İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 19 · 6 dk okuma

İSYAN

Bölüm 19

19. Bölüm

Odanın ortasına serilmiş eşyalara bakınca ne yapmaya çalıştıklarını anlamak zor değildi. Elbise askısının kanca yeri oynatılarak kapının üst kısmına taktırılmıştı. Askıda yerlere kadar uzanan kıpkırmızı taşlı tuşlu bir kınalık duruyordu. Kenarda sandalyelerin yanında ağzı açık poşetlerde görünen def ve süslü taçlar bu gece gerçekten kına gecesi yapmaya geldiklerini avaz avaz bağırıyordu. Az önce yaşadığım karmaşadan sonra böyle bir şeye hazır değildim. Midem hala bulanıyordu. Halam endişeli gözlerle beni izlerken çoğu kişinin keyfi yerindeydi. Hacer anne keyifle yanıma gelip kapıda asılı olan kıyafeti elime tutuşturdu.

"Hadi yavrum, git giyin de oynayalım azıcık."

Neşeli ses tonu itiraz etmemem gerektiğini gösterse de bu kepazeliğe dayanamayacaktım. Bulanan midem, gerilen sinirlerimle ağlamaya başladım.

"Hayır, kına falan olmayacak."

Fısıltı gibi çıkan sesimi dibimde olduğu için çok net duymuştu. Önce yüzündeki gülümseme dondu sonra yavaşça soldu. Bir aksilik olduğunu anlayan Ebru yenge hızlıca aramıza girip elime verilen elbiseyi kolundan sarkıtarak kucakladı. Esma'ya da kaş göz yaparak beni o odadan çıkardı. Esma'nın yönlendirmesiyle hızlıca odama girdik. Ebru yenge elindeki elbiseyi gelişigüzel yatağın üstüne atarak oturduğum yatakta dizlerimin dibine çöktü. Ağlamamı engellemedi, teselli etmedi. Sessiz gözyaşlarım bir süre sonra kurudu. Yerini derin iç çekişlerim aldı.

"Daha iyi misin?"

Başımı olumsuz anlamda salladım. İyi değildim, olmayacaktım. Cihangir'in bırakmayacağına inanmak istesem de net konuşmasıyla içimdeki ses evlendiğim kişinin Üveys olduğunu söylüyordu. Bana iznim dışında birinin dokunma ihtimali gerçek anlamda midemi bulandırıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Cihangir'le evlenecekken şimdi Üveys'le olduğunu neden hiç kimse sorgulamıyordu? Tek düşündükleri kendi kızları mıydı? Önemsenmiyor muydum?

"Canım biliyorum çok zor bir durumdasın. Olanların böyle olmaması gerekiyordu. Her şeyde bir hayır vardır. Hem Üveys de değişti. Seni üzecek hiç kimse yok o konakta, merak etme. Sen bizim değerlimiz olarak geliyorsun. Bak ben onların yengesiyim ama hepsi çocuğum sayılır. Onlar daha çok küçüktü ben gelin olduğumda. Hem sen alışana kadar her gün gelirim ben. Hacer annem de yalnız koymaz seni. Korkma olur mu?"

Kimseye derdimi anlatamıyordum. İçim yana yana da olsa bu evlilik olmak zorundaydı. Bir tek Esma halimden anlıyordu. Ebru yengenin konuşmasıyla aklımı kaçıracağımı sandım. Cihangir beni gerçekten bırakmıştı. O andan sonra iç çekişlerim de sustu. Halsizliğime geri döndüm. Elimden gelen bir şey yoktu. Ya ölmelerine razı olacaktım ya da ben ölecektim. Kendimi kurban etmeyi seçtim. Yarın düğünüm değil cenazem vardı. Beklentiyle bakan Ebru yengeyi başımla onayladım. Beni giydirmelerine izin verdim. Esma oturduğum yatakta saçlarımı tarayıp ne ara aldığını bilmediğim tacı saçlarıma taktı. Yüzümde makyaj istemedim. İkisinin kolunda odaya döndüğümde etraftan beğeni dolu nidalar duyuldu. Gözlerim annemin dolu dolu gözleriyle buluştu. Kırık bir gülümseme vardı dudaklarında. Ruhsuz bakışlarım etrafta dolaştı. Zoraki gülümseyecek halim bile yoktu. Sessizce benim için ortaya koyulan sandalyeye yerleştim. Başlayan müzikle etrafımı sarıp oynamaya başladılar. Herkesin keyfi yerinde görünüyordu.

