İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 15 · 9 dk okuma

İSYAN

Bölüm 15

15. Bölüm

Güleycan

Sevda'nın anlattıklarından sonra içimin acısı katlanarak büyüdü. Aldığım nefes göğsümü yaktı, ciğerlerimi dağladı. Biz kadınlar olarak ne çok şeye göğüs germek zorunda kalmıştık. Başta abimin dayak ve hakaretleri sonrasında Berat denen pisliğin yapmaya çalıştığı şey gencecik yaşıma rağmen ne çok yaşanmışlık sığdırmıştı. Cihangir'in tehditle evliliği kabul ettirmesi de bambaşka bir konuydu. Ama içimde kin biriktirdikçe tükeniyormuş gibi hissediyordum.

Bir karar vermiştim. Abimin değişen tavrı verdiğim kararı söyledikten sonra aynı mı kalacaktı bilmiyordum. Abimin eski haline dönmemesi kapatmaya çalıştığı yaralarımı kanatmaması için dualar ediyordum.

Olanlardan sonra odama girmek istemediğim için abimin odasına yatmıştım. Düşünmekten başıma ağrılar girse de gözlerimi kapattığım anda yaşadıklarımı hatırlıyor ağlama krizlerine giriyordum. Sabahtan beri annem birkaç kez yanıma gelse de sanırım yaşından dolayı gebeliği onu zorluyor olacak ki çok duramamıştı. Sevda sık sık uğruyor birkaç lokma da olsa yemek yemem için ısrar ediyordu. Bir tek abim ve babam gelmemişlerdi. Kardeşlerim gelmişti. Tahir deli dolu haline rağmen sarılıp uzun uzun ağlamıştı. Serhan bana destek olmak için bahsini hep kapatmış ellerimi tutup öpmüştü. Serhan ve Tahir'in yanımdan çıkmasından kısa bir süre sonra abim geldi. Üstü başı dağılmış durumdaydı. Uzandığım yatağında doğruldum.

"Abi?" Soru sorar gibi bakışlarımı gördüğünde yorgunca gülümsedi.

"Abim." Gelip alnımdan öptü. "İyisin değil mi? Artık korkma."

"İyi olacağım." Tereddütte kalarak da olsa devam ettim. "Abi sana bir şey demek istiyorum."

"Söyle gülüm." Beni dinliyormuş gibi görünse de dalgındı. Ellerini uzatıp yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın arkasına sokuşturdu. Gözlerime bakmaya çekiniyor gibiydi. Olanlar onun suçu değildi. Aksine o olmasa daha kötü olabilirdi.

"Abi." Tereddütlü sesimi fark edince gözlerini gözlerime sabitledi.

"Efendim abim." Dudaklarımı dişledim. Korkunun ecele faydası yoktu ne yazık ki. Birden söyleyiverdim.

"Abi beni Cihangir'e vermeyin ne olur. Ben evlenmek istemiyorum. Lütfen."

Gözlerini gözlerimden çekmedi. Korkuyla vereceği tepkiyi bekliyordum. Gözleri hafifçe kızardı. Ellerini yüzüme çıkardı. Yüzümü omzuna yaslayıp kollarını bedenime sardı. Bir süre öyle kaldık. Kendini geri çektiğinde yüz ifadesi daha normaldi.

"Elimden geleni yapacağım. Ama Sevda'yı bırakamam abim. Geri gönderemem. Ateşe atamam. Anlatamadığım şeyler var ama bil ki ikiniz için de elimden geleni yapacağım."

Sevda'nın bana banyoda anlattıklarını abimin bildiğini anlamıştım.

"Siz evlenseniz, bizi böyle bir şeye mecbur etmeseniz olmaz mı?"

"Bir yolunu bulmaya çalışacağım. Hadi sen dinlen. Ben üstüme bir şeyler alıp çıkacağım."

Yeniden uzandım. Dolaptan üstüne kıyafet seçen abim hüzünlü bakışlarını son kez yüzüme çevirip odadan çıktı. Abimin eski haline dönmemesi içimi rahatlatmıştı. Yorgunlukla gözlerimi kapattığımda kısa sürede uyuyakalmıştım.

...

Gözlerimi açtığımda odaya karanlık çökmüştü. Saatten haberim yoktu. Toparlanıp ayaklandım. Yatağın örtüsünü düzelttim. Odadan çıkmak üzereyken elinde telefonla içeri giren Nur'la karşılaştım.

"Heh, ben de sana geliyordum. Sabahtan beri zır zır çalıyor bu. Açmadık da, uyanmanı bekledik."

