İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 27 · 17 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 27

Güven Testi

Arabanın içinde çalan yüksek sesli müzik beynimi deliyordu. Oktay'ın bağıra bağıra şarkıyı söylemesi de ayrı bir işkenceydi. Zaten çalan şarkı tarzım da değildi.

"Seninle planı konuşalım mı dedektif?"

Yanımda oturan İstanbul'a çevirdim kafamı. Sesini duymak istemiyordum ama Oktay'ın sesinden iyidir diye düşündüm.

"Anlat."

"İsmin Burcu Şen. Zengin bir ailenin şımarık kızısın. Baban ve annen yurt dışında olduğundan onları temsil etmek için partiye sen gidiyorsun. Baban Cenk Şen, annen de Filiz Şen."

İstanbul cebinden telefonunu çıkardı ve birkaç tuşa basıp ekranı bana gösterdi. Bir aile fotoğrafıydı.

"Ortadaki doğum günü çocuğu. Sağındaki babası ve solundaki annesi. Anne partide olmayacak. Baba da toplantısından ötürü geç gelecek. Doğum günü çocuğunu ise gördüğün an tanırsın."

Telefonun ekranını yana kaydırıp bir adamın fotoğrafını açtı.

"Bu Hakan Garip. Şüphelendiğim kişiler listesinde bir numarada. Fazla alkol almaz ve eşine beklenmedik bir şekilde fazlasıyla sadık. Bu yüzden işin zorlaşabilir ama nasılsa yalan konusunda doktoran var."

Bana soktuğu laf ile ters ters ona baktım. O ise sırıtarak başka bir adamın fotoğrafını açtı.

"Bu adam Ömer Öztürk. Nişanlı ama her gece başka bir kadınla işi pişiriyor. Alkolün dozunu hiçbir zaman ayarlayamaz ve zırıl zırıl sarhoştur. Bunu kolayca avucunun arasına alırsın."

Başka bir fotoğrafa geçtiğinde bu sefer ekranda bir kadın vardı.

"Hayal Öner. Kendisinin daha öncesinde bir mafya için ajanlık yaptığına dair elimde bilgiler var. Hakan'dan sonra en yüksek ihtimal bu kadın."

Sırayla ekranı kaydırıp sürekli birilerini anlatırken gergindim. Yüzlerine bakınca bile yeraltının bir parçası oldukları anlaşılıyordu. Fakat beni geren bu değildi. Beni geren haini bulup bulamayacağımdı. Çünkü onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. İstanbul'un anlattıkları yeterli değildi. Benim onları tanımam gerekiyordu. Hem neden tanımadıkları bir kadına durduk yere bir şeyler anlatsınlar ki? Benimle konuşacaklarını bile sanmıyordum.

"Hepsi bu kadar dedektif. Bu sekiz kişiyi sorguladığın zaman görevin bitiyor."

"Bu, o kadar kolay değil. Yaptığımız iş çok saçma. Senin bana anlattıklarınla haini bulamam."

"Alt tarafı ağızlarından laf almaya çalışacaksın dedektif."

"Daha onlarla ne konuşacağımı bile bilmiyorum! Ayrıca tanımadıkları bir insana neden işlerini anlatsınlar?"

"Kız doğruyu söylüyor."

Aysun sesini yükselterek konuştuğunda kafamı ona çevirdim. Aysun sinirle bağırarak şarkı söyleyen Oktay'a baktı ve radyoyu kapattı. Oktay kaşlarını çatmış bir şekilde kafasını Aysun'a çevirdi.

"Ne yapıyorsun ya?"

"Kendi sesimi bile duyamıyorum ahmak!"

"Ben de sizin sesinizi duymak istemiyorum. Ne için müzik son ses açık sanıyorsun?"

"Ay, paşama bak! Sesimizi duymak istemiyormuş! Defol git o zaman!"

Oktay tam ağzını açmıştı ki Aysun eliyle ağzını kapattı. Kafasını arkaya çevirip benimle göz göze geldi.

"Sana bir kulaklık takacağız ve söylediğimiz soruları sen karşındaki kişiye soracaksın."

Kaşlarım çatıldı.

"Bunu siz de tek başınıza yapabilirdiniz. Bana ihtiyacınız yok."

"Şimdilik yok. İlk görevin için basit bir şeyler seçtik dedektif."

