Aslan ile sohbet edip kahve içtikten sonra emniyetten çıkmıştım. Akşam onu ben alacaktım. Arabaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. Arayanın kim olduğuna baktığımda Lev olduğunu gördüm.
"Hadi bakalım, şimdi ne açıklama yapacaksın Verda?"
Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
"Efendim Lev Bey?"
"Verda Hanım, benimle özel olarak konuşmak istediğinizi söylemiştiniz. Açıkçası ne konuşacağımızı daha doğrusu bana ne anlatacağınızı merak ediyorum."
"Elbette. Ben şu an emniyetin önündeyim. Eğer çıkmadıysanız birlikte Melodi kafeye gidebiliriz. Ya da siz oraya gelirsiniz."
"Sizi gördüm."
Telefon kapandığında arkama baktım. Lev bana doğru geliyordu. Gülümseyerek birbirimizi selamladıktan sonra arabaya geçtik. Anahtarı döndürüp gaza bastım.
"Akif Bey'e karşı... siz nasıl diyorsunuz emin değilim ama galiba hala içiniz soğumamış."
Lev'in dedikleri ile kafamı salladım.
"Evet. Aslında bana bu kadar ters davranmasa ben bir şekilde göz ardı edebilirim ama onunla çalışmadığım halde bana emir verip kendinden aşağı görmesi fazlasıyla sinirlerimi bozuyor."
Lev'in kafasını salladığını gördüm.
"Kaç yaşındasınız?"
"Otuz beş."
Demek ki benden yedi yaş büyüktü. Böyle düşününce gözüme fazla büyük görünmüştü.
Kafeye giderken ortamda gerici bir sessizlik vardı. Ya da en azından ben gergin hissediyordum çünkü ne yalan uyduracağımı düşünüyordum. Daha sonuçlar bile çıkmamıştı. Oradan da bir şey sallayamazdım.
Kafeye geldiğimizde arabayı park edip indik. İçeri girdiğimizde etrafın her zamankinden daha boş olduğunu gördüm. Muhtemelen günün ilerleyen saatlerinde artardı.
Bir masaya geçip oturduğumuzda garson yanımıza geldi. Sabah kahvaltı yapmamıştım ama Lev'in karşısında oturup yemek yemeyi de istemiyordum. Kahveyi de az önce Aslan ile içmiştim. Boş mideye kahve içtikten sonra üstüne bir de soda içip iyice dengemi bozacağım.
"Sade soda."
"İki tane olsun."
Garson gittiğinde bakışlarımı Lev'e çevirdim.
"Sizi dinliyorum."
Derin bir nefes aldım.
"Siz İstanbul'un kadın olduğunu düşünüyorsunuz ama bence İstanbul aslında erkek."
"Size bunu düşündürten ne oldu?"
"Cinsiyeti konusunda çok emin değildim ama sizin dedikleriniz üzerine bir araştırma yaptım. Erkeklerin birbirini öldürme oranı, kadınların erkekleri öldürme oranından daha fazla. Ayrıca İstanbul büyük bir çoğunlukla suçluları, mafyaları vs öldürüyor. Bu tarz yeraltı işlerinde yanlış hatırlamıyorsam eğer erkek sayısı da daha fazla. Bu yüzden İstanbul bence kadın değil, erkek."
Lev kısa bir süre yüzüme baktı. Konuşmasına fırsat vermeden devam ettim.
"Ayrıca ben bu kadar cinayeti tek başına işleyebileceğini sanmıyorum. Yani demek istediğim evet, İstanbul tek kişi ama birileri ona yardım ediyor."
Buna yüzde seksen emindim. Dün gece eve girmesine birileri yardım etmişti. Tek başına giremezdi. Ve sadece eve girmesine yardım edilmiyordu, arkasındaki izleri de siliyorlardı.
"Emniyette bir köstebek olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?"
Kaşlarım çatıldı. Bunu kastetmemiştim ama olabilirdi.
"Aslında tam olarak bunu söylemek istememiştim ama evet, olabilir. Ama bunu sadece bizim emniyet ile sınırlamak doğru olmaz."
Kafasını salladı.
"Haklısınız."
Garson elinde iki sodayla geldi. İkisinin de ağzını açıp gitti. Soğuk sodadan bir yudum alıp masaya geri bıraktım.
