"Yanlız.."
"Ben bu oyunda çok iyiyimdir.."
"TUTSAKLAR!"
Bıçaklarından birine göz gezdirirken
"Ama beni erken fark ettiğiniz için size üç saniye veriyorum!"
Bir anlığına çaresizce sevinmişken arka cebinden bir tabanca çıkardı.
"Amaa.."
"Bir kurşun kadar olmasada.."
"Hızlı olmak çok işinize yarar!"
Ellerim titremeye başlarken "3!" diye bağırdı.
Kerem bir anda bileğimden kavradı.
"Korkmak için vakit yok. Koş!"
Bileğimi geri bıraktı ve koşmaya başladık. Sadece dümdüz koşuyorduk. Koridor sağa çıkıyordu. Sağa döndüğümüzde bir kapı vardı sadece.
Açılmıyordu..
Arkadan alkışlayarak geri geldi. Ege'yi vurmadan önceki iğrenç gülmesini tekrar yüzüne yerleştirdi.
"O nerede biliyor musunuz?!"
"Ege nerede pislik herif!" diye bağırdı Kerem.
"Oh! Ne kadarda iyi bir arkadaş! Senin hatrına onu size gösteriyim!"
Sağ elindeki silahı bize doğrulttu. Bir anda ateş edince hemen yanımdaki kapının kilidini vurdu. Korkudan bir anlığına yere düştüm.
"Ah, madam. Neden bu kadar korktunuz? Daha korkacak çok şey var!"
"Seni pisl-" derken arkamdan biri enseme vurdu. Bir anda yere yığıldım. Bilincimi kaybetmek üzereyken önce Ela ve Kerem'i de yerde gördüm..
Aslında bilincimi kaybedip kaybetmediğime emin değildim. Beni yerde sürüklemelerini ve o odaya götürmelerini hatırlıyordum. Sanırım gözümü korkudan açamamıştım. En son ellerimi arkadan bağladıklarını ve adımlarının bizden uzaklaştığını belli eden sesleri hatırlıyordum.
Gittiklerini anladığım anda gözlerimi yavaşça araladım ve etrafa bakmaya başladım.
Gözüm ilk başta sesi boğuk boğuk çıkan tarafa gitti.
Ege odanın köşesindeki sandalyeye bağlıydı.
Etrafıma baktığımda Kerem ve Ela'nın da uyanık olduğunu gördüm. Yorgunluktan kıpırdayamıyorlardı. Aslında elleri bağlı olduğu içinde olabilirdi.