir şeyin olmamasında kesin birilerinin parmağı vardı.
Sessizce geçen on - on beş dakikanın ardından Cihangir'in sesi duyuldu.
"Sakın bakma, havlu vermen lazım."
Cihangir'e sırtımı dönüp kapının arkasından havlu aldım. Yönlendirmesiyle geri geri gidip havluyu uzattım.
"Tamam örttüm. Yardım edebilecek misin?"
Ona dönüp yine kolundan destek oldum. Islak ayaklarının kaymaması için dikkatli bir şekilde banyodan çıktık. Makyaj sandalyesine oturmasını sağlayıp tekrar banyoya dönüp baş havlusu aldım. Saçlarını kuruladıktan sonra kıyafetlerini getirdim. Baksırını alınca bir şey demesine gerek kalmadan arkamı dönmüştüm.
"Giyindim, sadece ayakta durmama destek olursan biraz düzelteyim."
"Gece protezini takıyor musun?"
"Yok takmıyorum."
"O zaman yatağa götüreyim seni."
"Yatağa atmaya bu kadar hevesli olduğunu bilmiyordum."
Sırıtarak konuşmasıyla ağzının ortasına vurmak istedim. Konuşmama müsaade etmeden, "Tamam tamam, çok gereksiz bir şakaydı." dedi.
Aferin adam ol.
Yardımlarımla yatağa oturmadan önce dediği gibi baksırının ve pijamanın belini düzeltti. Yatağa uzandığında bir süre ayakta kaldım.
"Bu odada yatacak başka bir şeyin olmamasında bir parmağın var mı?"
"Yok valla, annem böyle istedi. Siz karı kocasınız ayrı yatmak soğukluk getirir dedi. Ben de itiraz etmedim. Sakın yere yatacağım falan deme. Yat yanıma, rızan olmadan dokunacak değilim."
"Yok öyle düşünmedim." diyerek yatağın sağ tarafına usulca yerleştim. İkimiz de sırt üstü uzanmış bomboş tavanı izliyorduk. Bana döndüğünü hissettiğim Cihangir'le başımı çevirdim. Bir şey diyecek ama diyemiyor gibiydi.
"Senden bu geceye dair bir söz istemiştim hatırlıyor musun?"
Panikledim ama belli etmedim. Başımı salladım.
"Daha resmi nikahımız olmadı, açıkçası böyle düşünmeni istedim o yüzden olmadı. Biliyorum acımasızca ama kalbim çok kırılmıştı. Özür dilerim."
"Ne kadar korktum senin haberin var mı? Delireceğim sandım. Garip bir şekilde verdiğin sözlere inanıyorum. Bana zarar vermeyeceğini biliyorum. Ama beni çok korkuttun. Çok ağladım."
Elini yavaşça yanağımda, göz altlarımda gezdirdi.
"Biliyorum, ben de çok üzüldüm. Özür dilerim."
Artık hiçbir şeye üzülecek durumda değildim. Bugün fazlasıyla üzülüp, ağlayıp kendimi heder etmiştim. Elimi boşver anlamında salladım.
"Nikah günü almaya gideceğiz ama yarın da evden çıkamayız. Diğer gün gideriz, söz."
Başımla onayladım. Yatağa yatınca yorgunluk çökmüştü. Konuşmasa da uyusam diye bakıyordum ama çenesi düşmüştü mübarek.
"Ne diyorduk, heh. Verdiğin sözü hatırlıyorsun. Nikahtan sonra..." diyerek sustu.
Korkulu gözlerimi gözlerine çevirdim. Bana doğru dönmüştü. Kollarını açtı. Tereddütte kalsam da kollarının arasına girdim.
"Nikahtan sonra o sözü tutmanı istemeyeceğim Güleycan. Sen hazır olduğunda biz gerçekten karı koca olacağız. Ama o güne kadar kendini benden uzak tutma olur mu?"
"Olur." diyerek iyice sindim göğsüne. Kokusu çok güzeldi. Burnumu olduğu yerde birkaç kez sürterek kokunun dağılmasını sağladım. Kollarını sıkılaştırdı. Yan uyumanın zorlayacağını düşünerek sırt üstü yatmasını istedim. İkiletmeden döndü. Tekrar göğsüne yerleştim.
"Güleycan."
Adımı seslenmesiyle göğsünden kalkmadan yüzümü ona çevirdim. Gülümsedi. Başını yavaşça yaklaştırıp dudaklarını dudaklarımın üstüne bıraktı.
....
Ayy ayy ayyy neler oldu öylee. 😁
Öncelikle merhabalar efendim,
Hatalarım varsa affola, yorumlarınızı bekliyorum. Keyifli okumalar.
Sevgiler. ❤️❤️❤️