İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 28 · 9 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 28

Ortadan Kaybolan Dedektif

Eve geldiğimiz gibi Aysun beni odaya çıkartmıştı. Kapıyı üzerime kilitleyip gitmişti. Bağırıp çağırmayı düşündüm ama daha sonra bunun hiçbir işe yaramayacağına karar verip vazgeçtim. Bu sadece bana güvenmelerini zorlaştırırdı. Benim amacım ise bana az da olsa güvenmeleri ve bana bir şeyler anlatmalarıydı.

Ellerimi göğsümde kavuşturmuş odanın içinde volta atıyordum. Oflaya puflaya dolanırken Kafamda bir plan yapmaya çalışıyordum ama daha bu odanın dışına bile çıkamazken plan yapmam çok zordu.

Aysun'un anlattıklarını düşündüm. Belki de bininci kez. İstanbul'un ne yapacağını ya da ne düşündüğünü kestiremiyordum. Aysun ve Oktay geçmişimi bilmiyordu. Ya da belki de bilmiyormuş gibi davranıyorlardı.

Elimi ağzıma götürüp esnedim. Uykum gelmişti ama belki birisi odaya girer diye uyuyamıyordum. Kaç saattir kimsenin geldiği de yoktu. içimden İstanbul bütün gece işkence yapar kesin diye geçirdim. Hem kom neden benim yanıma uğrasın ki? Eğer İstanbul gelecekse ben uyuduktan sonra gelirdi muhtemelen.

Banyoya gidip dişlerimi fırçaladım. Üstümü çoktan çıkarmıştım zaten. Odaya geri döndüğümde yorganı açıp yatağa girdim. Sadece burnum dışarıda kalacak şekilde yorganı kafama kadar çektim.

"Tez zamanda geberirsin umarım İstanbul."

𝄡

Saçlarımda hissettiğim el ile kıpırdamadım. Nefesimi tutmuş bir şekilde yatıyordum. Daha sonra İstanbul'un ne kadar dikkatli olduğu aklıma geldi ve nefesimi tutmayı bıraktım. Yavaş ve düzenli nefesler almaya başladım. İstanbul parmağına bir saç tutamını dolayıp bıraktı. Kulağımda sıcak bir nefes hissettiğimde tüylerim diken diken oldu. Sanırım bunu o da fark etmişti. Kulağıma değen dudakları hareketlendiğinde sırıttığını anlamıştım.

"Uyanık olduğunu biliyorum sinsi dedektif."

Gözlerimi açıp açmamakta kararsız kaldım. Anladığı belliydi ve eğer uzatırsam aptal durumuna düşerdim. Öte yandan uyanık olduğumu bildiğinden konuşmazdı da. Belki ben ona soru sorabilirdim.

Yavaşça gözlerimi açtım. İstanbul geri çekildiğinde hafifçe kafamı kaldırdım. Hala yatıyordum ama yüzünü daha net görüyordum. Yeşil gözleri ise her zamanki gibi parlıyordu. Yatağın ucuna oturmuş, sırtını yatak başlığına yaslamıştı.

"Günaydın demek için biraz erken dedektif."

Derin bir nefes aldım. Gözlerim kısıldı.

"Doğruyu söyle. Niye saçlarımı okşayıp duruyorsun?"

Omuz silkti. Cevap vermesini bekledim ama ağzını açmadı.

"Cevap vermeyecek misin?"

Yine bir şey demediğinde göz devirdim. Konuyu değiştirmeye karar verdim.

"Güven testini geçebildim mi bari?"

İmalı ses tonumla sorduğum soruya kıkırdadı.

"Geçtin geçtin."

"İkisini de öldürdün dimi? Niye öldürdün? Nasıl öldürdün? Nereye bıraktın cesetleri?"

İstanbul kıkırdadı.

"Soru sormayı ne kadar çok seviyorsun dedektif."

"Umarım sende sorulara cevap vermeyi seviyorsundur."

Dediğime gülse de bir şey demedi. Cevap vermeyecekti anlaşılan. Benim için daha önemli olan konuya geçtim.

"Aysun ve Oktay geçmişimi biliyor mu?"

Kafasını iki yana salladı.

"Hayır dedektif. Sadece sen, o yaşlı adam ve ben biliyoruz."

"Peki sen nereden biliyorsun? Ve neden Aysun'la Oktay'a söylemedin?"

Kaşları çatıldı.

"Senin sırrın Aysun ve Oktay'ı ilgilendirmiyor çünkü."

"Seni de ilgilendirmiyor. Ayrıca sorumdan kaçma! Sen nasıl öğrendin?"

