Sabah 8.30'da çalan alarm ile yüzümü buruşturarak yataktan kalktım. Aslında dün geceden sonra Buğra'yı bırakıp -tabiki de bunu yapmayacağım- tek sahile gitme fikri çok cazip gelmişti. Diğerleri kahvaltı için sandviç ve açma getireceklerdi. Bizden de cips ve içecek almamızı istemişlerdi. Hızlıca mayomu ve onun üstüne şortumu ve oversize bir tişörtümü giydim. Plaj çantamı alıp vakit kaybetmeden evden çıktım. Buğra'ların evine geldiğimde arabalarının olmadığını fark ettim büyük ihtimalle Vedat amca ve Dilek teyze erkenden işe gitmişlerdi. Zili çaldım, kapı açıldığında;
"Beni bırakıp gideceğini sanmıştım, şu an çok duygulandım Esil'ciğim" dedi Buğra ağlamaklı bir sesle. Sesini bilerek böyle yapıyordu. Bunun onu çok tatlı yaptığının farkında değildi sanırım.
Gitmek için arkamı döndüğüm sırada elimden tutup ona geri dönmemi sağladı. Hey bu iki etti 'Taş' çocuk.
"Sadece şaka yapmıştım hadi beraber gidelim."
"Hazır mısın?"
"Havlumu alayım, çıkalım."
Buğra kapıyı kilitlerken, "Bu arada önce markete uğramamız lazım, bizimkinler cips ve içecek almamızı istediler." dedim. Tamam anlamında kafasını salladı. Zaten yazlık yerde olduğumuz için etrafımızda çok sayıda market vardı. Cipslerin olduğu reyona geldiğimizde,
"Yoğurt ve mevsim yeşillikli olanını alıyorum."
"Hayır baharatlı olanını alalım."
"Ben onu sevmiyorum bunu alalım."
"Ben de senin aldığını sevmiyorum, bunu alalım."
İkimizin de elinde kendi sevdiğimiz cipsler vardı.
"Baharatlı sevmiyorum, bunu alıyoruz." Hafifçe sesimi yükseltmiştim. Bu etrafımızdakilerin dönüp bize bakmasına sebep oldu.
"Hayır baharatlı alıyoruz." O da sesini yükseltmişti. Tabii ki ikisini de almayı teklif etmeyecektim. Baharatlı olanı nasıl sevebilirdi? En sonunda yan reyondaki yaşlı bir teyze,
"Evladım klasik olanını alın." dedi. Sinirle elimizdeki cipsleri yerine bıraktık. Ve aynı anda klasik olana uzandık. Allah'ım bu çocuk neden her konuda sinir? En sonunda 3 paket klasik cips ve kola alıp marketten çıktık.
Sahile vardığımızda bizimkinler çoktan varmıştı ve şezlongları tutmuşlardı. Gizem her zamanki neşeli sesiyle bize sitem etti,
"Kanks nerede kaldınız ya?" İkimizin de kaşları çatıktı ve cips olayından sonra hiç konuşmamıştık.
"Noldu size? İkiniz de yüzünden düşen bin parça." diye sordu Batın gülerek.
"Yok bir şey!" dedik aynı anda. Bu daha da kaşlarımı çatmama sebep oldu. Bugün gerçekten çok zor bir gün olacak.
"Neyse ben sizi tanıştırayım." dedim bu küslüğü daha fazla uzatmayarak. "Gizem, kendisi benim hem sınıf arkadaşım hem de yazlığımızdaki komşum." dedim Gizem'i göstererek. Batın'ı gösterdim, "Batın, benim çeşmedeki ilk arkadaşım, burada yaşıyorlar." dedim ve Batın'ın yanındaki Emre'yi göstererek "Emre, Batın'ın kuzeni onlar da burada yaşıyorlar." dedim.
"Tanıştığımıza memnun oldum." dedi Buğra.
"Azra ve Kayra nerede?" diye sordum.
"Valla en son aradığımda çıkıyoruz demişlerdi ama." dedi Emre.
Tam o esnada Azra ve Kayra koşarak sahile girdiler. Daha doğrusu Kayra'yı kovalayan Azra koşarak sahile girdi. Kayra gelip arkama saklandı,
"Esil'cim koru beni canım yoksa bu Lord Voldemort bana gelmiş geçmiş en kötü büyüsünü yapacak."
