İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 7 · 8 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 7

Dedektif Lev'in Teklifi

Akif Bey daha ağzını açmasına izin vermeden hızlı adımlarla odadan çıktım. Kapıyı arkamdan sertçe kapatırken ayaklarımı yere vura vura merdivenlere yöneldim. Bütün sinirimi merdiven basamaklarından çıkarırken Aslan'ın odasına yürüdüm. Kapısının önüne geldiğimde hızlıca tık tıklatıp cevabını beklemeden içeriye girdim.   Aslan başta sertçe kafasını kaldırıp ters ters baksa da beni görünce yumuşadı. Fakat yüz ifademi görmüş olacak ki kaşlarını çattı ve endişeli bir ifadeye büründü. "Verda, ne oldu?" "Anahtarını versene. Ben seni akşam alırım."   Elini cebine atarken sorgulamaya devam ediyordu. "Ne oldu? Akif Bey canını mı sıktı?" "Uzun konu. Şuan burada daha fazla durmaya tahammülüm yok. Sadece şunu bil, istifa ettim." "Ne!?"   Anahtarı elinden alıp hızlıca kapıya yöneldim. Arkamdan seslense de onu umursamayıp odadan çıktım.   Sinirle hızlı hızlı emniyetten çıktım. Aslan'ın arabasına doğru ilerleyip kapıyı açtım. Hızlıca yerleşip arabayı çalıştırdım. Daha sonra da gaza basıp evimin yolunu tuttum.  Direksiyonu bütün gücümle sıkarken gidebildiğim kadar hızlı gidiyordum. Araçları solluyor ya da makas atıyordum. Daha şimdiden dört korna yemiştim.   Eve geldiğimde hızlıca arabayı park edip indim. Apartmana girip merdivenlere yöneldim. Üç kat çıkıp kapıya geldiğimde anahtarı çantamdan çıkardım. Hızlıca içeriye girip kapıyı da arkamdan kapattım. Derin bir nefes alıp etrafıma baktım. "Evim gibisi yok be!"   Salona geçip çantamı koltuğa fırlattım. Kendimi de koltuğa attıktan sonra kapalı televizyona boş boş bakmaya başladım.  İşten ayrılmıştım anlık bir sinirle. Şimdiyse boştaydım. Davadan vazgeçmemiştim ama artık cesetleri görebileceğimi sanmıyordum. Tabi Aslan bana haber vermezse. Vereceğini de hiç sanmıyordum. Bu sefer onun başı yanardı.   Ev her zamankinden sessiz geldi. Hiçbir şey yapmadan öylece uzandığım için kendimi huzursuz hissediyordum. Sanki bir şeyler yapmam gerekiyor da yapmıyormuşum gibi.  Gözlerim kapanmaya başlarken esnedim. Zaten uykumu doğru düzgün alamamıştım. Ayağımın ucundaki örtüyü üstüme çekip gözlerimi kapattım. Tam içimin geçtiği sırada telefonumun çalması ile yerimden sıçradım. "Hay senin ben var ya!"   Sinirle telefonu alıp arayanın kim olduğuna baktım. Şaşırdık mı? Hayır. "Ne var İstanbul?"   Birkaç saniye ses gelmedi. "Alo?" "Seni duyuyorum dedektif." "Niye cevap vermiyorsun o zaman?"   Tekrar koltuğa uzandım. "Lafı daha fazla uzatma. Söyle, ne istiyorsun?" "Seni her aradığımda bana bunu soruyorsun dedektif." "Akşam ne yediğini mi sorayım?"   Hızlıca konuşmasına izin vermeden devam ettim. "Kes boş muhabbeti İstanbul. Senin saçmalıklarınla uğraşacak vaktim yok."   Aslında vardı. Hem de bomboş bir vaktim vardı. Ama bu cızırtılı sese daha fazla tahammül demeyecektim. En azından şimdi, şu zamanda. "Doğru. Malum istifa edince başka davalara bakman gerekiyor."   Yarı kapalı olan gözlerim irileşti. Oturduğum koltukta hızlıca doşrulurken endişeli bir şekilde etrafıma bakıyordum. İstanbul'u kahkahası kulaklarıma doldu. "Her dediğime şaşıracaksan işimiz çok seninle dedektif." "Şerefsizsin." "Hiç de bile! Aksine çok onurlu bir insanım." "Tabi, kesin öyledir."   