İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 24 · 7 dk okuma

İSYAN

Bölüm 24

24. Bölüm

Cihangir'e alışıyordum. Ne kadar garip olsa da sanki yıllardır birlikte vakit geçiriyormuşuz gibi hissediyordum. Yaşadıklarıma rağmen onun dokunuşları beni rahatsız etmiyordu. Öpeceğim diyor öpüyor, sarılmadan önce haber veriyordu. Ona bu kadar güvenmemin sebebi belki de buydu. Her hareketinde gözümün içine bakıyordu. Sanırım şanslıydım. Cihangir'in güzel kalbine kalbim ısınmıştı.

Sarılıp öpüşerek geçirdiğimiz vakitten sonra herkesin uyanma vaktinde gelen uykumuza yenik düşmek üzereyken kapıdaki tıkırtı ve fısıldaşmaları duyunca yerimden doğruldum. Ani hareketimle Cihangir mayışmış halinden çıktı. Kapıdaki seslere kulak kabarttı. Bir süre sessizce duymaya çalıştık ama çok kısık sesle konuşuyorlardı. Yavaşça açılan kapıyla Cihangir ayak ucumuzdaki pikeyi hızla üzerimize çekip, "Destur!" diye gürledi. Kapı açılma hızının tersi bir hızla geri kapandı.

"Anne! Ben sana ne diyeyim, anne?!" Kapanan kapının ardına bağırmasıyla ne diyeceğimi şaşırmıştım.

Kaçan uykumuzla kalkıp kahvaltıya inme kararı almıştı. Evet, Cihangir böyle bir karar almıştı. Geldiklerinde bizi sarmaş dolaş salonun ortasında uyurken görmeleri yetmezmiş gibi bir de odamıza çat diye dalmışlardı. O kadar utanıyordum ki nasıl ineceğimi düşünüyordum. Cihangir hazırlandığında ben hala üstümde onun pijamalarıyla oturuyordum.

"Hadi giyin de inelim."

Başımı olumsuzca salladım.

"Biz karı kocayız. Aramızda olan ya da olacak şeyler utanma sebebi olamaz. Odamıza öylece girdikleri için onlar utanmalı. Tamam mı?"

"Offf, tamam."

Gülümseyerek burnumu öptü. Ben dolabı açıp kıyafetlerime bakarken o da yatağa bacaklarını iki yana iyice açıp geriye doğru dirseklerinin üstünde yaslanmıştı. Beni izliyordu. Dolaptaki pantolonlara elim gitse de olumsuz sesler çıkararak engelledi. Beyaz renk üstünde küçük pembe çiçekleri olan bir elbiseyi elime aldım. Üstümdeki pijamanın yakasını çekiştirip çamaşırımın rengine baktım. Elbisenin altından bayrak gibi görünmesini istemezdim. Elbiseyi de alıp banyoya ilerleyeceğim sırada Cihangir arkamdan belime sarıldı. Yüzünü boynuma yerleştirip derin bir nefes aldı.

"Burada giyinir misin?"

Ağırca yutkundum. Nasıl bir cevap vereceğimi düşünüyordum. Tereddütümü hissetmiş olacak ki yanağımı öpüp, "Hadi git giyin de gel. Bekliyorum." dedi. Sesi kızgın ya da kırgın gibi değildi. Beni her zaman anlayacağına inancım tamdı. Birkaç adım atıp ondan uzaklaştım. Sonra dönüp yanağından kocaman öptüm. Yüzündeki gülümseme o kadar güzeldi ki dalıp gideceğimi hissettim. Gülümsemesini bastırmak için dişleriyle alt dudağını kavramıştı. Hayran bakışlarımı gözlerinden çekip hızla banyoya girdim. Üstümü giyinip saçlarıma suyla şekil verdim. Aslında daha kabaracaktı bu şekilde ama şu an başka seçeneğim yoktu. Saçlarımın tutamlarını başımın arkasına sabitlediğimde güzel göründüğüme karar verdim. Şimdi büyük bir sınav başlıyordu.