Telefonu elime aldığımda Cihangir'in aradığını görmüştüm. Başımı tamam anlamında sallarken geri aramaya başlamıştım. Telefonu kulağıma dayayıp pencerenin önüne geçtim. Nur çoktan odadan çıkmıştı. Telefonunun açılmasını beklerken baş parmağımı kemiriyordum. Abime söylediğim şeyden kimsenin haberi yoktu. Açılan telefonla ilk konuşan Cihangir oldu.

"Ya neredesin sen? Sabahtan beri kaçıncıya arıyorum."

"Sana da merhaba."

"Güleycan, merak ettim. Neredeyse gelecektim."

"İyiyim, yorgundum. Bütün gün uyudum."

Derin bir nefes aldı.

"Çok şükür. Dün geceden beri uyuyamıyorum. Rüyamda hep seni kurtarmamı istedin. Sana da ulaşamayınca tedirgin oldum. Abini aradım ama ona da ulaşamadım."

Söyledikleriyle kalbim deli gibi atmaya başladı. Yaşadıklarımı hissetmiş gibi rüyalar görmüştü. Sesimin titrememesi için birkaç defa yutkundum.

"İyiyim ben. Merak etme."

Sessizce bekledi. "Bir şey olmuş. Sesinden belli, anlatmak ister misin?"

Gözlerimden ince ince süzülmeye başlayan yaşlarla öylece kaldım telefonun ucunda.

"İstemem."

"Tamam zorlamıyorum. Ama istediğin an ara. Ve ağlama, lütfen."

"Hoşçakal."

Telefonu kapatmak üzereyken sesini işittim.

"Allah'a emanet ol."

...

Olayın üzerinden geçen birkaç günde neler yaşadığımı düşünüyordum. Sürekli olarak ağlamak istiyor çoğu zaman unutmak için uyuyordum. Alnımdaki morluk geçmeye başlamıştı. Ama acısı bakiydi sanki.

Bu süreçte sürekli aklımda Cihangir vardı. Telefon elimde düşünüyordum. Cihangir'in nasıl bir insan olduğunu çözememiştim. Beni tehdit ederek evliliğe tamam dedirtmişti. Sonra hiç tehdit etmemiş gibi ilk gece haricinde bana isteğim dışında dokunmayacağını söylemişti. Tek istediği sadakatti. Bazı tavırları çok çocuksuydu. Yüzünü düşündüm. Sakalsız yanaklarını, köşeli yüzünü - henüz yüzü tam oturmamış olsa da ilerleyen yaşlarında daha da yakışıklı olacak gibiydi. Sonra mavi gözlerini düşündüm. Bazen çok korkunç gelen gözleri bazen bir çocuk heyecanıyla parlıyordu. Onunla bambaşka şartlarda evleniyor olsaydık nasıl olurdu diye düşündüm. Mesela okulda tanışsaydık, gizliden gizliye bakışıp gözlerimiz birleşince utansaydık. Sonra Cihangir'in benden iki yaş küçük olduğu aklıma gelince kendi kendime güldüm.

"Güleycan." Adımı duyduğumda yerimde sıçradım. Düşüncelere epey dalmıştım.

"Neye gülüyorsun bakalım, kaç kere seslendim duymadın."

Elimi boşver anlamında salladım. "Dalmışım öyle, delirmedim yani."

Annem saçlarımı okşadı. "Daha iyi görünüyorsun."

Saçlarımdan sonra yanağıma koyduğu elini tuttum. Avuç içine öpücük bıraktım. Daha iyiydim. Atlatmış sayılmazdım ama düşünmedikçe daha iyi hissediyordum. Abime söylediğim şeyi anneme söyleme heyecanıyla doldum.

"Anne."

"Söyle annem."

"Ben evlenmek istemediğimi abime söyledim. Halledeceğim dedi."

Annemin ilk cümlemde titreyen göz bebeklerindeki endişe ikinci cümlemde dağıldı.

"İnşallah sorunsuz halledilir güzel kızım. Hepinizin mutluluğunu en çok ben isterim." Sonrasında sanki az önce düşündüklerimi hissetmiş gibi ekledi. "Böyle bir durum olmadan olsaydı Cihangir'i isterdin belki. Efendi bir çocuğa benziyor."

Kıkırdadım.

"Sorma çok efendi, tehditle evlilik kabul ettiriyor."

Ağzımın yayı gevşemişti, ne dediğimi algılayınca yüz ifadesi donup kalan anneme endişeyle baktım.

"Anne, şey öyle demek istemedim."

"Cihangir seni tehdit mi etti?"