"Öğrenemeyeceğim şey yok dedektif."

Yanaklarımı şişirerek ofladığımda güldü.

"Gerçek ismin ne?"

Bilmem anlamında dudak büktüğünde sinirle karnına vurdum.

"Bir soruma da cevap ver!"

"V ile başladığını söyledim zaten dedektif."

"Sen söylemedin, ben anladım."

"Hayır, ben söyledim. Yüzükte C ve V harfleri vardı. Sen beni denemek için V dedin ben de evet dedim. Eğer demeseydim..."

"Tamam, kes sesini."

Sinirle kafamı eğip bakışları çevirdiğimde İstanbul neredeyse kahkaha attı.

"Haklı olduğum için bana trip atamazsın dedektif."

"Seni adaletin önüne çıkardığımızda yeterince haksız olacaksın zaten."

"Adalet mi?"

Sesindeki alay kafamı tekrar kaldırıp ona bakmama sebep oldu. Bana küçümseyici bir alayla bakıyordu.

"Adalet var da benim mi haberim yok?"

Ona ne saçmalıyorsun dercesine baktım.

"Senin adalet anlayışın farklı tabi. Merak ediyorum o arkadaşların hakimleri, avukatları, polisleri de öldürdüğünü biliyor mu."

"Biliyorlar tabi."

Gözleri yorganda bir yere takıldı. Dalmış bir şekilde bir şey düşünürken kaşlarımı çatarak ona baktım. Şu an kafasının içine girip ne düşündüğünü öğrenmeyi çok isterdim.

"Sorduğum hiçbir soruya doğru düzgün cevap vermiyorsun. Ama yine de yanıma gelip sana soru sormama izin veriyorsun. Neden? Madem cevap vermeyeceksin neden yanıma geliyorsun?"

Kafasını bana çevirdi.

"Bence sorunun yanıtı yeterince açık."

"Saçlarıma zaafın mı var?"

Kaşlarımı çatarak ciddi ciddi sorduğum soruya sırıttı.

"Sorularına cevap vermeme rağmen sorularının ardı arkası kesilmiyor dedektif."

"Sorularıma tam anlamıyla cevap vermiyorsun!"

"Veriyorum. Ama sen beğenmiyorsun."

"Çünkü istediğim cevaplar değiller."

"O zaman doğru soruyu sormayı öğren dedektif."

"Gerçek ismin ne, sorusunu nasıl daha doğru sorabilirim acaba?"

"Doğru soruyu doğru zamanda sorarsan doğru cevabı alırsın."

Yüzümü buruşturdum.

"Nesin sen, filozof mu? Ya da ermiş?"

Başını geriye atarak kahkaha attı.

"Ne yazık ki değilim dedektif."

Daha sonra sanki aydınlanma yaşamış gibi gözlerini büyüttü.

"Bak, doğru soruyu doğru zamanda sorduğun için doğru cevabı aldın."

"Doğru kelimesinden nefret ettim."

"Ne güzel. Demek ki artık yanlışları seveceksin."

İmalı bir şekilde göz kırptığında ona bayık bir bakış atıp kafamı çevirdim. Aslında sormak istediğim çok soru vardı ama hiçbirine cevap vermiyordu. Bir yandan moralim bozuluyor diğer yandan da sinirim bozuluyordu. Yine de son kez şansımı denedim.

"Senin yüzünü gördüm. Sesini de duydum. Bana vereceğin görevler bittikten sonra ne olacak? Seni ele vermemden korkmuyor musun?"

Sustuğunda cevap vermeyeceğini düşündüm. Daha fazla sabrım kalmadığından sertçe yatakta ona sırtımı döndüm. Şerefsiz hiçbir soruma cevap vermiyor it!

Yanımdan kalktığını hissettim.

"Gelecek değişkendir dedektif. Ne olacağını zaman gösterecek. Belki de bu sorunun cevabını ben söylemeden kendin öğrenirsin."

Ağzının ortasına bir tane çarpacağım.

Odadan çıkarken ani bir hareketle dönüp kapıya baktım.

"Hayret! Bu sefer ağzıma bez dayayıp beni eterle bayıltmadın."

Bana dönüp sırıttı. Daha sonra kapıyı üstüme kapattı. Kilit sesini duyduğumda neredeyse yatağımda tepiniyordum. Geri zekalı, aptal, salak, ruh hastası, psikopat, piç!

"Nefret ediyorum senden!"

