Ağzından başka cümle çıkmıyordu. Kollarını, ellerini çekse yok olacakmışım gibi sürekli temas ediyordu.
"Tamam." dedi büyük bir yenilmişlikle.
"Yarın götüreceğim Sevda'yı. Lütfen ölme."
Sevda'yı düşündüm kısacık zaman diliminde. Abimin ne kadar kahrolacağını, Sevda'nın belki de tecavüzcüsüyle evleneceğini düşündüm. Ben her türlü ölü hissediyordum. En azından onlar mutlu olsun diye yine boyun eğdim. Gelgitli aklım beni çok yıpratıyordu. Zaten hiçbir şeye halim kalmamıştı. Bana sarılan abime ben daha sıkı sarıldım.
"Götürme, söz bir şey yapmayacağım. Evleneceğim. Zorluk da çıkarmayacağım. Ama Sevda'nın kılına zarar gelirse seni yakarım abi. Sizin için yaşayacağım. Siz de benim için mutlu olacaksınız. Söz mü?"
"Güleycan." başını olumsuzca sallıyordu her cümlemde. "Olmaz abim, onun için önce senden vazgeçtim. Şimdi senin için ondan vazgeçiyorum. Yanarım, yanacağım ama sen daha fazla yanma. Affet beni, sakın yapma."
"Hayır," diyerek itiraz ettim. "Benim için mutlu olacaksınız. Ben cehennemde yanarken sizin mutlu olduğunuzu bilerek huzurlu olacağım."
İtirazını dinlemedim. Abime sarıldım. Bunca zaman beni görmeyen bana eziyet eden ama arkamı dönüp gidemediğim abime bir kez daha sarıldım. İkimiz de ağlamayı bırakana kadar öylece durduk. Sonunda geri çekilip elleriyle yüzümü kuruladı. Geleceğini söyleyerek odamdan çıktı. Yorgunlukla yatağıma uzanıp bacaklarımı karnıma kadar çektim. Uykuyla uyanıklık arasında abimin bileğimdeki kesiğe elindeki pamukla bir şeyler sürdüğünü gördüm. Hafifçe sızlayan bileğim çokça ağrıyan başımla huzursuz bir uykuya daldım.
...
Uyanıp da doğrulmak istediğimde elimi sıkı sıkı tutan abimi gördüm yatağın hemen yanına yere oturmuş yüzünü yatağa yaslamıştı. Parmaklarımı yavaşça açarak elimi elinden çektiğim anda gözlerini açtı. Gözleri hala kıpkırmızıydı. Bugün büyük gündü. Nefesim boğazımda takılı kalmıştı sanki. Abim konuşacağı sırada susturdum. Gece konuştuklarımızı tekrar etmenin anlamı yoktu. Kapıyı çalıp içeri giren Nur abimi görünce utandı.
"Kahvaltıya bekliyorlar. Onun için gelmiştim."
Kısık sesi zor duyulmuştu. Abim onayladığında hemen dışarı çıktı.
"Sen git, ben yemeyeceğim. Duş almak istiyorum."
"Olmaz öyle, bir şeyler yemen lazım."
Halim yoktu, yemek istemiyordum.
"Sen duş al ben bir şeyler getireceğim."
Cevap vermeme bile fırsat bırakmadan hızla odamdan çıktı. Ağır adımlarla banyoya girip üstümü soyundum. Saçlarımı çözüp aynanın karşısında ruhsuz yüzümü inceledim. Gözlerim kızarmış, gözlerimin altı neredeyse mordu. Tenimin rengi iyice solmuştu. Hastalıklı gibi görünüyordum. Abimin bileğime yapıştırdığı yara bandını da söküp attım. Uzun uzun suyun içinde kalmak istesem de abimin odama geri döndüğünü duyabiliyordum. Sıcak suyu açıp kendimi altına bıraktım. Tenime değen sular canımı yakıyordu. Elimdeki keseye vücudumu iyice temizledim. Bugün ölüyordum. Cenazem tertemiz olmalıydı. Bana göre kısa ama abime göre uzunca bir süre suyun altında durdum. Bornozumu giydiğimde kıyafetlerimi almadığımı fark ettim. Kapıyı açmadan abime seslendim.
"Kıyafet almamışım, bornozla çıkmam lazım. Odadan çıkar mısın?"
Tamam, diye mırıldandı. Kapı sesini duyunca odama geçip önce çamaşırlarımı sonra simsiyah bir elbiseyi aldım. Giyinip berjere oturduğumda ıslak saçlarımı taramaya başlamıştım. Daha fazla dayanamayıp içeri gelen abim bir süre ifadesizce beni izledi.
"Yapmayalım Güleycan. Sevda'yı göndermeye razıyım."