...

Cihangir'le birlikte odadan çıktığımızda elimi eline hapsedip asansöre ilerledi. İkinci katta durup büyük bir salona girmiştik. Genişçe balkona hazırlanan kocaman masayı görünce acıktığımı hissettim. Masanın bir başında kayınpederim diğer başında Bedir abi oturuyordu. İkisi de eşini sağına almıştı. Bedir abinin solunda tanıyamadığım bir kız ve oğlan vardı. Onların yanına Üveys denilen insan müsveddesi ve hala iyi mi kötü mü çözemediğim karısı Zülal vardı. Küçük görümcem Zühre babasının soluna yerleşmişti. Boş kalan yerlere bizim oturmamız bekleniyordu. Ben Ebru yengenin yanına oturduğumda dolayısıyla Cihangir de Zühre'nin yanına oturmuştu. Cihangir keskin bakışlarını annesinin üstünden çekmeden masaya günaydın diye seslendi. Ben de cılız sesimle eşlik ettiğimde kısa süreli bakışlar bana dönmüş olsa da herkes kaldığı yerden konuşmaya devam etti. Cihangir'in bakışlarını gören Ziya baba daha fazla dayanamamış olacak ki,

"Neden öyle bakarsın oğul?" dedi sert sesiyle.

"Anneme sor hele, ne yapmış baba?"

Hacer anne utandığını belli ederken kafasını sağa sola salladı. Ziya babanın bakışlarını üzerinde hissedince omuzlarını silkti.

"Aman merak ettim, uyuyorlardır diye de girdim yani. Bunda ne var canım?"

Cihangir gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı.

"Anne, kalbini kırmak istemem ama oğlun bile olsa bir erkeğin odasına pat diye girilmez. Kaldı ki ben evliyim artık. Odamda yalnız değilim. Bir daha tekrarı olmasın lütfen."

Ziya babanın desteğiyle Hacer anne ağzında kusura bakmayın mırıldandı. Çayların gelmesiyle herkes kahvaltıya başladığında Ebru yenge benim utangaçlığımı kırmak için olsa gerek yanımda sürekli konuşuyordu. Sohbetin esnasında karşısında oturan delikanlının oğlu Baran, diğerinin de kızı Yaren olduğunu öğrenmiştim. Yaren sıcacık gülümserken Baran sadece başıyla selam vermiş sonrasında amcasına takılmıştı. Evet aralarında üç yaş olsa da Cihangir onun amcasıydı. Cihangir'in aile ortamında keyifli konuşmaları, kıkır kıkır gülmeleri beni mest etmişti. Huzurlu bir kahvaltı etmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Tabağıma aldığım birkaç kahvaltılığı kemirirken Cihangir konuşmalarını hiç bölmeden tabağıma ilaveler yapıyordu. Bu öyle doğal seyirde ilerliyordu ki her zaman bu haldeymişiz gibiydi.

Yavaş yavaş kahvaltının sonuna gelirken Ziya baba şişmiş göbeğini okşayarak,

"Gelin Hanım bir kahve yaparsın artık." dedi. Ebru yenge gülümseyen yüzüyle hemen onaylarken Ziya baba bakışlarını bana çevirdi.

"Bu sefer küçük gelinden isterim."

Gülümseyerek kabul ettim. Çay tepsisine yerleştirdiğim tabakları da alıp aşağıya mutfağa indim. Mutfakta oturmuş iki kadın ve iki genç kızı görünce duraksadım.

"Şey, merhaba. Ben Güleycan. Cihangir'in eşiyim. Tanışmadık henüz."

Kadınlardan biri gülen yüzüyle kalkıp,

"Hoşgelmişsiniz Gelin Hanımım. Ben de Hüsniye. Bir şey mi lazımdı? Kahvaltı bitti mi?" dedi. Başımla onayladım. Devam etmeme müsaade etmeden başını arkaya çevirip kızlara seslendi.