İstanbul gülerken sessiz bir nefes verdim. Bu şerefsiz nasıl oluyor da yaptığım her hareketten haberdar? "Ee, artık peşimde değilsin galiba dedektif?" "Ben senin her zaman peşindeyim İstanbul. Hemen ensendeyim." "Tam tersi olmasın?" "Sanmıyorum."   İstanbul gülerken ben ise tedirgindim. Her an salona girip bana silah doğrultacakmış gibi geliyordu. "Eğer beni bulmak istiyorsan önce kendine yeni bir emniyet bulsan iyi edersin dedektif. Öbür türlü hiçbir bilgi elde edemezsin. Ve muhtemelen tekrar yurt dışına gidersin."   Telefon yüzüme kapandığında kolumu aşağıya indirdim. Bezmiş bir şekilde arkama yaslandım. Tekrardan yurt dışına gideceğimi söylemişti. Demek ki daha önce yurt dışında yaşadığımı biliyordu. İstanbul sandığımdan daha çok şey biliyordu.  Ama bunun nedeni neydi? İşi gücü yok oturup beni mi araştırıyordu? Örneğin Aslan hakkında da bu kadar bilgiye sahip miydi?   Ofladım. Bir yerde doğru söylüyordu. Kendime hakim olamayıp emniyetten istifa etmiştim. Belki de biraz çocuk gibi davranmıştım ama artık sinirlerim Akif Bey'in saçmalıklarını kaldıramazdı. Kendime yeni bir emniyet bulmam gerekiyordu. Ama bunu sonraya bırakacaktım. Şuan sadece biraz dinlenip uyumak istiyordum.   Telefonumun alarmını kurdum. Ne olur ne olmaz, uyuya kalırsam Aslan'ı alamazdım. Zaten apar topar hiçbir şey söylemeden arabasını alıp gitmiştim. Ona da ayıp olmuştu. "Kahretsin ki şuan daha mantıklı düşünüyorum."   Küçüklüğümden beri yapıp yapıp pişman oluyordum. Bazen sinirime ya da heyecanıma yeniliyor, gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Patavatsızlığım da vardı. Lafımın nereye gittiğini kestiremiyordum.   Tekrardan koltuğa uzandım. Uykum kaçmıştı. Bu İstanbul'un kim olduğunu bir an önce bulmam gerekiyordu.  Elim cebimdeki yüzüğe gitti. Çıkartıp incelemeye başladım. Belki de benim tanıdığım biriydi. Öyle ki hayatımı çok iyi biliyordu. Belki de katil burnumun dibindeydi.   Hafızamı yokladım. Bu yüzüğü daha önce takan birini görüp görmediğimi sorguladım. Ama hatırlamıyordum.   Bir an yüzüğü parmağıma takıp takmamak konusunda kararsız kaldım. Neden böyle bir şeyi düşündüğümü bilmiyordum. Yüzümü buruşturarak yüzüğü tekrar cebime koydum. "İyice saçmaladım."   Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Örtüyü sadece burnum dışarıda kalacak şekilde kafama kadar çektim. Biraz uyusam kendime gelirdim. 𝄡 Telefonumun zil sesi ile gözlerimi açtım. Ellerimle gözlerimi ovuşturup telefonu elime aldım. Kayıtlı olmayan bir numaraydı. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Ne var İstanbul?" "Ben İstanbul değilim Verda Hanım."   Kaşlarım çatıldı. "Kimsiniz?" "Dedektif Lev Smirnov."   Kısa bir an tanıyamasam da aklıma emniyetteki sarışın adam geldi. "Pekala, beni ne için aramıştınız?" "Bu konuyu telefonda konuşmak istemiyorum. Uzun bir konu. Eğer müsaitseniz atacağım konuma gelin lütfen."   Derin bir nefes verdim. Muhtemelen elde ettiğim bilgiler için çağırıyordu. Ne kadar emniyette de bu bilgiler kayıt altında bulunsa da her dedektifin yapacağı gibi benimle görüşmek istiyordu. "Tabi. Bekliyorum." "Teşekkürler."   Telefonu kapatıp atacağı konumu bekledim.  