İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 19 · 7 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 19

Lev'in Sırları

Gözlerimi zar zor açtım. Hem başım ağrıyordu hem de gözlerim. Zorlukla yatakta doğrulup telefonumdan saate baktım. Hazırlanma saatiydi. Oflayarak yataktan kalktım. Gece rüyadan sonra iyi uyuyamamıştım.

"Lanet olsun her şeye!"

Banyoya gidip aynada şişmiş gözlerim ve dağılmış saçlarıma baktım. Normalde uyandığımda garip bir şekilde çok güzel görünürdüm ama bu sefer savaştan çıkmışım gibi görünüyordum.

Hızlıca yüzümü yıkayıp saçlarımı taradım. Bu sefer salık bırakacaktım. Banyodan çıkıp valizime ilerledim. İçinden siyah, havuç pantolonumu ve gri gömleğimi çıkardım. Gömleği pantolonun içine soktum. Daha sonra makyaj çantamı alıp içinden allık, rimel ve bordo bir ruj çıkardım. Hepsine yüzüme sürüp aynadaki görüntüme baktım. Yine çok güzel görünüyordum. Yüzümdeki gülümsemeyle ortalığı toparlayıp ayağıma ayakkabılarımı geçirdim. Tam çantamı almışken kapı çaldı. Hızlı adımlarla yürüyüp kapıyı açtım.

"Günaydın Dedektif Verda."

Gülümsedim.

"Sana da günaydın Baş Komiser Aslan."

"Görünen o ki hazırsın. Hadi çıkalım."

Kafamı salladım. Kapıyı arkamdan kapatıp asansöre yürüdük. Asansörü beklerken aklıma gelen şeyle heyecanlı bir beklentiyle Aslan'a döndüm.

"Kamera kayıtlarını izledin dimi? Çekebildin mi videosunu?"

Aslan sıkıntılı bir nefes verdi.

"Güne ne güzel başlıyoruz. Üzgünüm, çekemedim. Nasıl çekebilirim ki zaten? Buna iznim yok." Kaşları hafifçe çatıldı ve konuşmasına devam etti. "Ayrıca kamera kayıtlarını izlerken telefonum yanımda değildi. Cebime koyduğumu sanıyordum ama meğersem odamda bırakmışım. Artık yorgunluktan kafamda hiçbir şey kalmadı."

Ofladım. Zaten pek de fazla olmayan enerjim daha da düştü. Asansör geldiğinde hızlıca içeriye girip düğmeye bastım. Asansörde bizden başka kişiler de olduğu için sustum. Amaa arabaya geçince tekrar bu konuyu açacaktım. En azından Aslan'ın bana kameralarda neler gördüğünü anlatması gerekiyordu.

İnadına yaparmış gibi her katta asansör durduğunda sakin kalmak için derin nefes aldım. Beni bulur ya, gerçekten beni bulur!

Sonunda asansör durduğunda hızlıca kendimi dışarıya attım. Zaten sinirlerim gergindi. Hızlı adımlarla topuklarımı yere vura vura otelden çıktım. Aslan da bana yetişmeye çalışıyordu.

"Verda yavaş, bu ne hız?"

Aslan bana yetiştiğinde çoktan arabaya varmıştım. Arabanın kapısını açıp koltuğa oturdum. Kapıyı kapattığımda Aslan da sürücü koltuğuna geçmişti.

"Kapının ne suçu var?"

Aslan kendi kendine mırıldansa da umursamadım. Kemerimi bağladım ve kısa bir süre yolu izledim sadece. Daha sonra bu sinirimin yersiz olduğunu ve Aslan'ın bir suçu olmadığını düşündüm. Sakinleşip kafamı Aslan'a çevirdim.

"Ne gördün kamera kayıtlarında?"

Derin bir nefes verdi.

"Hiçbir şey." Kaşları çatıldı. "O zeki şerefsiz hem şehir kameralarına hem de oradaki bütün esnafların kameralarına sızmış. Bütün görüntüleri silmiş."

Ağzım şaşkınlıkla açıldı. Bir şeyler söylemek istedim ama ne söyleyeceğimi bilemedim. Benim de onun gibi kaşlarım çatıldı.

"Nasıl? Nasıl yapabilir bunu Aslan? Şehir kameralarının bir sistemi ya da bir güvenlik duvarı falan yok mu?"

"Nasıl yaptı bilmiyorum. Ama yaptı. Bir tane bile görüntü yok."

Ellerimle saçlarımı çekiştirdim.

"Delireceğim, delireceğim! Şizofren olduğumu düşünmeye başlayacağım artık."

Ellerimi saçlarımdan indirdim.

"Peki oradaki insanlar? Görmediler mi?"

"Oktan o sırada sorguya çekmiş her birini. Hepsi ya görmediğini ya da dikkat etmediğini söylemiş."