𝄡

Gözlerimi açtığımda yorgunlukla geri kapatmam saniyelerimi bile almadı. Yorgana biraz daha sokuldum. Sıcak yorganın içinden çıkasım yoktu. Gece de uyuyamamıştım.

Kapımın açıldığını duyduğumda kafamı kaldırmadım. Adım sesleri yanıma kadar geldi. Komodine bir şey bırakıldı. Daha sonra saçlarımda bir el hissettim. İstanbul saçlarımla kısa bir süre oynayıp odadan çıktı. Kilit sesini duyduğumda kafamı zar zor kaldırıp komodine baktım. Kahvaltı tepsisi idi.

"Bazen cani bir seri katil olduğunu unutuyor galiba."

Tepside her şeyden fazla fazla vardı. Ve hepsi en sevdiğim şeylerdi. Peynir çeşidine kadar! Bu kadar nezaket fazlaydı. Hayatımda çok kez kaçırılmadım elbette ama bir rehineye bu şekilde davranılması görülecek şey değildi. Mantıklı hiç değildi. Konu İstanbul olunca mantık aramayı bırakmam gerekiyordu.

Uykum kaçtığından ötürü oflayarak yataktan kalktım. Sıcak yataktan çıkınca üşüme gelmişti. Sırtımı yatak başlığına yaslayıp tepsiyi kucağıma koydum. Karnım pek de aç olmadığı için fazla bir şey yemeden tekrar tepsiyi komodine bıraktım.

Derin bir nefes vererek odayı inceledim. Yapacak bir şey yoktu. Dışarı da çıkamıyordum. Burada tutsak gibiydim. Hatta gibi değil direk öyleydim.

Ellerimi saçlarıma götürdüm. Önden bir tutam alıp gelişigüzel örmeye başladım. Gözümü yorgana dikmiş bir şeyler düşünüyor ama ne düşündüğümü bilmiyordum. Garip bir duyguydu. Birçok soru olup hiçbirine cevap alamayınca böyle boşluğa düşüyordum.

Kapı bir anda açıldığında dalgınlıkla yerimden sıçradım. İçeriye kimin girdiğine baktığımda Aysun olduğunu gördüm. Gülümseyerek kapıyı kapatıp yanıma geldi.

"Günaydın. Nasılsın?"

Sevecen sesiyle kaşlarımı çatmamak için kendimi zor tuttum.

"Günaydın. İyi gibi. Sen?"

"Ben de iyiyim."

Kaşlarıyla tepsiyi işaret etti.

"Neredeyse hiçbir şey yememişsin."

"Aç hissetmiyorum."

"Sen de benim gibi hemen uyanınca yemek yiyemiyorsun."

Sevecen yüzü değişip yerine bıkkınlık geldi. Göz devirerek konuştu.

"Oktay olacak hayvan iki eli kanda olsa yemek yiyeceği için mecbur bu saatte yapıyoruz kahvaltıyı. On kere sofra kur sofra topla, uğraşamam. Gerçi benden çok şey uğraşıyor."

O 'şey'in İstanbul olduğunu biliyordum. Adıyla seslenmemesini anlıyordum ama neden İstanbul demiyordu?

"Neden bana nazik davranıyorsun?"

"Çünkü burada hapissin. Tutsaksın, rehinsin. Sana acımıyorum ama bir odaya tıkılı kalmak çekilecek çile değil. Ayrıca seni anlıyorum da. Bizden nefret etmekte haklısın. Senin yerinde ben olsam ben de nefret ederdim." Gülümseyerek konuşmaya devam etti.

"Sen yine de bu halime çok alışma. Oktay'ın haklı olduğu tek konu bu. Psikiyatr olabilirim ama delinin tekiyimdir. Zaman geçtikçe ve birbirimize az da olsa alıştıkça gerçek yüzümü görürsün. Ya da az çok fikir sahibi olursun."

Aysun'un dedikleri ile kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.

"Psikiyatr mı?"

Heyecanla kafasını salladı. Daha sonra alayla güldü.

"Beklemiyordun dimi?"

"Azıcık İstanbul'a el atsan keşke."

Şakayla karışık dediğim şeyle kahkaha attı.

"O benim ilk hastam zaten."

"Bütün öğrendiklerini onun üzerinde mi denedin?"

Cıkladı.

"O yeterince psikopattı. Daha fazla üzerinde deneme yaparak bozmak istemedim. Oktay bunun için daha müsaitti. Ama ilk ciddi hastam o idi."

Bilmiş bir edayla saçını savurdu.

"Hem benden iyisini mi bulacak?"

"Neden ona İstanbul demek yerine 'O' diyorsun?"

