"Verda çabuk kalk!" Aslan'ın sesini duyuyordum ama ne gözümü açacak halim vardı ne de ona cevap verecek. "Verda işe geç kalıyoruz hadi!" Aklıma dün Akif Bey'in dedikleri gelirken koltuktan fırladım. Bu ani hareketim sonucu hem başım dönmüş hem de gözlerim kararmıştı ama umursamadım. "Kahretsin! Kaç dakikamız var?""Dakikamız yok." Hızlıca çantama yöneldim. İçinden bordo, saten gömleği ve siyah pantolonumu çıkardım. Banyoya girip yüzümü gözümü hallettikten sonra kıyafetlerimi üstüme geçirdim. Saçımı arabada tarayacaktım. Banyodan çıktığımda Aslan'ın kapıda saatine bakarken yakaladım. "Hadi hadi hadi!" Kapıyı açıp ayakkabısını giymeye başladığında aklıma gelenle hızlıca salona girdim. Çanta, telefon, İstanbul'un yüzüğü, cüzdan... Sanırım her şey tamam. Tekrar kapıya gittim. Ayakkabılarımı hızlıca giyip kapıyı kapattık. Merdivenlerden koştura koştura inip garajdaki arabaya doğru ilerledik. Arabaya biner binmez Aslan kontağı çevirdi. Ben de çantamdan tarağı çıkarıp saçlarımı taramaya başladım. Bir andan da her zaman yaptığım gibi aynada kendimi inceliyordum. Neredeyse belime kadar uzanan sarı saçlarım ve yeşile çalan mavi gözlerim vardı. Aslında doğal sarışın değildim. Yaklaşık dört senedir saçımı sarıya boyatıyordum. Sebebi ise doğal saç rengimin bana babamı hatırlatıyor oluşuydu. Babamın da koyu kahve saçları varken annemin buğday sarısı saçları vardı. Ve ben maalesef ki babama çekmiştim. Zaten ne kadar kabul etmek istemesem de yüz hatlarımız oldukça benziyordu. Saç rengimizin de aynı olmasını istememiştim. Mavi gözlerimi ise kimden aldığımı bilmiyordum. Akrabalarımı neredeyse hiç tanımazdım. Tanıdığım tek tük kişilerde de kahve göz hakimdi. Büyük, dolgun dudaklarım ve belirgin elmacık kemiklerim vardı. Burnum ne çok büyüktü ne de çok küçük. Yandan baktığımda şeklinden pek memnun olmasam da yüzüme başka bir burun şeklini de yakıştıramıyordum. Gözlerim çantamdaki makyaj malzemelerine takıldı. Abartılı olmadığı sürece makyaj yapmayı seviyordum. Küçükken sanki internette kanalım varmış gibi annemin makyaj malzemeleriyle aynada kendi kendime konuşurdum. Hatta bunu hala bazen yapıyordum. Elimi tam rujuma atmıştım ki arabanın ani dönüşüyle çantamı zor tuttum. Gözlerim pörtlemiş bir şekilde Aslan'a baktım. O ise odaklanmış yola bakıyordu. Sarı, pırasa düzü saçlarını taramasa bile sırıtmıyordu. Yüzünü doğru düzgün yıkamadığı kirpiğinin ucunda kalan çapaktan belliydi. Açık kahve gözleri sürekli bir yerlere endişeyle bakıp duruyordu. Aslan'ın yanındaki araca makas atmasıyla hızlıca çantamın ağzını kapattım. Ben bu manyağın arabasında makyaj yapmaya kalkarsam rimeli gözüme, ruju burun deliğime sokarım kesin. "Akif Bey'den azar işiteceğiz. Zaten meraklı birilerini azarlamaya. Off, lanet alarm neden çalmadı!?" Sola kırdığında vücudum sola doğru eğildi. Elim kemerime gitti. Tamam, hala yerinde ve sıkı. "Yavaş ol manyak! Ölmeyi umursamıyorum ama bu kadar da genç ölmek istemiyorum ben. Daha İstanbul'un kim olduğunu bile bulmadım üstelik! Ayrıca kendine gel sen