"Seher, Emine koşun toplayın kızlar."

"Ben de kahve yapacaktım. Ziya babam istedi."

"Ben yapardım."

"Yok, benden istedi." dediğimde tezgaha yaklaşıp dolaptan iki cezve ve kahveyi çıkardı. Tezgahın üstündeki şekerliği de önüme çekti. Kimseye nasıl içtiğini sormayı unuttuğum aklıma gelince boş bakışlarımı yüzüne çıkardım.

"Ziya ağam ve Bedir ağam şekersiz içer. Geri kalan şekerli."

"Cihangir hiç sevmez." dediğimde yüzündeki gülümseme gözlerine kadar taştı. Sanırım Cihangir'i herkes çok seviyordu.

Yaptığım bol köpüklü kahveleri dikkatle iki tepsiye dizdiğimizde mutfaktan çıktım. Önümdeki uzanan merdivenlere bakınca asansör mantıklı gelmişti. Hüsniye abla sağ olsun yanıma gelerek benimle birlikte çıkmıştı.

Kahveleri herkese ikram ettiğimde tekrar Cihangir'in yanına yerleştim. Kolunu sandalyemin arkasına atıp yüzünü yaklaştırdı. Herkesin içinde gelen bu ani yakınlıkla ne yapacağımı şaşırmıştım. Yüzünü yüzüme değdirerek kulağıma eğildi.

"Hani bana?"

"Ama sen kahve sevmiyorsun ki."

"O zaman öpücük isterim. Böyle en ateşlisinden."

Duyduklarımla yüzüm kızarmıştı. Yutamadığım tükürük yüzünden az kalsın bayılacak duruma gelmiştim. Neyse ki öksürük krizine girip kendimi boğma isteğim olmamıştı. Ziya baba höpürdete höpürdete içtiği kahvesinden sonra ayaklandı. Onunla birlikte hepimiz kalktığımızda yanıma gelip elini uzattı. Öpüp başıma koyduğumda elimi bırakmadan diğer avucundaki kağıt parçasını avucuma sıkıştırdı. Bir şey sormaya fırsat bırakmadan Cihangir'e döndü. Gülerek konuştu.

"Düğün iznin var istersen. Ama gelirsen de biz abinlerle gidiyoruz."

"Düğün iznimi sonra kullanacağım baba. Ama bugünlük izin ver, nikah işlerini halledeceğiz."

Ziya baba başını sallarken Üveys hemen lafa atladı.

"Erkek çocuk olmadan nikah kıyamazsın!"

Ziya baba dişlerinin arasından adını söyleyerek susturmayı denedi. Ama Üveys arsızı devam etti.

"Hiç öyle bakma baba, nikah mikah yok!"

"Lan eşşek herif. Sen karıma nikah kıyacağım dedin de yok mu dedim. En başından beri şu kızı nikahla diye baskı yapıyoruz. Erkek çocuk diye tutturan sensin. Hem sen kimsin de benim olur dediğime itiraz ediyorsun?"

Üveys keskin bakışlarıyla hepimizi süzerek sert adımlarla çıktı. Ziya baba Cihangir'in omzunu pat patlayarak giderken bir itiraz da Hacer anneden geldi.

"Ay bugün çok misafir gelecek, başka gün gidiverin."

Ziya baba ne yaparsanız yapın dermişçesine elini sallayarak merdivenlerden indi. Bedir abi ve oğlu Baran da çıkarken Cihangir soru dolu gözleriyle bana bakıyordu. Omuz silktim.

"Yarın gideriz o zaman. Misafirler geleceklermiş, ayıp olmasın."

"Tamam o zaman, ben de fabrikaya gidiyorum. Ceketimi alayım."

"Sen dur ben getiririm."

"O zaman birlikte gidelim. Hem bir şey verecektim sana."