Kafamı arabanın camına vurdum. Aklım almıyordu. Kafayı yememe çok az kalmıştı. Bu kadar başarılı olamazdı, olmamalıydı. Nasıl oluyor da eli kolu bu kadar uzundu?

"Emniyette olay çıktı. Herkes çok gergin ve sinirli. Kaç gündür, üst üste yemiyorlar içmiyorlar hatta uyumuyorlar. İzin de kullanamıyorlar. Aralarında kavga çıkması yakın. Birisi bir kavga başlatacak ama hadi bakalım."

Ofladım.

"Lev'in haberi var mı?"

"Var. Dün gece söylemiştim. Rusça bir şeyler söyledi. Muhtemelen küfürdü."

O zaman Lev bugün kesinlikle emniyette olacaktı. Zaten pek de emniyetten çıktığı söylenemezdi.

Gergin bir trafiğin ardından emniyete varabildik. Arabadan inip yürümeye başladık. Emniyete girdiğimizde hızlıca Orkan yanımıza geldi.

"Amirim, günaydın. Bir karışıklık oldu. Emir ve Levent birbirlerine girdiler."

Aslan kafasını salladı. Bana 'Demiştim.' dercesine bir bakış attı.

"Tamam Orkan geliyorum hemen."

Orkan yanımızdan ayrıldığında Aslan bana döndü.

"Sen işlerini yap. Ben bir şu meseleye bakayım. İstersen yukarı odama da çıkabilirsin."

"Ben hallederim. Muhtemelen Lev beni birazdan bulur."

Aslan kafasını salladı. Yanımdan uzaklaştığında ben de asansöre yöneldim. Aslında burada ne yapacağımı bilmiyordum. Beni pek umursamıyorlardı ve emniyette edinebildiğim bilgi sayısı kısıtlıydı. Onlar benden de az şey biliyorlardı. Ama Lev'in burada olup benim olmamam dikkat çekebilirdi. Ayrıca Lev'in düşüncelerine ihtiyacım vardı. Afra'nın düşüncesi bile kafamda yeni bir kapı açmışken Lev'inkileri gözardı edemezdim. Ne kadar kendisi benimle aklındaki fikirleri paylaşmasa da. Ama ben, istediğini almasını bilen bir kadındım.

Emniyette ağır adımlarla dolanmaya başladım. Bir andan düşünüyor bir andan da Lev'in beni bulacağına inanıyordum. Çünkü ne zaman yalnız kalsam bir şekilde hemen yanı başımda bitiveriyordu.

Öylesine merdivenleri inmeye başladım. Normalde bu emniyetin eksi katına hiç inmezdim. Ama bugün niyeyse inmek istiyordum. Belki de bunca zaman boyunca hiç görmediğim için merak ediyordum.

Merdivenleri birer birer indim. Yukarıdaki gürültü ve hareketlilik burada yoktu. Merdivenlerde topuğumun sesi yankılanıyordu. Kaşlarım çatıldı. Bu merdiven gittikçe gidiyordu. Bir türlü sonu gelmiyordu.

Her ihtimale karşı daha sessiz ilerlemeye çalıştım. Fakat topuklu ayakkabılarımın sesi azalmayınca onları çıkardım. İki ayakkabımı da elime alıp yavaş yavaş merdivenleri inmeye devam ettim. Bunu neden yapıyordum bilmiyorum ama bu merdivenlerin sonunun gelmemesi beni meraklandırıyordu. Belki de hiçbir şey bulamayacaktım ve boş yere ayaklarımı kirletiyordum ama yine de buna değerdi.

Merdivenleri inmeye devam ederken duyduğum sesle hareket etmeyi bıraktım. Kaşlarım çatılırken kafamı merdivenin boşluğuna doğru hafifçe eğdim. En aşağıda, sonunda merdivenlerin bittiği yerde bir adam duruyordu. Telefonla konuşuyordu ama ne dediğini tam olarak anlayamıyordum.

Sessizce merdivenleri indim. Sesleri daha net duymaya başladığımda görünmeyeceğimden emin olarak dinlemeye başladım.

"Нet. Никто ничего не знает."

Gözlerim kısıldı. Bu Lev'in sesiydi. Ama Rusça konuşuyordu ve ben ne dediğini anlayamıyordum.

"Я уже осторожен."

Aklıma gelen şeyle hızlıca telefonumu çıkardım. Ses kaydını açıp her ihtimale telefonun karşı sesini kıstım.

"Ситуация сложнее, чем я думал. Но я справлюсь."

Umarım telefon Lev'in sesini net bir şekilde kaydediyordur, diye içimden geçirdim.

"Понял. Я найду его как можно скорее."

Sesler kesildiğinde Lev'in adımlarını duydum. Hızlıca merdivenlere yöneldim. Olabildiğince sessizce ve korkuluktan uzak durarak merdivenleri çıktım. Her ihtimale karşılık ikinci kata kadar yalın ayak çıktım. Adım sesleri kesildiğinde Lev'in giriş katta durduğunu anladım. Hemen ayakkabımı giyip Aslan'ın odasına koşar adım çıktım.