polissin!" Devrik cümlelerin içinden geçmiştim resmen. Hayır yani ben arabayı kullansam neyse. Övünmek gibi olmasın ama muhteşem araba kullanırım. Hız ve risk benim işim ama işte benim yapmam lazım. Bir başkasına güvenemiyorum. Aslan benim bağırmamla hızını düşürdü. Oflayarak saçlarını karıştırdı. Eğer dalgalı olsaydı şuan çok güzel görünebilirdi ama pırasa düzüydü ve çok komik görünüyordu. Saçının bir tarafı havaya dikelmişti. Gülerek elimi saçına attım. "Beceriksiz. Çıkarken saçını taramadın bari daha da bozma." "Saçım zerre umurumda değil şuan." Gözlerini kısarak bana baktı. "Sen nasıl bu kadar rahatsın ya? Üstelik dün Akif Bey'den gene azar işittin." Saçını düzelttiğimde elimi indirirken omuz silktim. "O aptal adam benim Özel Dedektif olduğumu unutuyor bazen. Sanki karakolda çalışıyormuşum gibi davranıyor ama benim de bir sabrım var. Artık katlanamıyorum o herifin salak salak davranışlarına. Tek bir ters hareketinde istifa edip davadan çekileceğim." Şaşkınlıkla bana baktı. "Ciddi olamazsın." Omuz silkerek konuştum. "Gayet de ciddiyim." "İstanbul Katili'ni bulmak isteyen sen değil miydin? Davadan çekilirsen..." Derin bir nefes vererek lafını kestim. "Benim Özel Dedektif olduğumu unutuyorsun Aslan Amir. İstersem tek başıma devam edebilirim." "Unutmuyorum. Ama bir ekip yardımıyla daha rahat çözersin, çözeriz. Eğer tek başına çözmeye kalkarsan işin daha çok uzayacak. Ve cesetler hakkında da fazla bilgi alamayacaksın. Zaten senden pek hoşlandıkları söylenemez. Bir de istifanı verirsen hiçbir bilgiye ulaşmana izin vermezler." Sırıtarak imayla suratına baktım. "Niye daha fazla bilgiye ulaşamayacakmışım?" Yaptığım imayı anlamış olacak ki kafasını hızlı hızlı iki yana salladı. "Yo yo yo, beni sakın bulaştırma. Sana kurbanlar hakkında bilgi verdiğimi öğrenirlerse meslek hayatım biter. Sonra da beş parasız kalıp kapına dayanırım." "Kapıma dayanman sorun değil. Elimden geldiğince ağırlarım." dedim ve ekledim."Ayrıca sen olmasan bile bence kurbanlar hakkında detaylı bilgiler bulabilirim. Haberlerde kimleri öldürdüğü çıkıyor zaten. Kurbanların yakınlarını bulmak benim için zor değil." "Bulursun, bulmazsın değil. Ama işin uzayacak, daha fazla zamanın gidecek. Gereksiz yere vakit kaybı bile denilebilir." Bir süre sessiz kaldım. Haksız sayılmazdı ama benim de bir sabır seviyem vardı. Bu adama daha fazla tahammül edebileceğimi sanmıyordum. "Ne olursa olsun, Akif Bey benim için çok sınırda. Tek bir yanlış hareketine bakıyor. Hem istersem başka bir karakolda da çalışabilirim. Beni kaçırmak istemeyen binlerce kişi var. En azından şu İstanbul'un işi çözülene kadar. Yani o pislik herife kalmadım ben." Aslan derin bir nefes verdi. "Sen bilirsin Dedektif Verda, ben sadece fikrimi söyledim. Sonradan pişman olman hem beni hem seni üzer." "Beni düşündüğün için teşekkürler Başkomiser Aslan. Ama ben bu yaşıma kadar yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Olmam da." Karakolun önüne geldiğimizde Aslan arabayı park edip indi. Ben de çantamdan hızlıca rujumu çıkarıp dudağıma