"Sizin yeni bir tahmininiz var mı?"
"Bu dediklerinizi ben de düşündüm. Ama sesli hiç dile getirmemiştim. Aynı fikirde olmamız güzel. Tek bir şey dışında, cinsiyet. Ben hala İstanbul'un bir kadın olduğunu düşünüyorum."
Öyle düşünmeye devam et sen.
"Umarım bunu yakın zamanda öğreniriz."
Aramızda bir sessizlik olduğunda etrafa bakmaya başladım. Lev bana dik dik baktığından ötürü rahatsız olmaya başlamıştım. Fark etmiyormuş gibi yapıp etrafı izlemeye devam ettim.
Gözlerimi etrafta gezdirirken sadece Lev'in bana dik dik bakmadığını fark ettim. Sol çaprazımda, pencere kenarında oturan benim yaşlarımda bir adam dik dik bana bakıyordu. Yeşil gözlü, koyu kahve saçları ve buğday tenli genç bir adamdı.
Birbirimize dik dik bakarken yüzünde bir gülümseme oluştu. Nezaketen ben de ona gülümsediğimde Lev arkasına dönüp baktı. Daha sonra bana döndü.
"Tanıyor musunuz?"
Kafamı iki yana sallayarak konuştum.
"Hayır. Bana gülümseyince bende nezaketen gülümsedim."
Lev kaşlarını çattı.
"Size her gülümseyene gülümser misiniz? O adamın niyeti kötü olabilir."
Haklıydı aslında. Adama niye gülümsediğimi ben de bilmiyordum. Öyle bir anda anlık gülümsemiştim.
"Haklısınız. Kafamda başka bir şey vardı ve bir an boşluğuma geldi."
Lev kafasını salladı. Ben de önüme döndüm. Ama adama bakmamak için kendimi zor tutuyordum. Niyeyse bakasım vardı. Bu adamda bir bir şeyler beni rahatsız etmişti. Dik dik bakasım vardı herife.
Kafamı iki yana salladım. İyice saçmalamaya başlamıştım. Biraz daha bir şeyler yemezsem iyice sıyıracaktım.
"Eğer söyleyecek bir şeyiniz yoksa ben artık kalkayım."
Ayaklandığımda Lev de sandalyesinden kalktı.
"Nasıl isterseniz. Eğer bana anlatmak isteyecekleriniz olursa lütfen çekinmeyin."
"Elbette. Görüşmek üzere."
Kafeden çıkarken kendimi daha fazla tutamayıp adama kısa bir bakış attım. Hala yüzündeki aynı gülümsemeyle beni seyrediyordu.
Arabama doğru yürürken kaşlarım çatılmıştı. Belki de Lev haklıydı. Adamın niyeti kötüydü ve bu yüzden huzursuz olmuştum.
"Düşünecek daha önemli şeylerin var Verda."
Arabaya binip eve sürdüm. Eve geldiğimde hızlıca arabayı park edip indim. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girdim. Asansörü beklemeden koşar adım merdivenlerden çıktım. Eve girip kapıyı arkamdan kilitledim. Hoş bir kilit İstanbul'u durdurmuyordu ama yine de tedbir tedbirdir. Belki de gece uyuduğum için duymamıştım. Ama şimdi duymamam mümkün değildi.
Ellerimi yıkadıktan sonra mutfağa girip kendime tost ve omlet yaptım. Neyse ki bu kadarını yapabiliyordum.
Yemeğimi yedikten sonra bulaşıkları sudan geçirip makineye attım. Daha sonra kıyafetlerimi alıp banyoya girdim. Sıcak suyun altında olabildiğince oyalandım. İşim bitince banyodan çıkıp saçıma havluyu bağladım. Vücudumu kurulduktan sonra üstümü giyip banyodan çıktım.
Salona geldiğimde elime Telefonu aldım. Rehberden Afra'nın numarasının üstüne tıkladım. Onunla bayadır konuşmuyordum. Telefonu kulağıma götürüp beklemeye başladım.
"Alo Verda?"
"Sana da günaydın Avukat Bozuntusu."
Gülmeye başladı.
"Günaydın günaydın. Naber? Nasıl gidiyor işler?"
"İyi gidiyor."
Yalan mod: on.
"İyi bari. Benim bu aralar niyeyse bir durgun. Evdeyim, canım sıkılıyor."