Mesaj geldiğinde üstüne tıkladım. Melodi kafenin konumunu atmıştım. Arabayla on beş dakikalık yoldu. Ben: Yarım saate oradayım.   Mesajı gönderip telefonu kapattım. Kafamı kaldırıp saate baktım. İki saattir uyuyordum ve kendimi daha dinç hissediyordum.   Ayağa kalktığımda başım döndü. Gözlerim kararırken aldırmadan odama doğru adımladım. Midem bulanırken derin bir nefes almaya çalıştım. Bu histen nefret ediyordum.   Odama geldiğimde üzerime bir kot pantolon ve beyaz bir tişört geçirdim. Saçlarımı toplayıp at kuyruğu yaptım. Sonra da kot ceketimi üzerime geçirip odamdan çıktım.   Salondan telefonumu, evin ve arabanın anahtarını alıp apartmandan çıktım. Arslan'ın arabasına binip Melodi kafeye sürmeye başladım. Lev denen adamla konuştuktan sonra Arslan'ı emniyetten alacaktım.   Kafenin önüne geldiğimde uzun uğraşlar sonucunda park yeri buldum. Hemen arabayı park edip indim.  Kafeye girdiğimde gözüm etrafı taradı. Saniyeler içinde adamı görüp masasına doğru ilerledim. O da benim geldiğimi görmüş ve ayağa kalkmıştı. El sıkışıp karşısına oturdum. "Hoş geldiniz." "Hoş buldum. Eğer yanılmıyorsam benden bilgi almak isteyeceksiniz."   Kafasını ağır ağır salladı. "Demek direk konuya girmek istiyorsunuz."   Yanımıza bir garson geldiğinde aklıma İstanbul'un önüme koyduğu adisyon geldi. Belki de o garson İstanbul'un kendisiydi? "Siparişinizi alabilir miyim?"   Lev denen dedektif bana bakmaya devam ettiğinde garsona dönüp gülümsedim. "Sade Türk kahvesi." "Siz?" "Soğuk su." "Hemen getiriyorum."   Garson yanımızdan ayrıldığında ikimiz de birbirimize döndük. İkimiz de birbirimizi inceliyorduk. Sarı saçları, yeşil gözleri, keskin yüz hatları, hafif kemerli ve uzun bir burnu vardı. Tipik Rus erkeğiydi. "Siz sorularınıza başlayabilirsiniz. Ben cevaplamaya hazırım."   Kafasını salladı. Garson kahvemi ve suyu bırakıp gittiğinde arkama yaslanıp rahat bir tavırla sorularını beklemeye başladım. Aslında kollarımı göğsümde kavuşturmak istiyordum ama eğer işinde iyi bir dedektif ise bu hareketim kendisinde şüphe uyandırırdı. Çünkü ellerini göğsünde kavuşturmak beden dilinde konuşmaya kapalı olduğunu söylemekti. "Eğer izniniz olursa konuşmamıza İngilizce devam edelim. Kendimi bu şekilde daha iyi ifade edebileceğime inanıyorum."   İngilizce bilip bilmediğimi sormamıştı. Ya bildiğimi tahmin etmişti ya da beni araştırmıştı. Muhtemelen ikincisi. "Tabi. Siz nasıl rahat edecekseniz."   Adam kafasını salladı ve konuşmaya başladı. *"Bu iş teklifi bana geldiğinde yaptığım ilk şey sizi araştırmak oldu. Açıkçası şaşırdığımı ve takdir ettiğimi söylemem gerek. Çok iyi bir eğitim almışsınız."   Gülümsedim. Sonunda beni takdir eden birileri! "Teşekkürler." "Pek iyi bir şekilde tanışmadık. Anlaşılan Akif Bey'in planından haberiniz yoktu." "Evet yoktu." "Sizinle çalışmamı neden rahatsız edici buldunuz?"   Derin bir nefes aldım. "Bakın, bu sizinle alakalı bir durum değil. Kişisel bir mesele. Ben yıllardır tek çalışıyorum ve yanımda birini istemiyorum. Prensiplerle alakalı. Bunu da daha önce birçok kez açık açık söyledim. Elbette istifamı vermemin tek nedeni bu değil. Biraz geçmişin getirdiği birikmişler de var. Dedikodu yapmayı asla istemem ama Akif Bey'in aylardır bana yaptıkları artık canıma tak etmişti. Ve orada da söylediğim gibi sizin ortağım olacağınızdan haberim yoktu. Akif Bey emrivaki bir şekilde sizi yanıma ortak verdi. Bu bana yapılan çok büyük bir saygısızlık. Ve kimse bana bu şekilde saygısızca davranamaz. Evet, belki o şekilde kağıdı masaya fırlatmam ve paldır küldür odadan çıkmam hoş bir görüntüyü ortaya koymadı. Ama artık sabrım kalmamıştı."   