Epeyce oynadıkları arada zorla beni kaldırma ama başarısız olma girişimlerinden sonra nihayet işkence bitmişti. Çalan müziklerin hiçbirini duymamış, dinleyememiştim. Kulaklarım uğulduyordu. Elinde kırmızı bir örtüyle önümde duran annemi fark edince daldığım düşüncelerden çıktım. Gözleri artık dolu dolu değildi, karşımda hüngür hüngür ağlıyordu. Annemi teselli etmek istesem de teselliye benim daha çok ihtiyacım vardı. Annemin göğsünde ağlamak istiyordum. Uyuyup uyandığımda her şeyin geçmiş olmasını istiyordum. Gözlerimden akan yaşlarla anneme baktığımda uzunca sarıldık. Ayrıldığımızda örtüyü başıma örttü. Tam karşımda kalan sandalyeye oturdu. Gözlerimi annemden ayırmadım. Halimi görsün, acımı anlasın istedim. Zaten ağlamıyormuşum gibi beni ağlatmak için açtıkları müzikle tüm acılarım yaralarım bir bir önüme döküldü.

"Bu gecenin koynunda

Saçlarımı ör annem.

Yıldızlara takılmasın

İncildiler annem."

Saçlarımı örmeyen beni babam ve abimin vicdanına bırakan annemi anımsadım. Keşke incilmekle kalsaydım paramparça oldum. Dilan anneme rağmen öksüzlüğüm yaktı içimi. Eğer o olsaydı kızımı vermem diye dikilir miydi karşılarına? Bunu asla bilemeyecek olmamın hüznüyle ağlayışım şiddetlendi.

"Kına yak ellerime

Parmaklarım kalsın

Dokundukça tenime

Kokun bende kalsın."

Ne acı ki annemin kokusunu asla hatırlamadım. Ölü mü sağ mı bilmediğim kadına özlemimi bu an fark etmiş olmam beni yaraladı. Avuçlarımı sıkı sıkı kapatmıştım. Kına yakılmasını istemiyordum. Müzik sustuğunda bile ağlamam bitmedi. Önüme çöküp elimi açmaya çalışan Ebru yenge kıkır kıkır gülerek, "Kaynana gelin elini açmıyor." dedi. Herkes müziğin etkisinden kolay sıyrılmıştı. Gözlerini silerken gülenleri görünce herkesi kovup acımla kalmak istiyordum. Hacer anne yanımıza gelip iki tam altını Ebru yengeye uzattı. Elimi açmak istemesem de yine sesimi çıkarmayıp açtım. Avuçlarıma sürülen kınadan sonra tekrar oynamaya başlayan insanların arasından balkona çıktım. Kararan havaya hüzünle baktım. Yarın öğlen gibi çıkacağım bu konağa bir daha misafir olarak gelebilecektim. Zaman çok hızlı geçmişti. Elimdeki kırmızı tüllü eldivenlere sinirlendim. Koparır gibi çıkardığım eldivenleri balkonun köşesine atıp ellerimi yıkamak için odama geçtim. Avuçlarımda yeni tutmaya başlayan kınanın turunculuğu olmayan keyfimi daha da kaçırdı. Üstümdekilerden kurtulmak istesem de ayıp olacağı için bu düşünceden vazgeçtim. Banyo kapısını açıp çıktığımda yatağın karşısındaki berjerde oturan abimi gördüm. Çok düşünceli duruyordu.

"Abi."

Sesimi duyunca bakışlarını bana çevirdi. Yerinden kalkıp bana adımladı. Kollarını etrafıma sardı.

"Çok güzel olmuşsun."

Bir şey diyememiştim. Göğsüne başımı yasladı. Daha da sıkı sardı kollarını.

"Fedakarlığın karşısında çok mahcubum Güleycan. Ne desen haklısın. Ne yapsan haklısın. Beni affet ne olur."

Göğsüne alnımı yaslayıp uzun uzun ağladım.

"Beni neden yalnız bıraktın abi? Beni neden yaktın bunca sene?"

Dilimden dökülenlerle o da ağlamaya başladı.

"Allah benim belamı versin."

Sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladık dakikalarca. Bir annenin öksüz bıraktığı iki yavrusu birbirine geç de olsa merhem olmaya çalışıyordu. Bizi ayıran odamın kapısını açan Esma'ydı. Abimle beni gördüğünde gözlerinden geçen kısacık hüznü seçebildim. Hiçbir şey demeden kapıyı kapattı. Abim kim olduğunu bile görememişti. Beni bekledikleri aklıma geldiğinde abimle birlikte çıktık. O odasına geçerken kalkmak üzere olan tüm misafirlere tek tek sarıldım. Herkesin ağzındaki hayır duaları belki de beni refaha çıkarırdı.

Giden misafirlerin ardından odaya geçip üstümü değiştirdim. Halsizlik bedenimi öyle yormuştu ki nefes alamıyor gibiydim. Kendimi boş çuval gibi yatağa bıraktığımda uzunca bir süre öylece kaldım. Kapının tıklatılıp hafifçe açılmasıyla yerimde doğruldum. Annemi görünce gülümsedim. Zoraki olmayan ama mutluluk barındırmayan kırık bir tebessümdü bu. Yanıma gelip pikenin altına girdi. Göğsüne yatırıp saçlarımı sevdi. Öptü, kokladı.

"Anne." diyerek hıçkırıklarla ağlamaya başladığımda onun da sessiz hıçkırıklarını yattığım göğsünde hissettim.

"Yavrum, güzel kızım." titreyen sesiyle konuştu. Kollarının arasındaki bedenimi daha sıkı sardı.

"Korkuyorum anne, orada öleceğim. Yarın buradan cenazem çıkacak benim." ağlayışımı engelleyemiyordum. Annem de sesli ağlıyordu. Göğsünden kalkıp kınalı ellerimi gösterdim.

"Bak kurbanlık gibi kınaladınız beni. Yarın da kefene koyar gönderirsiniz."

Hiç suçu olmasa da onu da suçlamak istiyordum. İsyanım kinim herkeseydi. Asla nefret, kin, öfke barındıramayan ruhum bu gece kin ve irin kusuyordu. Bir şeyler söylemek için ağzını açan annemi elimi kaldırarak susturdum.

"Git anne, karnındaki kardeşime bir şey olmasını istemiyorum. Seni üzmek istemiyorum. Lütfen git ve yalnız bırak beni."

Annem gitmek istemedi. Ağlayarak karşımda durdu. Daha fazla dayanamadığım için banyoya girip kilitledim. Sırtım kapıya yaslı yere oturdum. Kollarımı dizlerime sarıp başımı da yasladığımda ağlayışım şiddetlendi. Annemin kapıya vurma seslerini duyuyordum, diğer sözleri uğultu gibi geliyordu. Düşüncelerim başımı ağrıtıyordu. Kendi hayatımı yönlendirmek isterdim. Ne acı ki buna bile gücüm yoktu. Madem kukla gibiydim yaşamayı da reddedecektim. Kararımdan vazgeçmemek için hızla doğrulup dolap kapaklarını karıştırdım. Bir türlü bulamadım. Yorgunlukla kendimi yere bıraktığımda duvarla küvetin arasında aradığımı buldum. Elime aldığımda bıçakları paslanmış olsa da bu jilet belki de ilk defa hayatım hakkında söz sahibi olmama yardım edecekti. Önce kalkıp abdest aldım. Saçlarımı düzgünce topladım. Kıyafetlerimle küvetin içine girip kenarını zor bela kırdığım jileti sol bileğime dayadım. Kapıdan gelen sesler artmıştı. Derin bir nefes aldım. Başımı arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım. Baskı uyguladığımda hafifçe yanma hissettim. Bunun beni öldürmeyeceği çok açıktı. Biraz daha cesaretli olmam lazımdı. Tekrar bastıracağım zaman kapı gürültüyle açıldı. Ağlamaktan yüzü gözü kıpkırmızı, şişmiş abim hızla yanıma geldi. Elimdeki jileti banyonun bir köşesine fırlatıp kollarının arasına aldı. Kucakladığı gibi odaya götürüp yatağa oturmamı sağladı. Delirmiş gibiydi. Elleri titriyor, gözlerinden yaşlar hızlıca dökülüyordu. Bense ruhu çekilmiş bir ölü gibiydim adeta. Nefesim bile o kadar sakindi ki gözlerimi kapatsam uyuyor zannedilirdim. Abim hasar kontrolü yapmak ister gibi her yanımı kontrol etti. Bileğimki incecik çizgi halindeki kesikten başka bir yaram yoktu. Yüzümü avuçlarına alıp sarstı. Sesini duyurmak için bağırıyordu.

"Ölme! Ölme, yalvarırım ölme! Güleycan ölme!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.