"Boş ver kafanı dinlersin biraz."
"Çalışarak kafa dinliyorum ben."
"O zaman umarım bir an önce işlerin geri artar."
"Sağ ol. İstanbul'dan bir haber var mı?"
"Pek değil."
Ona dava hakkında bilgi vermeyi pek istemiyordum. Zaten dava hakkında dışarıdan biriyle konuşmam yasaktı. Ayrıca gereksiz bir mutluluğa kapılmasını da istemiyordum. Gerçi mutlu mu olur yoksa endişelenir mi bilmiyorum. Galiba o benim emniyetten ayrıldığımı bile bilmiyordu.
"Eee? Başka neler yapıyorsun? Ya sen bana bir süre konuşmayalım dedin ama ben bugün sana gelsem olur mu? Gerçekten canım çok sıkılıyor. Zaten bayadır görüşemiyoruz."
İster istemez etrafıma baktım. Ben ona Aslan'ın evinde kaldığımı da söylememiştim. Ben ona hiçbir şey söylememiştim.
"Ya benim ev çok dağınık. İstersen dışarıda buluşalım."
"Sen bilirsin, bana fark etmez. Ama dışarısı pek güvenli değil. Hele ki aldığın o nottan sonra."
Oflamadan edemedim.
"Aslında ben de daha yeni dışarıdan geliyorum ve açıkçası dışarı çıkmaya üşeniyorum."
"Nereye gittin ki?"
"Markete. Neyse tamam, sen bizim eve gel. Sana anlatmam gereken birkaç şey var."
"İstanbul ile alakalı mı?"
"Gibi."
"Uçuyorum."
Telefon suratıma kapandığında ofladım. Kafamı koltukta geriye atıp gözlerimi kapattım. Hiç dışarı çıkasım yoktu.
Havlu kafamdan düştüğünde yerden kaldırmadım. Üşeniyordum.
Telefonu elime alıp anı bir karar değişikliği ile tekrar Afra'yı aradım.
"Efendim?"
"Ya Afra, sen en iyisi atacağım konuma gel. Nedenini sonra anlatırım."
Diyip telefonu suratına kapattım. Hemen Aslan'ın evinin konumunu attım. Daha sonra telefonu kapatıp koltuğa uzandım. Banyodan sonra hep uykum geliyordu.
"Afra gelene kadar uyuyayım azıcık."
Gözlerimi kapattığımda kısa sürede uykuya dalmıştım.
𝄡
Kapımın çalınması ile gözlerimi açtım. Yerimden sıçrarken koşar adım kapıya gittim. Kapıyı açtığımda Afra'yı görmemle derin bir nefes verdim.
"Ne oluyor Verda, ne bu hal?"
Afra içeriye girdiğinde oflayarak kapıyı kapattım.
"Sen gelene kadar uyuyayım demiştim."
Ama o sırada Afra etrafa bakmakla meşguldü. Kaşlarını çatarak bana döndü.
"Kimin evi burası?"
"Bir arkadaşımın. Hani şu emniyette kapının önünde beklediğimiz."
"Arkadaşın erkek galiba?" dedi odayı incelerken. Kafamı aşağı yukarı salladım.
"Niye onun evinde kalıyorsun? Senin evine ne oldu? Bana niye söylemedin? Bizim evde de kalabilirdin."
"Afra bir nefes al. Otur, anlatacağım her şeyi."
Afra çatık kaşlarını düzeltmeden koltuğa oturdu. Ben de yanına oturduğumda kollarını göğsünde kavuşturup bana sorgulayıcı bakışlar atmaya başladı.
Derin bir nefes aldım. Yalan mod açılıyor gene.
"Hani İstanbul bana bir not göndermişti ya, ben onu emniyete söyledim. Onlarda dediler ki seni güvende tutmamız lazım. İşte öyle olunca da Aslan'ın evinde kalma kararı aldım. Daha doğrusu aldılar."
Afra çatılan kaşlarını daha da çattı.
"Eğer Akif denen adam dediğin gibi biriyse asla böyle bir şey yapmaz. Umurunda olmazsın bile. Ya bu olaydan daha büyük bir şey oldu ya da bana yalan söylüyorsun. Hoş ikisi de aynı."
Bu kız boş yere avukat olmamış. Her türlü açığı kolluyor.