İstanbul'un dediğiyle dizine yumruk attım.

"Kes sesini! Seni boğmamak için kendimi zor tutuyorum."

"Kız sinsirella! Arkadaşımdan uzak dur, alırım ayağımın altına seni!"

"Kimi alıyorsun lan ayağının altına?"

"Ay parçam, ben sana mı diyorum? Şu kenafir gözlü sinsirellaya diyorum!"

Tam ağzımı açmıştım ki İstanbul'da dahil oldu.

"Düzgün konuş dedektifle."

Bu sefer sinirli bakışlarımı İstanbul'a çevirdim.

"İstediği gibi konuşur, sana ne?"

İstanbul'un tek kaşı kalkarken Oktay kahkaha atmıştı.

"Ne oldu lan? Dedektif benim tarafımda! Kudurun!"

Sırtımı sertçe koltuğa bıraktım. Aysun ve Oktay önde tartışmaya devam ederken kafamı cama yaslayıp dışarıyı seyretmeye başladım. Şu anda sıcak evimde uyuyor olabilirdim. Ya da film izlerdim. Ama onun yerine bu üç psikopat insanla bir partiye gidiyordum.

Sesli bir şekilde ofladım fakat araba o kadar gürültülüydü ki kendi sesimi bile duyamamıştım. Oktay hem arabayı kullanıyor hem de Aysun'a laf atıyordu.

"Bak senin yüzünden kaza yapacağım, bir sus!"

"Pardon? Benim yüzümden mi? Ulan madem araba kullanmayı beceremeyeceksin niye sürücü koltuğuna oturdun?"

Aysun'a kısa bir bakış attım. Bu kadın benimle konuşurken fazlasıyla sakin ve sevecendi. Ama Oktay ile konuşurken sakin halinden eser yoktu. İstanbul ile birebir konuşmalarını duymamıştım henüz. Acaba onunla nasıl konuşuyordu?

"Bak sinsirella bak,"

Kafamı kaldırdığımda Oktay'ın dikiz aynasından bana baktığını gördüm.

"Bu Aysun cadısı var ya, bir tek sana iyi davranıyor. Gör hele bak gerçek yüzünü."

"Nankör!"

Aysun, Oktay'ın kafasına vurduğunda Oktay neredeyse kahkaha attı.

"Sinirlenme ay parçam."

Oktay tekrardan dikiz aynasından bana baktı ve fısıldayarak konuştu.

"Sana gösterdiği melek yüzüne kanma. İçinde bir şeytan yatıyor."

Aysun ona göz devirdi ama cevap vermedi. Ben de ifadesiz bir şekilde Oktay'a bakıp kafamı çevirdim. Bir an önce şu aptal parti yerine varmak istiyordum.

"Ne kadar kaldı?"

"Geldik sayılır."

İstanbul elini ceketinin içine attı ve küçük bir aygıt çıkardı. Kulağıma takmak için hareketlendiğinde ona fırsat vermeden elinden aldım ve küçük şeyi kulağımın içine soktum. Daha önce de bunlardan kullandığım için biliyordum. Düğmesine bastığımda çıkan sesle kulağım çınladı. Yüzümü buruşturdum. Bu lanet çınlamayı hiç özlememiştim.

Yaklaşık on dakika sonra araba bir clubın önünde durdu.

"Evet beyler ve hanımlar, son durağımıza gelmiş bulunmaktayız. Lütfen ininiz."

Aysun altın renkli ve simli bir kürk attı.

"Üşüme diye."

"Teşekkürler."

Kürkü omuzlarıma atıp arabanın kapısını açtım. Soğuk hava yüzüme vurduğunda içimden Aysun'a tekrar teşekkür ettim. İlk izlenime göre aralarında en normali Aysun idi. Ama aralarında. Arkama dönüp İstanbul'a baktım.

"Sen gelmiyor musun?"

"Ben partiye sonradan dahil olacağım dedektif."

Cümlesini bitirir bitirmez kapıyı kapattım ve cluba doğru yürümeye başladım. Güvenlikten geçip içeriye girdiğimde kulağımda sesler duymaya başladım.

"Bir, iki, üç deneme. Sinsirella beni duyuyor musun?"

"Ver şunu seni aptal!"

"Bugün bana çok fazla hakaret ettin ay parçam. Seni hep bu sinsirella etkiliyor dimi?"