Sessiz kalmıştım. Sesini yükseltti.

"Sana diyorum Güleycan. Seni tehdit mi etti? Ne dedi?"

"Evlenmezsen abinle Sevda ölür dedi işte anne. Ne diyecek başka."

İnanmamıştı. "Bana doğruyu söyle."

Dizimin altına aldığım elimin işaret ve orta parmağını çapraz bağladım.

"Yemin ederim anne, başka neyle tehdit edebilir ki?"

"Öyle olsun bakalım. Başka bir şey varsa nasılsa ortaya çıkar." Biraz duraksadı. "Ben seni almaya geldim kaldım böyle. Hadi sofraya, baban bekliyor."

Yüzümü buruşturdum ama kalkıp annemin peşinden indim. Masaya geçip oturduğumda herkes masadaydı. Babam ve abim çok fazla düşünceliydi. Babamın nemrut suratı daha da korkunçtu. Bizim geldiğimizi fark etmemişlerdi. Annemin boğazını temizlemesiyle babam rüyadan uyanmış gibi yüzünü bize çevirdi. Sonra eliyle sofrayı gösterip başlayabileceğimizi gösterdi. Hiç iştahım olmasa da önümdeki kaseden küçük yudumlar alarak çorbamı içiyordum. Daha birkaç kaşık içmişken babamın sesi sessizliği böldü.

"Güleycan." Korkuyla yüzüne baktım.

"Artık korkmak yok. Layığını buldu ırz düşmanı."

Ne yaptıklarını merak etsem de sorgulamadım. Başımı sallayarak dediklerini onayladım. Devam etti.

"Abin Güleycan'ı vermem diye tutturdu, haberin var mı?"

Bakışlarımı abime çevirdim. Abim eğdiği başını kaldırırken çaktırmadan kaşlarını kaldırdı.

"Y-yoktu baba." Fısıldayarak söylesem de duymuştu.

"Bu çocuk oyuncağı değil Güleycan. Fırat sen de kendine gel. Berdeli bozuyoruz desek öldürecekler sizi. Hem o Üveys rahat bırakır mı sanıyorsun." Sesini yükselterek azarlar gibi konuşmuştu.

"Baba bir yolu olmalı." Abimin itirazını elini kaldırarak engelledi.

"Yolu molu yok. He konuşuruz Ziya'yla kızını gönderirsen tamam der belki."

Sevda'nın gözleri abimi buldu. Her ne kadar abimi istemiyor olsa da tecavüzcüsüyle evlenmeyi daha çok istemiyordu. Abim acı çekiyordu. Yüz ifadesi sesini tonu acı doluydu.

"Baba!"

Sızlanır gibi konuştu. Bu yaşına kadar babama herhangi bir konuda ısrar edemeyen, babamın lafının üstüne laf söyleyemeyen abim ısrarla istediğinin olması için diretiyordu.

Babam cevap verecekken çalınan kapıyla dikkati oraya kaydı. Açılan kapının ardından Ziya ağa önde diğer aile fertleri arkasından içeri girdi. Hepimiz sofradan ayaklandık. Babamla Ziya ağanın tokalaşmasından sonra herkes birbiriyle tokalaşmaya başladı. En arkada Harun'un ve sol kolunun altındaki değneğin desteğiyle Cihangir duruyordu. Herkes eve geçerken Cihangir inatla gitmiyordu. Harun bile gitmişti. Girmeyeceğini anlayınca arkamı dönüp gidecektim. Elimi kavran sıcacık bir elle olduğum yerde kaldım. Tutuşu sıkı değildi. Parmakları elimi okşar gibi yumuşacık tutmuştu. Elimi çekemedim. Yüzümü dönüp gözlerine baktım.

"Kaç gündür aklım sende. Bu gece de görmeseydim uyuyamazdım."

"İyiyim demiştim."

Derin bir iç çekti. Masum bir gülüş yayıldı dudaklarında.

"Çok şükür."

Bakışlarından utandım. Garip bakıyordu. Anlamlandıramadığım gibi anlatamıyordum da. Tutmadığı elimle evin kapısını işaret ettim. Başını salladı. Elini çekmeden adım atmaya başladı. Ne zaman ki benim önüme geçip elimi hafifçe çekiştirdi o zaman elimi tuttuğunun farkına vardım. Ateşe değmiş gibi elimi geri çektim. Keyifli kıkırdamalar bırakarak önümden ilerlemeye devam etti. Biraz zorlansa da kapıdan geçip içeri girdik. Bizim girmemizle herkesin bakışları bize döndü. Bu beni daha da utandırırken sessizce bir köşeye çekilip oturdum. Berjerlerden birine yerleşen Cihangir elindeki değneği hemen berjerin yanına duvara yasladı. Tanışılmayan Bedir abi ve Ebru yengeyle tanıştık. Ebru yenge tabiri caizse fıkır fıkır bir kadındı. Çay ve ikram edilecek yiyecekler için Sevda'yla ayaklandık. Ebru yenge mutfağın kapısında yakaladı bizi.