"Ya aslında bunu Aslan teklif etti. Toplantıda söylemiştim. Aslan da böyle bir öneri sundu."
"Durduk yere böyle bir öneri sunmaz. Orada bir sürü insan varken hem de. Senden hoşlanmadığına emin misin?"
Gözlerimi pörtleterek Afra'ya baktım.
"Oha Afra! Ne alakası var? Aslan benim iş arkadaşım ve iyi anlaşıyoruz. Ayrıca benim gibi muhteşem bir dedektif kaybetmeyi göze alamazlar."
Pek içine sinmese de bir şey demedi.
"Öyle olsun. Yine de dikkat et. Eğer seni rahatsız etmeye kalkarsa avukatın olarak her zaman buradayım. Hemen beni ara."
Gülerek göz devirdim.
"Bu konuda ihtiyacım olmayacak ama yine de teşekkür ederim."
O da gülüp önüne döndü. Aramızda sessizlik olmasına izin vermeden hızlıca konuştum.
"Türk kahvesi ister misin?"
"Olur ya. Bol köpüklü yapsana."
"Yaparım yaparım. Sen de kahve içerken bana anlatacaklarını düşün."
"Anlaştık."
Koltuktan kalkıp mutfağa girdim. Neredeyse bütün dolapları açıp kahveyi buldum. Cezveyi de bir o kadar aradıktan sonra pes edip küçük bir tava çıkardım.
"Bunda olur mu ki ya?"
Kısa bir süre tavaya bakıp omuz silktim.
"Niye olmasın canım? Ha cezve ha tava. İkisi de aynı."
Kahveyi ve suyu tavaya koyup iyice karıştırdım. Daha sonra ocağın altını açıp kaynamasını beklemeye başladım.
Ben tezgaha eğilip beklerken Afra mutfağa girdi.
"Telefonun çalıyor."
Elindeki telefonumu bana uzattığında gülümsedim.
"Teşekkürler. Sen geç içeriye."
Kafasını sallayıp çıktığında bıkkınlıkla aramayı cevaplayıp telefonu kulağıma götürdüm.
"Ne var gene İstanbul?"
Hırıltı.
"Ne olsun dedektif, öyle cinayet işleyip geçiniyoruz."
"Yani işlediğin cinayetlerden para mı alıyorsun?"
"Tam olarak değil. Bazen hediye olarak gönderiyorlar sadece."
Ses değiştirme cihazı yüzünden yüzümü buruşturdum.
"Nasılsa gerçek sesini biliyorum. Niye ses değiştirme cihazı ile konuşmaya devam ediyorsun ki?"
"Ne olur ne olmaz dedektif."
Göz devirdim.
"Ne istiyorsun?"
"Bir gün bana da tavada kahve yap dedektif. Tadı nasıl oluyor merak ediyorum doğrusu."
Kısa bir süre kal geldi. Hızlıca etrafımda döndüm.
"Eve kamera yerleştirdin dimi?"
Ben mutfağa dikkatli bir şekilde bakarken İstanbul gülüyordu.
"Sana bunun benim için çok basit olacağını söylemiştim dedektif."
"Yalan söylemişsindir."
"Olabilir ama herkes senin gibi yalan makinesi değil dedektif. Beni kendinle karıştırma."
"Pezevenk."
"Kendine gel dedektif, sen bir İstanbul Hanımefendisi'sin."
"Bıktım senden!"
"Daha birlikte vakit geçirmedik dedektif. Biraz daha sık dişini. Büyük güne çok az kaldı."
Tam ağzımı açmıştım ki telefon suratıma kapandı. Sinirle telefonu sıkarken duvara fırlatmamak için kendimi zor tutuyordum.
"Aptal, salak, geri zekalı, şerefsiz, pislik, ruh hastası, psikopat! Umarım her şeyi duyup gördüğün gibi bu dediklerimi de duymuşsundur!"
Kahvenin taştığını görünce panikle hızlıca ocağın altını kapattım. Ama kahve çoktan ocağa bulaşmıştı.
"Sikerim böyle işi! Ağzına sıçayım senin İstanbul köpeği!"
Ben bir elimde tava diğer elimde telefon batan ocağa bakarken bildirim sesi geldi. Kilit ekranından mesaja baktım.
05..: Dediğin her şeyi duydum dedektif :)
𝄢𝄢𝄢