Kahretsin! Eğer bunlar sürekli böyle atışacaksa ben bitmiştim. Gece bitene kadar kulağım sağır olurdu.

"Atışmayı bırakın. Başlıyoruz."

İstanbul kıkırdamaya başladı.

"Hazır mısın dedektif? Önce kendine güzel bir kokteyl söyle. Senin de eğlenmen önemli. Deli gibi dans et ve avımızı avucunun arasına al."

Derin bir nefes aldım ve yüzüme neşeli bir gülümseme taktım. Bar kısmına doğru yürüdüm ve sandalyelerden birine oturdum. Barmen hemen yanıma yanaşmıştı.

"Siparişinizi alayım hanımefendi?"

"Kırmızı şarap."

"Hemen geliyor."

Adam şarabımı hazırlarken etrafı inceliyordum. Daha şimdiden zırıl zırıl sarhoş olanlar vardı. Herkes deli gibi dans edip eğleniyordu.

Kalabalığın arasında bir yüz gördüm. Çakma sarı saçlı, zayıf bir çocuktu. En fazla yirmi yaşındaydı. Elinde bir bira şişesi ile kendi etrafında kahkaha atarak dönüyordu. Başında da bir taç vardı. Tacın üstündeki yazı tam olarak anlaşılmıyordu ama bu çocuğun, doğum günü çocuğu olduğu kesindi. İstanbul'un dediği gibi ilk görüşte tanımıştım.

Çocuğun etrafında tiplerinden bile belli olan belalı yaşıtları vardı. Hepsi yüksek sesle gülüp kahkaha atıyordu. Yüzümü değiştirmemek için kendimi zor tuttum. Fazla aptal görünüyorlardı. Ee, baba mafya olup zengin olunca her istedikleri oluyordu.

Bir an kendi babamı düşündüm. Eğer bana babalık yapabilseydi ben de bu şekilde şımarır mıydım?

Kafamı iki yana sallayarak bu düşünceyi kafamdan attım. Babam beni sevse bile ben bu kadar şımarmazdım. Kaldı ki, babamın beni sevme ihtimali de sıfırdan azdı.

Önüme şarap bardağı itildiğinde kafamı çevirdim. Gülümseyerek bardağı alıp bir yudum aldım. Eskitme şaraplardan olduğu belliydi. Tadı enfesti. Bardağı hafifçe döndürerek şarabın hareket etmesini sağladım. Şarap kırmızısı kesinlikle kırmızının en güzel tonuydu.

Mikrofonun boğuk sesini duyduğumda arkama döndüm. Yaşlı ama dimdik duran bir adam sahneye çıkmıştı.

"Değerli misafirler,"

Adamın sesi herkesi susturdu. Müzik durdu ve insanlar bakışlarını adama çevirdi.

"Bugün benimle birlikte bu özel günü kutladığınız için çok teşekkür ederim. Bildiğiniz üzere bugün biricik oğlumun doğum günü. İlk göz ağrım. Beni baba yapan evladımın doğum günü."

Yaşlı adam derin bir nefes aldı. Gözlerimi kıstım. Oğlunu gerçekten seviyor gibiydi. Eğer rol yapıyorsa oyunculuğu muhteşemdi.

Adam çok da uzun olmayan duygusal bir konuşma yaptı. Açıkçası bir yerden sonra onu dinlemeyi bıraktım ve kalabalığı seyrettim. Gözüme sekiz kişiden birini kestirmeye çalışıyordum. O sırada arkamda hissettiğim nefesle yerimden sıçradım. Hızlıca arkamı döndüğümde bir adamın saçlarımı kokladığını gördüm. Simasını hemen tanıdım Ömer Öztürk. Yüzümdeki iğrenme ifadesini hemen silip yerine gevşek bir gülümseme takındım.

"Merhaba güzellik."

Alkol ve sigara kokusu birbirine karışmıştı ve berbat kokuyordu. Yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutuyordum ama resmen nefes alamıyordum.

"Adın ne bakalım güzelim?"

Ağzımı yaya yaya konuştum.

"Burcu. Seninki ne?"

"Ömer bebeğim."

Bedenimi süzüp durdu.

"Taş gibi bebeksin."

Sakin ol Verda. Sakin ol.