"Hayır." Sesim ve kararım netti. Bir daha abimle göz teması bile kurmadım. Kuruyan saçlarımı özensizce tepede topladım. Abimin getirdiği ama benim yeni fark ettiğim tepsiye göz attım. Yiyecek halim yoktu. Abim de ısrarcı olmadı. Sessizce oturduk. Neden sonra kapı çaldı. İçeri Bedriye halam girdi. Abime göz ucuyla bakıp bana döndü.
"Gelin alıcılar gelecek yavrum, sen daha hazır değilsin." Kalbim korkuyla kasıldı. Belli etmedim.
"Hazırım, işte gelinliğim." diyerek siyah elbisemi gösterdim.
"Tövbeler olsun, yavrum böyle olur mu hiç? Gelinliğin neyin yok mu senin?"
Bilmiyordum. Gelinlik bakmamıştık. Hiç kimsenin de bunu önemsediğini sanmıyordum.
"Aldık." dedi abim. "Cihangir seçmişti bir tane. Ben Sevda'ya bakarken o da sana aldı. Getirdim. Odamda duruyor."
Cihangir'in adını duymamla gözlerim doldu. Onun aldığı gelinlikle abisinin kuması mı olacaktım.
"Hadi oğlum git getir." dedi halam. Yerinden kalkan abimi, "Hayır, giymeyeceğim." diyerek durdurdum.
Giymeyecektim!
...
Giydim...
Halamın uzun ısrarları sonunda abim gelinliğin olduğu büyük kutuyu getirmişti. Herkesi çıkarıp kendim giyinmek istedim. Kutunun kapağının iç kısmına yapıştırılan not hali hazırda dolu olan gözlerimdeki yaşların akmasına sebep oldu.
"Güleycan,
Güzel yüzüne ancak böylesi bir gelinlik yakışırdı zannımca. Senin gibi zarif ve asil bir kadının yanına böylesi aciz bir adam yakışmaz diye korkarım. Güzel gönlünle ömrümü güzel eyle, beni sev."
Gelinliği kutudan çıkarıp uzun uzun baktım. Dediği gibi çok güzel bir gelinlikti. Üstümdeki elbiseyi çıkarıp gelinliği giydim. Arkasını zorlanarak da olsa kapattım. Kıvırcık saçlarımı önlerde birer tutam olacak şekilde bırakıp arkada salık bir şekilde topladım. Duvağını da tutturduğumda hazır olmuştum. Kendimi uzunca inceledim. Sanki deneyip almışım gibi hiçbir potluk yoktu. Halam daha fazla dayanamamış olacak ki pat diye odaya daldı. Elimden tutup etrafımda döndürdü.
"Çok güzelsin kızım, maşallah." tükürükler eşliğinde dualarına devam etti. Elimden tutup herkesin olduğu büyük salona götürdü. Salona girdiğim anda herkesin bakışları beni bulmuştu. Herkesin ağzında dualarla kapının ağzındaki sandalyeye oturdum. Biri bir şey sorarsa yanıtladım. Onun haricinde başımı yerden kaldırmadım. Bizim avluda şimdiden dualar okunmaya başlamıştı. Abim ve Sevda için davullu zurnalı değil mevlütlü bir düğün yapılıyordu. Benden sonra odaya getirilen Sevda üstündeki gelinlikle peri kızı gibi olmuştu. Çok güzeldi. Ama abim de o da mutlu görünmüyorlardı.
Gelen korna ve davul zurna sesiyle bizim konaktaki sesler sustu. Beni almaya gelmişlerdi. Avlunun büyük kapıları açıktı. Kapıdan giren kayınpederim Ziya ağayı görünce kalbim sıkıştı. Onu takip eden Bedir abi ve Hacer anneyi gördüm. Beni almaya misafirleriyle onlar gelmişti. Salondan çıkıp merdivenlerin açıldığı odaya geçtiğimizde annem elinde kırmızı örtülerle bekliyordu. Babam önümde durdu. Yüz ifadesi kaya gibi sertti. Büyük elini yüzümün hizasında kaldırdı. Öpüp başıma koydum. Hayatım boyunca ilk defa sarıldı. Sarılırken benden başka kimsenin duymadığına emin olduğum ses tonuyla konuştu.
"Allah utandırmasın. Yuvanı sev, kocanı sev. Allah hayırlı, bereketli eylesin. Allah'a emanet ol."
Cevap verecek halim yoktu. Dualarla belime kuşağımı bağladı. Anneme de sarılıp öptüğümde yüzüme önce duvağımı sonra kırmızı örtüyü örttü. Kardeşlerime de sarıldığımda sıra abime gelmişti. Kollarını açtığında uzak kalamadım. Yine onun göğsünde uzun uzun ağladım. Kolunu açıp girmemi sağladı. Abimin kolunda merdivenlerden ağır ağır indim. Kapıdan çıkmadan kayınvalidem ve kayınpederimin ellerini öptüm. Kayınvalidemin yardımıyla arabaya binecekken gözüm sokağın köşesinde gizlenmiş Kadir'e takıldı. Bu mesafeden bile ağladığını görebiliyordum.