Herkesin bakışlarını üzerimizde hissetsem de dönüp bakmadım. Asansöre binip üst kata çıktık. Odaya girdiğimizde elimdeki kağıdın aslında para olduğunu gördüm. İç içe geçmiş iki yüzlük ve yüzlük banknotlara anlamsızca bakmıştım.

"Cihangir bu ne parası? Baban elime tutuşturdu."

Dolaptan aldığı ceketi yatağın üstüne atıp kollarını belime sardı.

"Kahve parası Gül'üm. Babam gelinlerden her kahve içişinde verir."

Gülümsemiştim. İnce bir düşünceydi. Açıkçası hoşuma gitmişti. Ben kendi alemime dalmışken Cihangir'in belimi okşayan elleri kalçam ve sırtım arasında yer değiştirmeye başlamıştı. Alnını alnıma yaslayıp burnunu burnuma sürttü. Gözleri kapalıydı.

"Bana kahve yapmadın." diye tatlı bir sitem etti.

"Ama sevmiyorsun." diye ısrarla devam ettim.

"O zaman masada söylediğim öpücüğü istiyorum."

Ellerimi kollarına sürterek yüzüne çıkardım. Pürüzsüz yanaklarını avuçlarım arasına alıp dudaklarına minik bir öpücük bıraktım. Dudaklarından olumsuz bir ses çıkardı. Biraz daha bastırarak daha büyük bir öpücük verdim. Yine aynı sesi çıkardı. Burunlarımızı birbirine sürttüm. Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Dudaklarımı ıslatıp alt dudağını dişlerimle çekiştirip ağzıma aldım. Aynı hızla üst dudağımı kavradığında tutkulu bir öpüşmenin içine düşmüştük. Tökezleye topallaya geri geri gittim. Sırtım sert bir zemine değdiğinde öpüşümüz sertleşmişti. Kalçam ve sırtım arasında gezinen elleri kalçamda sabit kalmıştı. Avuçlarının arasına almış sıkıp bırakıyordu. Öpücüğün arasında ağzıma sızan diliyle dengem şaştı. Kendimi düşecekmiş gibi hissediyordum. Yüzündeki ellerimden birini koluna diğerini ensesine sardım. Öpücük sesiyle ayrıldığımızda öpücükleri hiç vakit kaybetmeden çeneme ve boynuma doğru ilerledi.

"C-Cihangir d-dur."

Zorlukla kekeleyerek kurduğum cümleden sonra öpücükleri kesildi. Ensesindeki elimi saçlarının arasına daldırdım. Çok utanıyordum. Derin derin nefesler alırken ağlar gibi bir ses çıkardı. Hemen ardından karnıma değen sertliğini hissettim. Paniğe kapılmadan önce gözlerimi kapatıp üstüme abanan kişinin Cihangir olduğunu, ben istemediğim müddetçe bana bir şey yapmayacağını kendime hatırlattım. Panik ve korku geldiği gibi gittiğinde Cihangir'in durumu yanlış anlamaması için açıklama yapmak zorunda hissettim.

"Gündüz vakti, herkes aşağıda. Ayıp böyle. Hadi sen işe git. Gece gelince yine öpeceğim."

Saçlarını okşayarak söylediğim şeylerden sonra benden gülerek ayrıldı.

"Çocuk muyum ben? Beni böyle kandırabileceğini mi zannediyorsun?"

Dudaklarımı büktüm.

"Çocuk değilsin ama kandırabileceğimi düşünmüştüm."

"Bir öpücüğe kanmam, akşam görüşürüz karıcığım."

Dudaklarıma minik birkaç öpücük bıraktı. Ceketini alıp çıkarken çapkın bakışlar atmayı ihmal etmemişti.

Kapının ardında elim kalbimde dururken aklımdan tek bir düşünce geçiyordu.

Hissettiğim huzurun, mutluluğun bozulmasını istemiyordum.

...

Keyifli okumalar, yorumlarınızı bekliyorum. ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.