"Dedektif, ailen öldürülmüş gibi davran. Kimin öldürdüğünü bilmiyorum, çok üzgünüm. Ve ağlamaya başla."

Sanırsın yönetmen! Ayrıca benim ailem yurt dışındaydı? Derin bir nefes aldım. Sorgulamayacağım. Dediğini yapıp kafamı eğdim. Kendimi ağlamaya zorlarken bir el çenemden tutup kafamı kaldırdım.

"Ne oldu bebeğim niye üzüldün?"

Yüzü yüzüme çok yakındı ve ben alkol kokusunu daha çok alıyordum. Ömer'den uzaklaşmak için kafamı çevirdim ve sesli bir şekilde ağlamaya başladım.

"Ailem öldürüldü."

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Dışarıdan nasıl görünüyordum bilmiyorum ama omuzlarımın sarsılması bana fazlasıyla yapay geliyordu.

"Kimin öldürdüğünü bilmiyorum. Normalde onlar bu partiye gelecekti."

"Ah bebeğim üzülme. Ben sana aile olurum."

Yavşak!

"Oha lan adamın nişanlısı var çüş!"

Kulaklıktan gelen Oktay'ın sesine hak verdim. Yavşak desem yavşağa hakaretti resmen.

"Birisi onları öldürdü. Ve kim bilmiyorum. Ama eminim ki bu partideler."

Daha çok ağladım.

"Bana onları bulmamda yardımcı olur musun?"

Ömer denen şerefsiz pis pis sırıttı.

"Her şeyin bir karşılığı vardır bebeğim."

"Ne istersen yaparım."

"Ne istersem?"

"Evet!"

Küfürlerim çok yetersiz kalıyor lanet olsun!

"Anlaştık prenses. Hemen geliyorum."

Sarsak adımlarla yanımdan uzaklaştığında öğürmemek için kendimi zor tuttum. Hızlıca yerimden kalktım ve partiyi dolaşmaya başladım. Şansıma direk Emre denen herifle karşılaşmıştım.

"Selam!"

Enerjik bir şekilde yanına oturduğumda bana tek kaşını kaldırdı.

"Havamda değilim."

Kaşlarım çatıldı. Ne demek istediğini anladığımda ona belli etmeden derin bir nefes verdim. Ben senin havana bir sıçarım..!

"Beni yanlış anladın. Sadece partide sohbet edecek birilerini arıyordum."

"Ne sohbet edeceksin benimle?"

Kulaklığım cızırdadı.

"Eski sevgilin Büşra'nın en yakın arkadaşıyım."

İstanbul'un dediğinin aynısını tekrar ettiğimde Emre'nin kaşları çatıldı.

"Yani?"

"Onu aldattığını biliyorum. Senden ayrıldı. Bu yüzden mi havanda değilsin?"

"Madem beni tanıyorsun, en yakın arkadaşının sevgilisiyle yatacak kadar karaktersiz misin?"

Ters bir laf etmemek için kendimi zor tuttum.

"O anlamda demiyorum. Kendin dedin havanda olmadığını. Merak ettiğim için soruyorum, nedeni bu mu?"

Emre derin bir nefes verdi.

"Evet, bu."

Önüne dönüp rakısından bir yudum aldı. Bense ne diyeceğimi düşünüyordum. Yaptığım iş iş değildi! Çok saçmaydı!

"Bence biraz kafanı dağıtmaya ihtiyacın var."

Elimle etrafı gösterdim.

"Herkes deliler gibi eğleniyor. Eminim ki eski sevgilin de eğleniyordur. Neden sen de eğlenmeyesin?"

Emre etrafa baktı. Tekrar rakısından bir yudum aldı.

"Haklısın ama elimde değil. Onu çok seviyorum."

Aldatmasaydın o zaman yüzsüze bak!

"Kalk oradan dedektif. Bir şey çıkmayacak bundan."

"Pekala. Ben gideyim."

Elini sanki beni kovarmış gibi salladı. O elini kırma fikri, çık aklımdan.

Ben partiyi dolaşıp tanıdık bir yüz görmeye çalışırken kulaklığım cızırdayıp duruyordu.

"Biraz hızlan dedektif. Hakan Garip'i bul ve onunla da konuş. Daha sonra tekrar Ömer'i bul. Onu yukarıdaki odalardan birine çıkart. Gerçi kilitli olmayan tek bir oda var. O odaya Ömer'i sok ve daha sonra da çık."