Doğru kata geldiğimde nefes nefese kalmıştım ama umursamadım. Soluklanmadan hızlıca Aslan'ın odasına girdim. Neyse ki hala gelmemişti.

Bilgisayarının başına geçtim. Karşıma şifre çıktığında ezbere bildiğim şifreyi girdim: 0402023 Aslan'ın bunu bildiğimden haberi yoktu. Açıkçası isteyerek de öğrenmemiştim. O klavyede parmaklarını oynatırken sayılara bakmıştım ve istemeden de olsa şifresini öğrenmiştim.

Bilgisayar açıldığında arama motorundan çeviriyi açtım. Daha sonra telefonumu çıkardım ve sesi açtım.

Neyse ki konuşmalar çevirinin anlayacağı şekilde net çıkmıştı. Telefonu kapatıp ekranda yazılanları okudum.

Hayır. Kimse bir şey bilmiyor. Zaten dikkatliyim. Durum düşündüğümden daha karmaşık. Ama halledebilirim. Anlaşıldı. Onu en kısa sürede bulacağım.

Kaşlarım şüpheyle çatıldı. Bu da ne demek oluyordu?

Hemen çeviriyi kapattım ve arama geçmişini temizledim. Bilgisayarı kapatıp olduğu gibi bıraktım. Sanki hiç dokunulmamış gibi.

Odanın içinde volta atmaya başladım.

Kimse bir şey bilmiyor.

Neyi kimse bilmiyordu?

Onu en kısa sürede bulacağım.

Kimi? İstanbul'u mu?

Anlaşıldı.

Derin bir nefes verdim. Lev'in birinden emir aldığı belliydi. Ona güvenmemekle doğru kararı vermiştim.

Zaten dikkatliyim.

Bunları kime söylüyordu? Rusça konuştuğuna göre ya dediklerinin her ihtimale karşı anlaşılmasını istemiyordu ya da konuştuğu kişi gerçekten de Rus'tu. Muhtemelen ikincisiydi. Lev bir Rus'tu ve emir aldığı kişi de normal olarak Rus'tu.

Ama Lev kimden, neden emir alıyordu? Daha öncesinde ismini hiç duymadığımı hatırladım. Bana işinde iyi olduğu ve tanındığı söylenmişti. Haberlerde de böyle bahsediyorlardı ama ben adını daha önce hiç duymamıştım. Sorgudaki saçmalıkları aklıma geldiğinde iyice emin oldum. Lev gerçek bir dedektif değildi.

Bu sefer kulağımda dün geceki düşüncelerim çınladı. İstanbul'daki bir katil, bir Rus'u ilgilendirmezdi. Tabi o katil Rusya'da cinayet işlemediyse. Ya da o katil, tehlikeli birinin yakınını öldürmediyse.

İşte şimdi Lev'in neden Türkiye'ye geldiği anlaşılıyordu. O bir dedektif değildi. O Rusya'dan İstanbul'u bulmak için gelmişti. Daha fazla bilgi edinmek için aramıza girmişti.

Onu en kısa sürede bulacağım.

Bahsettiği kişi İstanbul'du. İstanbul yabancı ülkelerde de cinayet işlemişti. Bu da belli ki birilerine dokunmuştu ve buraya bir ajan göndermişti. Belki de aramızda daha çok bu ajanlardan vardı. Belki de Lev aramızdaki ilk ajan değildi.

Parçalar yerine oturmaya başladığında derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Sakin olmalıydım. Ortalığı velveleye vermemeliydim. Ne kadar düşüncelerim mantıklı olsa da fevri hareket etmemeliydim. Lev'in dedikleri fazlasıyla şüphe uyandırıcıydı ama bu başka şekilde de anlaşılabilirdi. Onu hiçbir kanıtım olmadan suçlayamazdım. Belki de gerçekten suçsuzdu. Bu benim kariyerimi kötü etkiler ve aramızdaki çok az miktarda olan ilişkiyi de bitirirdi.

Ama eğer bir ajansa, kanıtım olmadığından ötürü kolayca işin içinden sıyrılır ve sırrını ortaya çıkardığım için çok büyük ihtimalle beni öldürürdü. Bu yüzden fevri hareket edemezdim ama artık kesin bir şekilde Lev'e güvenmiyordum. Bundan sonra ne ona ne de bir başkasına düşüncelerimi açardım. Lev gibi bir sürü kişi yakınımda olabilirdi. Ve belki de bulduğum en ufak şey bile beni ölüme götürebilirdi. Çünkü bu işler karanlık ve adaletten yoksundu.

Bir kez daha İstanbul'un herkesle oyun oynadığına emin oldum. Dikkatli olmak zorundaydım. İstanbul'u içeriye tıkmadan ölmek, planlarımın arasında değildi.

𝄢𝄢𝄢

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.