Uyanıktık hala. Ege etrafa bakıp duruyordu. Bir ara bize odanın köşesini sürekli işaret ediyordu.
Odanın kenarındaki cam kırıklarını görünce Kerem direk atıldı. Arkadan bağlı elleri ile kendisini geriden ittirip odanın köşesine doğru gitmeye çalışıyordu.
Odanın en köşesine gittiğinde can kırıklarına sırtını döndü. Arkadan eline sivri bir cam kırığı almıştı. İpe sürtmeye başladığı an sanıyordum ki, kapıdan gelen yüksek sesle ürküldük.
Maskeli kapıyı kırarak içeri girmişti.
”Ah, sevgili tutsaklarım! Kusuruma bakmayın! Anahtarı bulamadığım için kapıyı kırmalıydım! Umarım korkmamışsınızdır!”
Gözü bir an Kerem’i arar gibi oldu. Odaya göz gezdirirken odanın köşesinde Kerem’i görünce bir kahkaha patlattı.
”Taylan! Sevgili tutsağımızı yanıma getirir misin?”
Taylan Kerem’in üstüne doğru yürürken Kerem geri çekiliyordu ama Taylan onu tek eliyle tişörtünün ense kısmından, diğer eliyle bileklerini sıkıca tutarak maskelinin yanına getirdi.
”Ahhhh!!!!!!”
Kerem acılı bir çığlık atmıştı.
”Ne oldu bay tutsak! Oh?”
Kerem’in bileğine bakıyordu. Bileğindeki cam parçasını fark edip elinden aldı.
”Vay canına! Bay tutsak iplerden kurtulmaya çalışmış. Ama ben ipleri bağlamak için çok uğraşmıştım. Alınıyorum ama!”
Kerem sessizce inlemeye çalışıyordu.
Soğuk bir tavırla Kerem’in iplerini çözmüştü maskeli. Kerem yere yığıldı ve inlemeye devam ediyordu. Maskeli bileğinden kavrayarak havaya kaldırdı.
”Oh! İpleri çözememişsin ama bileğin yine de bedelini ödemiş Bay Tutsak! Sanırım biraz kan var! Haha!”
Bileği kan içindeydi. Sinirlenip yerimden kalkmaya çalıştım ama Taylan denen herif kafama silah dayayınca oturduğum yerde durmak zorunda kaldım.
”Oh! Bayan Tutsak! Neden bu kadar sinirsiniz Bay Tutsak için!”
Ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Çıkmadan önce ikimize bakıp bir şey söyledi ve gitti.
”Küçük aşıklar! Haha!”