Pezevenk sanki çok kolay bir şey istiyor. Ayrıca ne yapacaktı Ömer'i? Haini anlamış mıydı? Ama daha sadece iki kişiyle konuşmuştum. Hem anlamış olsa burada olmazdım zaten. Çıkıp gitmiştim çoktan.

Dalgın dalgın dolanırken bir kadına çarptım.

"Önüne baksana be!"

"Pardon."

Kadının siması ile gözlerim kısıldı. Ama o çoktan benden uzaklaşmıştı. Hızlıca onu takip etmeye başladım. Hayal Öner'i bulmuştum.

Kadın bar masalarından birine oturdu ve renkli bir içki söyledi. Suratı beş karıştı ve aksi olduğu her halinden belliydi.

Yanına gidip karşısına oturdum. Tek kaşını kaldırarak bana baktı.

"Hayırdır?"

Gözlerimi doldurdum.

"Şey, ben burada biraz yalnızım da. Ailem gelemedi. Tanıdığım kimse de yok."

"Ben senin arkadaşın olabilecek biri değilim."

"Kendime arkadaş aramıyorum zaten. Sadece bu gecelik birinin bana eşlik etmesi gerekiyor."

Lafımın yarısını dinlemeden göz devirerek kafasını başka bir yöne çevirdi. Etrafa gözleri kısık bir şekilde çok dikkatli bakıyordu. Sanki bir şey arıyor gibiydi.

"Ne bakıyorsun?"

Kafasını çevirmeden sorduğu soruyla şaşırdım.

"Hiç. Konuşmanı bekliyorum."

"Ne konuşayım?"

Ters ters bana döndü. Omuz silktim.

"Neden keyfin yok?"

"Neden keyfim olsun?"

"Çünkü partideyiz."

"O zaman senin neden keyfin yok?"

"Çünkü tanıdığım kimse yok."

Hızlı hızlı birbirimize cevap verirken kadının bu kadar ters olması sinirimi bozmaya başlamıştı.

"Ne yapıyorsan yap."

Sandalyeden kalktı ve hışımla yanımdan uzaklaştı. Bense derin bir nefes verip alnımı sıvazladım. Tanrım, beni kurtar lütfen!

"Karalar bağlama hemen dedektif. İstersen..."

"Kes sesini!"

Sinirli ama sessizce çıkan sesimle İstanbul kıkırdadı.

"Sakin ol dedektif, sinirlenme bu kadar. İlk işinin aksiyon dolu, ölüm kalım meselesi olmasını beklemiyordun herhalde."

"Ben hiçbir zaman bunu beklemiyorum seni aptal!"

"Pardon? Bir şey mi dediniz?"

Duyduğum sesle kafamı kaldırdım. Yanımdaki barmen bana dik dik bakıyordu. Sarhoşmuş gibi davrandım.

"Hayır neden durduk yere 'bir şey' diyeyim? Ben başka bir şey dedim."

Ağzımı yaya yaya konuşmam, abartı el hareketlerim ve bayık gözlerim barmeni ikna etmiş olacak ki beni kafa sallayarak geçiştirdi ve tekrar işinin başına döndü.

"Az kalsın yakalanıyorduk dedektif. Bir daha bana cevap verme."

Emrine amadeyim paşam.

"Artık Hakan'ı ya da Ömer'i bul dedektif."

Kulaklığı kulağımdan çekip atasım vardı.

"Güzellik!"

Arkamdan Ömer'in sesini duyduğumda kafamı çevirdim. Hemen yüzüme heyecanlı bir gülümseme taktım.

"Ömer! Buldun mu kim olduğunu?"

Enerjik sesimden sonra elini belime doladı.

"Ben dediğimi yaptım sıra sende."

Öpmek için eğildiğinde sanki kahkaha atıyormuş gibi yapıp kafamı çevirdim. Oysaki hiç kahkaha atacak halde değildim. Uzun zamandır ilk defa korkuyu hissediyordum.

"Belasını sikeceğim!"

İstanbul'un bağıran sesini kulaklığımda duydum. Daha sonra Oktay'ın sesi geldi.

"Sinsirella, çabuk Ömer'i yukarıdaki odaya götür. Çabuk."

"Beni takip et."

