
Ne saçmalıyordu bu!? Küçük aşıklar mı!!!
Anlık gelen iğrenti ile Kerem’e baktım. Bir an duraksadığını görsemde tekrar bileğini tutarak kıvranmaya başladı. Kan akıyordu bileğinden.
Yanına doğru kendimi arkadan bağlı ellerimle ittirerek gittim. Cam parçasına doğru elimi uzatırken bileğimden tuttu ve kafasını iki yana salladı.
Kaşlarımı ona doğru çattım ve bileğimi çektim. Cam parçasını aldım ve bileğimdeki ipe sürtmeye başladım. Bir iki dakikalık çabam sonunda bileğimdeki sıkılığın gevşediğini fark ettim. Evet, ip kopmuştu.
Ellerimi ipin içinden çıkardığım gibi ayaklarımı çözdüm. Ağzımdaki bantı açıp ayağa kalktım. Ege bana bakıyordu. Ela, Kerem’in bileğimdeki kanı görünce bayılmış olmalı.
Bağlı olduğu sandalyenin arkasına geçip bileğini çözmeye çalıştım. Ama çözemeyince odanın köşesindeki dökülmüş cam parçalarından birini aldım ve ipe sürtmeye başladım. Bu sefer hemen ipi yırtabildim. Ben Ege’nin elini çözdükten sonra kendi ayak bileğini çözdü ve ağzındaki bantı çıkardı. O da hemen Ela’ya yöneldi. Uyanamadığını fark edince gözü dolar gibi oldu. Sesi titriyordu Ege’nin. Ellerini ve ayaklarını çözdü. Sonrada ağzındaki bantı.
***5 dakika sonra***
Kapıdan bu sefer tek başına girdi. Elinde bir silah ve yüzündeki basit maske ile.
”Sağdaki koridora gelmeniz için 5 dakikanız var!”

Herkes şu an daha iyi olmuş olacak ki ayağa kalktı. Kerem’in elleri hala kan içerisindeydi. Ellerini kullanmıyor ki ayağa kalkamıyor olmalıydı.
Maskeli gitmeden önce arkasını dönüp Kerem’e acıyasıya baktı. Geri dönüp Kerem’e doğru eğildi. Kerem geri çekilince kahkaha attı.
“Aynı yaştayız Sayın Tutsak! Ama çok farkımız var değil mi? Benden korkuyorsun! Çünkü istersem seni burada öldürebilirim!”
”....”
”Ama ben niye senden korkmuyorum! Sen de buradan birini öldürebilirsin istersen, öyle değil mi?”
Daha sonra kulağına bir şeyler fısıldadı ve Kerem kanı donarmışçasına maskelinin yüzüne baktı. Sonra maskeli cebinden bir sargı rulosu çıkardı ve Kerem’in önüne attı.

•resimler yapay zekadır•
•DEVAM EDECEK•