"Gene ne yaptın acaba Kayra'cım?" dedim gülerek.
"Ne yaptığını ben size söyleyeyim, ojelerimi kendi ceketine dökmüş!" diye bağırdı Azra. Buğra olanlara şaşkınlıkla bakıyordu ama biz onların bu hallerine alışmıştık.
"Ya ben ceketime desen yapıyordum." dedi Kayra arkamdan.
"Kavganızı bölüyorum fakat sizi Buğra ile tanıştırmalıyım." İkisi de sanki Buğra'nın varlığını yeni fark etmişçesine kavgalarına son verdiler. "Azra ve Kayra sık sık kavga ederler ama bir süre sonra alışıyorsun onların bu hallerine." dedim gülerek. O sırada Kayra arkamdan kafama vurdu. Kafamı ovalarken ekledim, "Ve de ikizler."
Kayra ıslık çaldı, "Gerçekten dedikleri kadar yakışıklıymışsın Mi amor." (Mi amor, İspanyolca'da aşkım anlamına gelen bir kelimedir.)
"Kayra insanlara lakap takmaya bayılır fazla takılma." dedi Batın.
"Sorun yok, hepinizle tanıştığıma memnun oldum." dedi Buğra gülerken. O anda gamzeleri dikkatimi çekti ve içimde onlara dokunma isteği oluştu.
Tanışma faslı bittikten sonra kahvaltımızı yaptık. Genel olarak Buğra'ya kendi bölümlerinden bahsettiler, Buğra da onlara kendinden bahsetti. Kahvaltımız bittikten sonra Emre, Gizem ve Azra denize koştular. Biz diğerleriyle daha sonra girmek istemiştik. Şezlonglarımızda otururken Kayra Batın'ı bir anda kucağına aldı ve denize koştu. "Seni denize atacağım koca bebeğim." dedi ve Batın'ı denize attı, tabii ardından kendini de. Ne olduğunu anlamaz bir şekilde Buğra ile birbirimize baktık ve aynı anda gülmeye başladık.
"Ben de giriyorum geliyor musun?" dedi Buğra tişörtünü çıkarırken.
"Hayır ben güneşleneceğim."
Tişörtünü çıkardığı ilk anda gözüme dövmesi çarptı, -tabii bir de kasları- sırtında ensesinin altında omurgasının üzerinde küçük bir Turna kuşu vardı.

(Buğra'nın dövmesinin temsili fotoğrafı.)
Kuşun küçük kanatları kürek kemiğine doğruydu. Gövdesiyse omurgasının üzerindeydi. Küçük olması sade bir görüntü yaratıyordu. Hepsi denize girmişti ama ben güneşlenmek istiyordum. T-shirt ve şortumu çıkardım. Sonra kulaklığımı takıp 'Seni Kendime Sakladım' şarkımı açtım ve şezlonga yattım. Şarkı uykumu getirmişti, gece de fazla uyuyamamıştım. Bu yüzden biraz kestirmek için gözlerimi kapattım.
Her şey çok güzel gidiyordu ta ki Kayra'nın gazabına uğrayana kadar. Üzerime dökülen suyla yerimden sıçradım, Kayra elindeki su dolu şişeyle karşımda gülüyordu. Kulaklığımı çıkardım ve kalkıp üzerine yürüdüm. Diğerleri hala denizdeydi ve gülerek bizi izliyorlardı. Bir kişi dışında, Buğra? O neredeydi? Birisi arkamdan su döktü. Hızla arkamı döndüm ve onu gördüm. Buğra. Sırıtarak Kayra'nın yanına koştu ve beşlik çaktı. Sinirle üzerlerine yürüdüm.
"Siz. Bittiniz!" dedim dişlerimin arasından. Üzerlerine yürümeye devam ettim. Ve o esnada Kayra şişenin dibinde kalan deniz suyunu yüzüme attı.
"KAYRA!" diye bağırdım. Buğra'nın Kayra'nın elinden tutmasıyla beraber denize koştular tabii ben de arkalarından. Böylece denize girmiş oldum. Denizin içinde, "İKİNİZDEN DE İNTİKAMIMI ALACAĞIM!" diye bağırdım arkalarından. Biraz yüzdükten sonra çıktık ve şezlonglara oturduk.