Uzun konuşmam bittiğinde kahvemden bir yudum aldım. Lev kafasını ağır ağır salladı. "Sizi anlıyorum Verda Hanım. Ben de bu teklife kadar tek başıma çalışma taraftarıydım. Hatta bu yüzden teklifi reddetmeyi düşündüm. Ama sizi araştırınca boş bir insan olmadığınızı gördüm. Ve davanın kolay ilerleyebileceğini, kısa sürede sonuçlanacağını düşündüm."   Alayla gülmemek için kendimi zor tuttum. Kısa süre ha? İstanbul hakkında pek de bir şey bilmediği açıktı. "Lakin siz istifa ettiniz. Ve ben de bu yüzden size bir teklif sunmaya geldim."   Kaşlarım çatıldı. "Ne teklifi?"   Lev ellerini masaya koyarak bana doğru eğildi. "Bu soruyu size bir kere soracağım. O yüzden iyi düşünün."   Kafamı salladım. Galiba az çok ne soracağını tahmin ediyordum. "İstanbul Katili'ni benimle araştırın. Sanki benim yanımda çalışıyormuş gibi. Bir nevi yardımcı dedektif gibi olun."   Tek kaşım kalktı. "Ben kimsenin yanında çalışmam. Yardımcı falan da olmam. Bunu zaten anlamanız gerekiyordu." "Kendimi yanlış ifade ettim sanırım. Benden alt bir tabakada olmayacaksınız. Sadece Akif Bey kabul etmediğinde söyleyebileceğimiz bir yalan gibi düşünün. İkimiz de özel dedektifleriz ve istersek birlikte çalışabiliriz. Sizden bana yardımcı olmamı istemiş gibi yapacağız. Sonuçta benden önce davaya siz bakıyordunuz. Sizinle birlikte çalışmanın daha faydalı olduğunu söyleyeceğim. Buna kimse bir şey diyemez."   Kısık gözlerimle onu baştan aşağıya süzdüm. Dediği gibi yapıp yapmayacağından emin olmaya çalışıyordum. Bana böyle söylüyordu ama arkamdan sanki onun altındaymış, onun ayak işlerini yapıyormuş gibi gösterebilirdi. Ya da sanki bir nevi öğrencisi. "Dediğim gibi bu soruyu size bir kere soracağım. Eğer sonradan siz bana bu teklifle gelirseniz kabul etmem."   Derin bir nefes alıp mantıklı düşünmeye çalıştım. İstifa ettiğim emniyetin dedektifiyle çalışacaktım ve tekrar onlarla yüz göz olacaktım. Arkamdan vazgeçemedi, kopamadı, başka bir yerde iş bulamayıp mecbur kaldı gibi laflar edebilirlerdi. Ama öte yandan İstanbul'u bulmayı çok istiyordum ve bir emniyete bağlı olmadığım sürece pek bir şey yapamazdım. Diğer emniyetler de bana alışana kadar epey zaman geçerdi ve belki de Akif Bey'den bile beter davranırlardı. Ya da hiç işe almazlardı. "Mantıklı bir karar vereceğinize inanıyorum."   Dudaklarımı yaladım. Daha sonra kararlılıkla başımı sallayıp elimi uzattım. "Pekala, anlaştık."   Lev elimi sıktı. Yüzünde memnun bir gülümseme oldu. "Zeki bir kadınsınız. Eğer teklifimi reddetseydiniz bunun aksini düşünürdüm."   Gülümsedim. İkimiz de ellerimizi indirdik. Kahvemi yudumlarken Lev konuşmaya devam etti. "O zaman İstanbul hakkında küçük bir sohbet edelim. Bildiklerinizi bana anlatır mısınız?"   Kahvemde ki son yudumu içtim. "Elbette." 𝄢𝄢𝄢 "*" koyulan yerden sonra konuşmalar İngilizce devam etmiştir!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.