"Ay geçin geçin." Mutfaktaki masaya oturmamızı sağladı. Kırk yıllık samimiyetimiz varmış gibi koluma minik bir çimdik attı.

"Kız Cihangir'in o bakışları ne öyle, alev aldı buralar."

Elini ağzına kapatıp kıkır kıkır güldü. Şaşkınlıkla Sevda'ya baktığımda onaylamaz gibi başını sallıyor ama bir yandan da gülümsüyordu. Ne diyeceğimi bilemez halde onları izliyordum.

"Kız Sevda, Fırat da gözünü alamıyor senden."

Elini yukarı kaldırıp indirdi. "Aman yenge ne gözü Allah aşkına."

"Ay siz gerçekten kör müsünüz acaba, oğlanları yakmışsınız hiç haberim yok modundasınız."

"Yenge, normal şeyler yaşamıyoruz. Ne yakması ya, yanan falan yok. Fırat beni kaçırdı, bu iki masumun da başını yaktı."

Sevda'nın söylediği gerçekler başıma bir balyoz gibi çöktü. Ben değil miydim abime evlenmek istemiyorum diyen? Ne olmuştu da elimi tutunca far görmüş tavşan gibi kalmıştım? Deliriyor muydum acaba? Gözlerimde yaşlar akmaya hazırken burnumu çekip gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırdım. Oturduğum sandalyeden kalkıp demlenmiş çayı tepsideki bardaklara doldurdum. Sevda ve yengesi konuşurken ikisini de dinlemiyordum. Tepsiyi elime alıp çıkamadan Ebru yenge tekrar tezgaha bıraktırdı. Oturmam için sandalyeyi işaret etti.

"Dinleyin şimdi beni. Her şerde bir hayır vardır. Sizin şer sandığınız şey bir gün bir bakarsınız en büyük mutluluğunuz olur. Fırat'ı tanımıyorum Sevda ama seni tanıyorum. Fırat abinle konuşmaya geldi. Ne konuştular bilmiyorum. Ama abinin içi rahatladı kuzum. Abin senin kötülüğünü asla istemez biliyorsun değil mi?"

Sevda'nın gözlerinde büyük bir minnet peydahlandı. Başını sallayarak onayladı. Ebru yenge sonrasında bana döndü.

"Size gelince Güleycan'cığım Cihangir'i bir tanısan çok seversin eminim. Oğlum var on beşinde. Ondan ayırmam Cihangir'i. Durumunu görüyorsun." Sır verir gibi yaklaştı, sesini kıstı. "İki senedir ilk defa bu kadar içten güldüğünü görüyorum. İnsan mecburiyetine böyle güler mi? "

Ne diyeceğimi bilememiştim.

"Madem bir yola girdiniz yoldan dönmeyin, yolu çiçeklendirin."

Ayaklandı. Eliyle hadi hadi şeklinde işaret verdi.

"Kız bizden çay bekliyorlar tuttunuz beni de."

Kahkahalar atarak biz de kalktık. Soğuyan çayları tazeledim. Sevda da tatlı dolu tabakların olduğu tepsiyi aldı. Birlikte mutfaktan çıktık.

...

Bol sohbetli geçen akşamda gözlerim çaktırmadan sürekli Cihangir'in üstünde dolandı. Nasıl çay içiyor, nasıl konuşuyor, nasıl gülüyor hep onu izledim. Kimsenin fark etmediğini zannederken imalı bakışları üzerimde dolanan Ebru yengeyi hesaba katmamıştım.

Herkesi uğurladıktan sonra tüm aile odalarına geçmişti. Ben de kendime bir kahve yaptım. Geniş balkonumuzdaki sedire kuruldum. Gökyüzünü izlerken bir yandan da kahvemi içiyordum. Titreyen telefonumu elime aldığımda Cihangir'den bir mesaj gördüm. Daha doğrusu bir ses kaydı. Gecenin sessizliğinde ses kaydını açtım. Cihangir'in sesi doldu kulaklarıma.

"Tuttum elini, sıcacıktı. Yüreğin elimdeymiş gibi."

....

Merhabalar,

İnşallah beğenirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum.

Keyifli okumalar. ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.