Elini belimden çekip yürümeye başladım. Sarsak adımlarla beni takip ediyordu. Barın üst katına çıktığımızda buraya müzik sesi daha boğuk geliyordu. İnleme sesleri ve arkamdan gelen pislik beni gittikçe daha da korkutuyordu. Karnım korkudan kasılmıştı ve her an ağlayacak gibi hissediyordum. İstanbul'a güvenmiyordum. Belki de bu da oyunun bir parçasıydı. Neden odaya götürmemi istemişti? Amacı neydi? Ya beni bu adamla odaya kilitlerse?

Bacaklarım titrerken artık yürümekte zorlanıyordum. Kapıları sırayla denedim. Hepsi kilitliydi. Ben kapıları denerken Ömer denen piç kurusu sırnaşıp duruyordu.

"Bebeğim benim."

Sakin ol Verda. Sakin ol Verda.

En sonunda bir kapı açıldığında Ömer'e baktım. Bir anda belimden tutup beni odaya çekmesi ile ağzımdan küçük bir çığlık koptu. Ömer iki elini de belime sarmıştı.

"Şşş, bir şey yok bebeğim."

Daha fazla dayanamadım. Ben tam suratına yumruk atmak için hazırlanırken bir anda kapı gürültüyle açıldı. İkimizin de bakışları oraya döndü.

"Burası dolu birader."

İstanbul bir belimdeki ellere bir de Ömer'e baktı. Daha sonra ben daha ne olduğunu anlamadan Ömer yeri boyladı. Gözlerim pörtlemiş bir şekilde iki adım geriye çekildim. Bir İstanbul'a bir de yerde baygın yatan Ömer'e baktım. Yüzüne yumruk attığını anca şimdi kavrayabiliyordum.

Yerde burnu kan içinde yatan Ömer'den başımı kaldırıp İstanbul'a baktım. Gözlerinde gördüğüm ifade öfke değildi. Öfkenin daha üstüydü. Bakışları bir psikopat olduğunu kanıtlıyordu.

"Esma!"

İçeriye resmen kükreyerek başka bir adam girdi. Kaşlarım çatıldı. Bu Hakan Garip idi. O da kaşlarını çatarak bana baktı. İstanbul arkasına döndü. İki adımda Hakan'ın yanına ulaşıp yüzüne kafa attı. Yerimden sıçradım. Ben nefes bile alamazken İstanbul gayet soğukkanlılıkla Hakan'ın baygın bedenini içeriye taşıdı. Daha sonra kapıyı arkasından kapatıp iki elini de beline koydu. Yerdeki iki baygın adama uzun uzun baktı. Bense hala hem şoktan hem de korkudan hareket edemiyordum.

İstanbul'un bakışları beni buldu. Bana doğru bir adım attığında hızlıca geriye çekildim ve elimi durması için kaldırdım.

"Sakın bana yaklaşma."

İstanbul adım atmayı bıraktı. Derin bir nefes aldı ve gözleriyle beni incelemeye başladı.

"Sana bir zarar verdi mi?"

Ağzımdan alaylı bir 'Hah' sesi çıktı.

"Bunu soruyor musun gerçekten? Bu kadar umursuyor musun?"

İstanbul tam ağzını açmıştı ki tekrar kapı açıldı. Bu sefer içeriye Oktay girdi.

"Acele etmemiz lazım. Güvenlikler bir anda arttı. Bizden kaynaklı mı bilmiyorum ama bir şeyden şüphelendikleri kesin."

Oktay kurduğu kelimelere nazaran sesi ve tavırları çok sakindi. İstanbul kaşlarını çattı. Kafasını bana çevirdi.

"Dümdüz ilerle sonra merdivenlerden aşağıya in dedektif. Barın arka kapısı orada. Hemen kapının önünde Aysun seni bekliyor."

Karşı çıkmak istedim. Ya da en azından ağzımı açıp bir şeyler söylemek istedim ama ne diyeceğimi bilemedim. İkisine de iğrenen bakışlar atıp odadan çıktım. Dediği gibi dümdüz ilerlemeye başladım.

Hala kalbim güm güm atıyordu. Derin nefesler almaya başladım. Ne düşüneceğimi bile bilmiyordum. Aklıma sürekli İstanbul'un o gözleri geliyordu. Bakışları korkunçtu. Tarif edemeyeceğim kadar korkunçtu. Ayrıca çok hızlıydı. Ne olduğunu anlayamamıştım bile.