sürüp indim. Karakola girdiğimizde hızlı adımlarla asansöre yöneldik. Asansör en son kattaydı. Oflayarak beklemeye başladık. "Şu asansör bir kerede olduğum katta dursun ya." Güldüm. "Ben senin kadar şanssız değilim ama evet, sinir bozucu." Asansör geldiğinde içeriye girip düğmeye bastık. "Sen Akif Bey ile ne konuşacaksın?" "Medya hala çalkalanıyor. Muhtemelen sizinle de konuşacaktır ama ben bir baş başa konuşmak istiyorum. Kalabalıkta ona sert cevap vermem benim açımdan pek iyi olmaz. En azından tek başımıza olursak istediğim gibi tavır koyarım." Aslan kafasını aşağı yukarı salladı. Asansör durduğunda göz kırptı. "Kolay gelsin Dedektif Verda." "Sana da Başkomiser Aslan." Asansörden inip uzaklaştığında tekrar düğmeye bastım. İki kat daha çıkacaktım. Sırtımı duvara yaslarken bir andan da Akif Bey ile olacak konuşmamı düşünüyordum. Sert, soğuk, mesafeli ve her an laf sokmaya hazır... tabi bu sadece hayalimde. Gerçekten bu şekilde durmam imajım tarafından pek olumlu olmaz. Yine de bazen bakışlarıma hakim olamıyordum. Elimde değildi, istemsiz oluyordu ama umarım kontrol altında tutabilirdim. Asansör durduğunda inip Akif Bey'in odasına doğru adımladım. Kapıyı çalıp içeriye girdim. "Ooo, Verda Hanım, ben de ne zaman karakola geleceksiniz diye bekliyordum." Şimdi gel de sinirlenme ya, gel de sinirlenme! Yüzüme gülümsememi takıp ağzımı açtım." Geç kaldığım için kusura bakmayın ama arada sırada olur böyle aksilikler. Alarmım çalmamıştı ve bu herkesin başına gelebilir." Elini umurunda olmadığını söylercesine salladı. "Medyayı görmüşsünüzdür. Hayranlar gittikçe artıyor. Bunun önüne geçmemiz lazım. Bir an önce katili içeriye tıkmalıyız." Oo, Einstein! Selam Einstein! Nasılsın Einstein? Gülme Verda, sakın gülme. "Bunun ben de farkındayım Akif Bey. Gördüğünüz üzere elimden geldiğince araştırıyorum zaten." Ayakta dikildiğimi fark ederek masanın önündeki sandalyelerden birine oturdum. "Araştırıyorsunuz ama yeterli değilsiniz Verda Hanım." Kaşlarım çatıldı. "Pardon? Anlayamadım?" Sesim beklediğimden de sert çıkmıştı. "Yeterli değilsiniz Verda Hanım. Artık yaşınızdan mı yoksa cinsiyetinizden mi bilmiyorum ama yeterli değilsiniz." Ağzımı açsam bir daha susmam fakat ağzımı kapatıp kendimi ezdirmek de istemiyorum. Hadi bakalım, doğaçlama ilerleyeceğiz. "Sizin durumun ciddiyetinden ve katilin zekasından haberiniz yok galiba? Kanıt bulamıyoruz kanıt. İz yok iz. Benden neyi takip ederek bulmamı istiyorsunuz? Bunun yaşla, cinsiyetle ne alakası var?" Geri ve göt kafalı keltoş seni! Elimden geldiğini yapıyorum diyorum, ne yapayım elimi de mi vereyim! "Çok alakası var Verda Hanım. Yaşınızdan dolayı deneyimsiz ve cinsiyetinizden dolayı da fazla hassassınız. Belki de davalardan fazla etkilenip gözünüzün önündekini görmüyorsunuz." Sen gör lan o zaman puşt! Deneyimsiz dediğin kişi kaç ülkede kaç okulda eğitim aldı haberin var mı senin!? Hepsi CV'mde yazıyordu ama bu herif kesin okumaya tenezzül etmemişti. Yukarıdan emir geldi diye istemeye istemeye kabul etmişti. "Bakın, sakin