"Ölmene izin veremem, affet beni." diye gözyaşlarımla fısıldadım. Duyması imkansızdı ama beni anlayacağını biliyordum. Araba hareket etmeden dualarla uğurlandım. Bedir abi şoför koltuğuna, Ziya ağa öne kayınvalidem yanıma oturduğunda sessiz bir yolculuk başladı. Hala ağlıyordum. Hacer anne yüz örtümü açmadan örtünün altından elini sokarak gözyaşlarımı peçeteyle kuruladı.
Hancı konağına geldiğimizda kapıdan girmeden elime bir testi tutuşturuldu. Yere atıp kırdığımda zılgıtlarla alındım koca avluya. Halay çekmeye başlamışlardı. Bir köşeye konulan masa belli ki gelin masasıydı. Oraya yönlendirildim. Avlu hayali bir çizgiyle bölünmüş gibi bir tarafında erkekler oynuyordu bir tarafta kadınlar. Gözlerimle etrafı incelerken gözlerim halayın başını çeken Üveys'e takıldı. Siyah takım elbise giymişti. Keyfi yerinde görünüyordu. Gözlerim yanlış olduğunu bile bile Cihangir'i aradı. Masalardan birinde yanında Harun ve tanımadığım birkaç kişiyle oturuyordu. Ona baktığımı hissetmiş gibi bakışları bana döndü. Gözlerimi kaçırmaya gerek görmedim. İki kat örtünün altından gözlerimi seçemeyeceğini biliyordum. Yüzü çok solgundu. Üzülmüş, yorulmuş gibiydi. Bakışlarını üstümden çektiğinde boşluğa düşmüşüm gibi hissetmiştim. Sonrasında bir daha gözleri hiç bana değmedi. Bense ondan başka bir yere bakmamıştım. Akşamın karanlığına kadar süren yemek, oyun faslı yavaş yavaş dağılıyordu. Yanıma oturup benimle sohbet etmeye çalışan birkaç kişi haricinde hiç sesimi çıkarmamıştım. Yerimden hiç kalkmamış, hiçbir şey yememiştim. Kahvaltı da yapmadığım için açlık kendini baş dönmesi olarak belli ediyordu. Bir şeyler yesem kusacağımdan emindim. Yanımdan ayrılan adını bilmediğim kadınla gözlerim tekrar Cihangir'i aradı. Ama yerinde yoktu. Harun da yoktu. Telaşlı bakışlarım etrafta dolanırken Üveys'i misafirleri uğurlarken gördüm. Saat epey ilerlemişti. Birazdan kaçınılmaz son gelecekti. Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. O kadar telaşlı ve korku doluydum ki yanıma gelen Ebru yengeyi omzuma dokunduğunda fark ettim. Yerimden korkuyla sıçradım.
"Ay korkuttum mu kuzum? Seslendim aslında ama dalmışsın."
Sorun yok dercesine başımı salladım. Kulağıma eğildi.
"Vakit geldi canım, gel odana gidelim."
Kalbim korkuyla atmaya başlamıştı. Titreyen ellerimle Ebru yengeden destek alıp kalktım. Merdivenleri yavaşça çıktık. Üç katlı konağın en üst katına çıkıp odalardan birine girdik. Hiç gelin odasına benzemiyordu. Ebru yenge yatağa oturmamı sağladı.
"Odan burası değil. Birazdan kendi odana geçeceksin. Sakın korkma olur mu? Korkacak bir şey yok. Bunları sana kaç kişi demiştir eminim. Daha fazla utandırmak istemiyorum seni. Herkes gitsin diye bekliyoruz. Sen odana girince biz de gideceğiz. Yarın da kimse gelmez, çalışanlar da izinli. Rahat ol, olur mu? Burası artık senin de yuvan."
Konuşmak yerine sadece onayladım. Elimden gelen hiçbir şey yoktu artık. Bir süre sonra kapıdan gürültülü birkaç erkek sesi geldi. Vurma seslerine karışmış kahkaha sesleri ürpermeme sebep oldu. Bir kapının açılıp kapanma sesinden sonra vaktin geldiğini anladım. Ebru yenge kalktı.
"Tam karşıdaki oda. Biz hemen çıkarız. Rahat ol."
Gelip sarılıp öptü. Kapıdan çıkıp gittiğinde hala yerimden kalkmamıştım. Daha fazla beklemenin gereksiz olduğunu düşünüp odadan çıktım. Karşı odanın önümde durup kapıyı tıklattım. Ses gelmemişti. Kendimi her şeye hazırlayarak odaya girdim. Ama gördüğüm manzarayı hiçbir şekilde hayal edemezdim.