Kapıyı gördüğümde hızlıca kulpu çevirip çıktım. Karşımda buraya gelirken bindiğimiz araba vardı. Hızlıca arabaya yürüyüp kapıyı açtım. İçeriye bindiğimde ardımdan kapıyı kapattım. Bu sefer Aysun sürücü koltuğundaydı. Aynadan bana baktı.

"Nasıl geçti?"

Daha fazla sessiz kalamadım.

"Nasıl mı geçti? Sınavdan mı çıktım babasını satayım, ney nasıl geçti!? Gerçi doğru, sınavdan çıktım. Bu başıma gelenlerin hepsi benim sınavım!"

Ben arabanın içinde bağırırken Aysun arabayı çalıştırmıştı. Gaza basıp bardan uzaklaşmaya başladığında kaşlarımı çattım.

"İstanbul ve Oktay'ı beklemeyecek miyiz?"

Aysun kafasını iki yana salladı.

"Hayır. Onlar başka bir arabayla gelecek. Biz seninle erkenden gidiyoruz her ihtimale karşı. Aslında erken de sayılmaz. İşimiz bitti."

"Ne yapacağız şimdi? Nereye gidiyoruz?"

Aysun omuz silkti.

"Eve gidiyoruz."

"Bu kadar mı yani? Bitti mi ilk görev? Kaç görev var ki?"

Ardı ardına sorduğum sorularla Aysun kıkırdadı.

"Sana bir gerçeği söylememi ister misin?"

Kaşlarımı çattım. Öne doğru eğilerek Aysun'a daha çok yaklaştım.

"Ne gerçeği?"

Aysun bana yandan bir bakış attı.

"Bu senin ilk görevin değildi."

Kaşlarım daha da çatıldı.

"Ne? Ne demek ilk görevin değildi?" Yüzümü buruşturarak ekleme yaptım.

"Ne yaptınız gene? O psikopat ne dedi? Bu sefer nasıl bir bit yeniği var bu işin içinde?"

Aysun dediklerime gür bir kahkaha attı.

"Aslında onunla bir alakası yok. Hepsi benim başımın altından çıktı."

Aysun gülmeye devam ederken bense hala yüzümdeki aynı ifadeyle suratına bakıyordum.

"Bak, seni tehdit ediyor olabilir -açıkçası neyle tehdit ettiğini bilmiyorum- ama ne kadar tehdit etse de bizi ele verme ihtimalin var. Bunu hiçbirimiz göze alamayız. Normalde bu akşamki planda sen yoktun. Senin yerine ben halledecektim ama sonradan dedim ki, bence biz bu kızı bir test etmeliyiz."

"Niye? Denek miyim ben?"

"Biz haini de Ömer'i de biliyorduk. Hain zaten Hakan işte. Ömer desen şerefsizin teki. İkisini de tuzağa düşürüp öldürecektik. Birkaç hafta önce Hakan'a karısının arkasından iş çevirdiğini ve onu aldattığına dair mesajlar atıp onu doldurduk. Seni de bilerek bu kılığa soktuk. Hakan karısına çok bağlı ve seni karısına benzettik. Sen Ömer ile üst kata çıkarken sizi görmesini sağladık. Bu şekilde hem Ömer odanın içinde kısılı kalacaktı hem de Hakan kendi ayağıyla ölümüne koşacaktı."

Demek Hakan'ın Esma diye bağırması bu yüzdendi. Beni karısı sanmıştı.

Aysun kafasını çevirip bana baktı.

"Seni kullanmamızın sebebi de bize ihanet edecek misin etmeyecek misin onu görmekti. Bir delilik yapıp bizi ele verme ihtimalini göze alamazdık çünkü bazı görevlerin var ki çok tehlikeli ve riskli. Eğer o görevlerden birinde bize ihanet etseydin kendini de bizi de öldürürdün. Eh, kusura bakma ama Oktay sağın solun belli olmuyor derken haklı. Kısacası sana bir çeşit güven testi yaptık."

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. Aysun ise konuşmaya devam etti.