"İstanbul onun katil ismi. Cani, psikopat, ruh hastası. Bu hali olan ismi İstanbul. Ne ben ne de Oktay onu bu şekilde görüyoruz. Tamam, pek de normal değil ama normal dediğin nedir ki zaten? Toplumun sürekli yaptığı hareketlere normal diyorlar. Aslında normal değil, sadece herkes ona alışmış. Alışkanlıkları normal sanıyorlar."

Tek kaşımı kaldırdım. Ağzımı açıp cevap vermek istedim ama son anda vazgeçtim.

"Gerçek ismi V ile başlıyor dimi?"

"Evet."

"İkinci harfini söylesen bari, olmaz mı?"

Kafasını iki yana salladı.

"Olmaz."

Ofladım. Aysun da sorularıma cevap vermiyordu. Yine de bir bakıma onun hakkında bir şeyler öğrenebiliyordum en azından.

"Sabah haberlerde sen vardın."

Aysun'un dediği ile hızla kafamı kaldırdım.

"Bütün kanallar seni gösteriyor, 'Ortadan Kaybolan Dedektif'. Sosyal medyada kaçtığına dair söylentiler var. Haberin olsun, ana bacı sövmüşler. Yedi ceddini, sülaleni falan değil sadece. Çok yaratıcı küfürler de var."

Kaşlarım çatıldı.

"Kaçırıldığım çok belli değil mi? Kamera kayıtları yok mu?"

"Artık yok." Aysun sırıttığında ne olduğunu anlamıştım. Çünkü aynısını boğazda yaşamıştım.

"O bütün görüntüleri sildi."

"Görgü tanığı?"

Aysun göz devirdi.

"Herkes canını kurtarma peşindeydi. Sence kime, ne oluyor dikkat ederler mi?"

Zar zor yutkundum. Haberleri annem de izliyordu. Beni mutlaka görmüştü. Kim bilir şu an ne haldeydi.

"Saldırıyı siz düzenlemediniz değil mi?"

Aysun yüzünü buruşturdu.

"Tabi ki hayır! Kendimizi bu şekilde ortaya atacak kadar geri zekalı değiliz. Oktay belki ama ben ve o değil. Her neyse. Saldırının olacağını biliyorduk. Amaç seni öldürmekti. Elbette ki bunu da biliyorduk. O dedi ki Büyük Gün biraz erkenden gelsin o zaman. Ve seni kurtardık."

Kafamı düşünceli bir şekilde belli belirsiz salladım. Fakat Aysun'un beklenti dolu bakışları ile ne oldu dercesine ona baktım.

"Teşekkür yok mu?"

Burnumdan alayla nefes verdim.

"Teşekkür mü etmeliyim?"

Aysun dudak bükerek omuz silkti.

"Yani biz olmasaydık muhtemelen ölmüştün. Hatta muhtemelen değil, kesin!"

Cevap vermedim. Yapacağım en son şey onlara teşekkür etmekti. Kafamda onlardan daha önemli kişiler vardı. Annem gibi, Afra gibi. Ya da Aslan. Acaba şu an ne yapıyordur? Beni arıyordur muhtemelen. Ama onun halini kendi gözlerimle görmek isterdim. Peki ya Afra? Hastanede serum yediğine yüzde yüz emindim. Ama annem için bir şey söylemiyordum. Ve bu beni daha da endişelendiriyordu.

"Saldırıyı kim düzenledi? Kim, neden beni öldürmek istedi?"

"Demek ki birilerinin canını fena sıkmışsın."

"Kimin ama?"

Sinirlenmeye başlıyordum. Benim bu hayatta babam ve ağabeyimden başka kimseye zararım dokunmamıştı.

"Bilemiyorum. O bizle her şeyi paylaşmıyor. Kendince bizi koruyor. Bu yüzden bana sorma."

Sıkıntılı bir nefes verdim.

"Sanki ona sorsam çok mu farklı? O da cevap vermiyor. Ruh hastası şerefsiz!"

Aysun neşeyle kıkırdadı. Arkadaşına hakaret etmem onu epey eğlendirmişti anlaşılan.

"Neyse, benim gitmem gerekiyor. Yanına uğrarım sonra."

Yataktan kalkıp odadan çıktı. Kapıyı kapatıp kilitledi ve beni dipsiz kuyu gibi olan sorularımla yalnız başıma bıraktı. Kafamda çok fazla soru işareti vardı ama bunların en önemlisi annemdi.

Annem şu an ne haldeydi?

𝄢𝄢𝄢

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.