Solumda Gizem'in sağımda Buğra'nın şezlongu vardı. Buğra duş almaya gittiği sırada, Gizem kulağıma eğilip "Kanks eniştemiz çok yakışıklı Maşallah tü tü tü." demesiyle onun ağızını kapamam bir oldu.
"Kanka bir duyan olacak şimdi, saçmalama ne eniştesi." dedim korkuyla ve dönüp etrafımda duyan var mı diye kontrol ettim. O ukala dümbeleğinin bunu duyduğunu düşünebiliyor musunuz? Dilinden kurtulamazdım herhalde.
"Kanka siz çok yakışırsınız ya Valla." dedi Gizem hayran hayran hayallere dalmış bir şekilde.
"Gizem saçmalama."
"Evlilik görüyorum hocam." dedi Gizem istifini bozmadan, ellerini çenesini dayamış hayallere dalmıştı. Eyvah! Yandık a dostlar aradığımız Gizem'e ulaşılamıyor. Neyse ki Buğra'nın gelmesiyle konu kapanmıştı. Biraz daha sohbet ettikten sonra, akşamüstü tekrar gelme kararı aldık. Abur cuburları akşam yiyecektik -aynı zamanda klasik cipsimizi!-.
~ ~ ~
Saat 20.08
Tekrar aynı şezlonglara kurulduk. Aslında öğlene doğru hem hava çok sıcaklaştığı için hem de sahil çok kalabalıklaştığından akşam tekrar gelmek istemiştik. Ve şu an ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anlıyordum çünkü sahilin kalabalıklığı gitmişti. Büyük ihtimalle birçoğu kişi Çeşme'nin çarşısındaydı. Gece çarşı tarafları gerçekten çok güzel olurdu -bir gün bu ekiple gitmek fena fikir değildi aslında- her ne kadar kalabalık olsa da.
Batmaya başlayan güneşin turuncu rengi denize yansıyordu. Maviyle karışan turuncu renkler sahil boyunca çok güzel bir loşluk yaratmıştı. Arka taraftaki barlardan gelen müzik sesi de buna eşlik ediyordu.
"Neden aynı cipsten üç paket aldınız?" diye sordu Azra sorgulayan sesiyle.
"Hepimize hitap etmesi için öyle aldık. Öyle değil mi Esil?" dedi Buğra gülümseyerek.
"Evet Buğra." dedim ben de onun gülümsemesine karşılık vererek.
Bizimkiler, sol tarafımda hararetli bir sohbete tutuşmuşlardı. Biz Buğra ile onlardan ayrı sağ tarafta gün batımını izliyorduk. Aramızdaki sessizliği bozan Buğra'nın sesi oldu,
"Ee bana bir cevap borcun var 'dilek dileyen yabancı kız'."
Gözlerimi manzaradan ayırmadan, "Ne için?"
"Sana dün gece isminin anlamını sormuştum."
"İtibarlı, otoriter kişi demek."
"Bu kadar mı?"
Gülümseyerek ona döndüm, "Benim senin gibi etkileyici bir hikayem yok."
"Demek hikayemi etkileyici buldun." dedi o da sırıtırken.
"Eh işte güzel gibiydi." dedim gülerek. "Ama dövmen gerçekten etkileyiciydi." diye ekledim.
"Teşekkür ederim beğenmene sevindim, senin de dövmen var sanırım. Fakat rahatsız etmemek için dikkatli bakamadım."
İnceliği karşısında gülümsedim, dövmem sol kaburgamın biraz altındaydı. Çok ince ve minik bir dövmeydi fark etmesine şaşırmıştım.
"İstiyorsan gösterebilirim. Sorun değil."
"Olur, yakından incelemek isterim." Görmesi için yavaşça tişörtümü kaldırdım.

(Esil'in dövmesinin temsili fotoğrafı.)
O eğilip incelerken, "Ares ile ikimiz için yaptırmıştım. Ares köpeğimin adı, sesini duymuş olmalısın." diye ekledim gülerek.
"Evet duydum, dövmen de çok şirin aynı onun gibi." dedi gülümserken.
"Esil."
Bu çok yanlış anlaşılabilecek pozisyonumuzu bozmadan, ikimiz de sesin olduğu yöne döndük.
Şimdi eski sevgilimi Buğra'ya nasıl tanıtmalıydım?