"Ömer şerefsizi sana yaklaştığında korktuğunu biliyorum. Zaten onun da tepkisini duymuşsundur. Amacımız sana zarar vermek değil. Hele ki o sana asla zarar vermez. Güvenmemen çok normal. Onu psikopat bir katil olarak görmen de çok normal çünkü öyle. Ama her insanın bir zaafı vardır ve onun da var. Sen masumsun ve bu yüzden onun zaafısın. Ben masumum ve bu yüzden onun zaafıyım. Aynı şekilde Oktay da. Ve zarar gören tüm kadınlar, çocuklar, hayvanlar da."

Gözlerim kısıldı.

"Masumluktan kastın ne?"

Omuz silkti.

"Masum işte. Kimseye zarar vermezsin, kimsenin kötülüğünü istemezsin."

Babamı ve ağabeyimi öldürürken zevk aldım. Aysun bunu bilmiyordu. Ama İstanbul biliyordu. O halde nasıl oluyor da beni masum olarak görebiliyordu

"Sen ve Oktay nasıl masum oluyor? Ayrıca bir katilin nasıl bir masuma zaafı olabilir ki?"

Bana kaşlarını çatarak baktı.

"Sen dikkatli bir dedektifsin. Gerçekten fark edemedin mi? O sadece kadınlara, çocuklara, hayvanlara zarar veren insanları öldürüyor."

Gözümün önüne dava dosyaları geldi. Bir kısmının suçlu olduğunu bilsem de diğerlerinin neden öldürüldüğünü bilmiyordum. Dikkatimi çekmişti elbette ama pek üzerinde durmamıştım.

"Oktay ve bana gelirsek biz onun çocukluk arkadaşıyız. Ve biz öldürmüyoruz. O her şeyi kendi yapıyor. Sadece onu koruyoruz. Şimdi sen varsın ve seni koruyacağız."

"Onu koruyarak zaten öldürmüş kadar oluyorsunuz."

Yüzünü buruşturarak bana baktı.

"Sana kadınlara, çocuklara, hayvanlara zarar verenleri öldürdüğünü söylüyorum. Suçlu olmayan kimseyi öldürmez. Sana ne bu ülkenin adaletini ne de onun adaletini anlatacağım. Benim haddime değil. İstediğini düşünüp savunmakta özgürsün. Bizi satma yeter."

"Neden gerçek ismini söylemiyorsun?"

"Çünkü bilmemen gerekiyor."

"Neden?"

"Bilmen neyi değiştirecek?"

Daha fazla soru sormadım. Aysun da daha fazla konuşmayacağını tavırlarıyla belli etmişti. Arkama yaslanıp kemerimi taktım. Dışarıyı seyrederken bir andan da Aysun'un dediklerini düşünüyordum.

Başından beri hepsi bir oyunmuş. Güya güven testiymiş. Ve bu normal sandığım kadının aklından çıkmıştı.

Öte yandan bunu sorun edemeyecek kadar düşünecek fazla şeyim vardı. Aysun ve Oktay, İstanbul'un beni neyle tehdit ettiğini bilmiyordu. Oysa ben ikisi de biliyor sanıyordum. İstanbul onlara söylememişti ama neden? Bana iyilik mi yapıyordu yoksa kendinin bir çeşit çıkarı mı vardı?

Ayrıca Aysun sadece suçlu olanları öldürdüğünü söylemişti ama öldürdüğü insanların arasında hakim, savcı, avukat gibi isimler de vardı. Adalet için savaşanları öldürüyorsa İstanbul'un adaleti nasıl bir adaletti?

Adını yine öğrenememiştim. Sadece 'V' harfiyle başladığını biliyordum. Neden tam ismini söylemiyordu ki? Güvenmediği için mi? Onun ismine sahip olan binlerce belki de milyonlarca insan vardı. Ki onu ele verecek olsam ismine ihtiyacım yoktu. Yüzünü görmüştüm zaten.

Ve eğer bu bir güven testiyse hala asıl görevlerimle karşılaşmış sayılmazdım. Demek tehlikeli ve riskli olacaktı ama bu güven testinde bile korkudan midem kasılmıştı. Diğerlerini nasıl yapacaktım? Hala neden bana ihtiyacı olduğunu da öğrenememiştim.

Aysun bana zarar vermeyeceğini söylüyordu ama ona dediği gibi güvenmiyordum. Ve yine dediği gibi onu psikopat bir seri katil olarak görüyordum.

Çünkü öyleydi. Ve bu hiçbir zaman değişmeyecekti.

𝄢𝄢𝄢

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.