kalmaya çalışıyorum ama beni çok zorluyorsunuz. Ben yaşıma göre gayet de iyi bir dedektifim ve kendimi de defalarca kez kanıtladım. Size diyorum ki ortada iz bırakmıyor. Olmayan bir şeyin peşinden nasıl koşabilirim?" Çatık kaşlarımla küçümseyici bir şekilde baştan aşağıya süzdüm. "Ayrıca işimi sizden öğrenecek değilim. Kim oluyorsunuz da bana mesleğimi öğretiyorsunuz? Hangi vasıfla, hangi rütbeyle?" "Saygınızı aşmayın." "Siz saygınızı aşmayın! Bana beceriksiz muamelesi yapıp beni aşağılayıp sonra da bana saygısız diyemezsiniz!" Sesim gittikçe yükseliyordu. Artık dayanamıyordum. İlk işe girdiğimde de imalı bakışlarıyla karşılaşıyordum ama en azından bu kadar hadsizce konuşmuyordu. Ben alttan alıp umursamadıkça yüz bulmuştu resmen. "Sesinizin tınısına hakim olun Verda Hanım!" Sinirle ayağa kalktım. "Benim Özel Dedektif olduğumu unutuyorsunuz Akif Bey. Size bağlı alt kademeden bir çalışan değilim ben. Bana emir veremezsiniz. Bunu bilin ve ona göre davranın. Siz saygı sınırlarını aşmadığınız sürece ben gayette saygılıyım." Akif Bey tam ağzını açacağı sırada kapı çalındı. Bakışlarım kapıyı bulduğunda otuzlu yaşlarda, sarı saçlı, yeşil gözlü bir adam içeriye girdi. Vücudu ortalama derecede yapılıydı. Yüz hatları kendisini sert ve soğuk gösteriyordu. Bu adamı burada ilk defa görüyordum. "Ah, Lev hoş geldin." Akif Bey ayağa kalkıp Lev denilen adamla el sıkıştı. Lev'in gözleri kısa bir an beni buldu. "Şöyle otur lütfen. Verda Hanım, siz de öyle." Akif Bey'in hareketlerindeki değişim gözlerimden kaçmazken tek kaşımı kaldırarak oturdum. "İşte size bahsettiğim yeni ortağınız Lev Smirnov, Verda Hanım." "Ney?" Kaşlarım derinden çatılırken ağzımdan çıkana engel olamadım. Konuşmaya devam ettim. "Öncelikle bana yeni ortaktan bahsetmediniz. İkincisi, ben bu zamana kadar tek çalıştım ve tek çalışmaya da devam edeceğim." "Maalesef ki bu mümkün değil. Tek başınıza yeterli değilsiniz. Az önceki konuşmamızı bir daha tekrarlamayalım isterseniz." Bu resmen bana hakaretti. Bunca yıl tek başıma çalışmıştım. Hiçbir ortağı da kabul etmemiştim. Benim için ne kadar az kişi olursa o kadar iyiydi. Çünkü işime müdahale eden insan sayısı az olurdu. Bunu Akif Bey de çok iyi biliyordu. Daha önce de bu işe kalkışmıştı ama ben kesin bir dille reddetmiştim. Şimdi ise karşıma geçmiş emrivaki bir şekilde yanıma ortak veriyordu. Hem de yeterli olmadığımı söyleyerek! Yüzüme soğuk bir gülümseme taktım. "Haklısınız Akif Bey, bence de bir daha o konuşmayı tekrarlamayalım." Akif Bey'in yüzünde bir rahatlama ifadesi oluşurken ayağa kalktım ve çantamdan ne olur ne olmaz diye her daim yanımda taşıdığım dilekçeyi çıkardım. Bu davadan çekildiğimi ifade eden imzalı bir kağıttı. Kağıdı masanın üstüne fırlattım. "Hatta bence biz bir daha hiçbir konuşmayı tekrarlamayalım, konuyu kökten çözelim. Ben, benim kararlarıma saygı duymayan ve beni dikkate almayan bir kurumla çalışmam. Size ve yeni dedektifinize davada başarılar Akif Bey." 𝄢 𝄢 𝄢
Bölüm 6
İstifa
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.