Şaşkın bir halde odadan çıktığımda – şuan eski odam olarak adlandırdığım- odama gittim. Sema bende bir tuhaflık olduğunu anlamış fakat tam olarak ne olduğuna anlam verememiş, suratıma şaşkınlıkla bakıyordu. Odaya girip sandalyeye oturduğumda Sema da hemen ayaklanıp yanıma gelmişti.
“Çiçek ne oldu sana?” dedi Sema. Bana ne olduğunu soruyordu lakin benim verebileceğim bir cevabım yoktu.
“Çiçek saba diyorum, bir cevap ver bana! Ne oldu sana böyle?” diye sorusunu yineledi Sema. Ama bu sefer daha endişeli ses tonuyla konuşuyordu. Başımı yerden kaldırıp Sema'ya baktım.
“Kovuldum" dedim.
“Ne!? Neden?” dedi şaşkınlıkla.
“Tasarımlarım çalıntıymış.”
“Sen ne saçmalıyorsun ya!?” dedi Sema kızarcasına.
Gözlerimi Sema’ya çevirdiğimde, kahverengi kaşlarını çatmış bana baktığını gördüm.
“Sema ne olur bana inan!” dedim yalvarırcasına.
“Tamam ama neye inanacağımı bilmiyorum. Hiçbir şey anlatmıyorsun ki.”
“Ben kimsenin tasarımlarını çalmadım.”
“Biliyorum. Çiçek ne olur baştan başlayarak bana ne olup bittiğini anlat.”
En başından başlayarak tüm olanı biteni Semaya anlattığımda Sema şaşırmış fakat daha çok kızgındı.
“Bana inanıyor musun?” dedi kısık ses tonum ile.
“Elbette sana inanıyorum ama Çiçek o kadın suçlu, sen değilsin. O kadına dava açmalısın.”
“Hayır.”
“Çiçek!”
“Sema kanıtım yok. Hem o kadın eminim ki kendisi yapmamıştı. Mutlaka bir maşası vardır.”
Şimdi ikimizde susmuştuk. Elime bir tane kutu alıp masamın üstünde bulunan eşyalarımı onun içine doldurdum. Sonra kutuyu elime alıp kapıya yöneldim.
“Nereye gidiyorsun?” diyen Semanın sesi ile duraksayıp ona döndüm.
“Muhasebeye, ardından da eve.”
“Tamam, gel sana bir sarılayım.”
Sema ile sıkı sıkıya birbirimize sarıldık. Ayrıldığımız da Sema “Çiçek!” dedi. Fakat elimi kaldırıp onu susturdum.
“Sema şan ruhsal olarak yordun hissediyorum, sonra konuşalım.”
“Tamam git de dinlen.”
Sema'ya cevap vermeyip odadan çıktım ve asansöre yöneldim. Herkes bana bakıp sessizce bir şeyler konuşuyordu. Ne konuştuklarını tahmin etmek zor değildi aslında. Onları boş verdim çünkü böylesi hem daha iyi hem de daha kolaydı.
Muhasebeye gidip çıkıp işlemlerini hallettikten sonra iş yerinden ayrılıp doğrucu eve geldim. Evde annem ve çok saygın arkadaşları(!) içki içip poker oynuyorlardı. Onları o şekilde görünce bozuk olana sinirlerim daha da bozuldu. Kafamdan geçen git o poker masasını ters çevir, içki dolu bardakları fırlat at duvara fikirlerini yok sayıp, la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim çeker sakinleştim. Onları umursamamaya çalışarak üst kata, odama gittim.
Elimde ki eşyalarımı odanın bir köşesine bırakıp, kıyafet alıp duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra yatağıma yattım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama çalan telefonun sesi ile gözlerimi araladığım da uyuya kaldığımı da anlamış oldum. Baş ucunda duran telefonumu elime aldığımda arayanın Sema olduğunu gördüm. Belli ki beni merak ediyordu. Hemen aramayı cevapladım.
“Efendim Sema.”
“............”
“İyi olmaya çalışıyorum.”
“............”
“Uyuyordum, ondandır.”
“..............”
“Evet, olabilir aslında, ne zamandır onu da ihmal ediyorum.”
“................”
“Tamam, görüşürüz.”
Telefonu kapatır kapatmaz, fırlayarak yataktan kalktım ve hazırlanmaya başladım. Odadan çıkıp alt kata indiğinde annem ve arkadaşları hala bıraktığım gibiydi. Bunu bu sefer umursamadım ve evden çıkıp araba binip yola koyuldum. Başıma gelecekleri bilmeden.