Sisteme girişlerinin üzerinden yalnızca birkaç gün geçmişti ama zaman, okulun duvarlarında bükülüyor, havada ağır bir huzursuzluk ve karmaşa vardı. Ahsen her sabah, tanıdığı dünyadan uzak bir yerin içindeydi; her koridoru farklı bir sır, her dönemeç başka bir tehlikeyle işaretlenmişti. Ve bu okul, sıradan bir okul değildi. Bir labirent gibi, her yönüyle çözülmesi gereken bir gizemdi.Okulun dışı eski, terkedilmiş gibi görünüyordu. Büyük taş duvarlar, yosun tutmuş pencereler ve zamana karşı direnen kapılar… Ama içerisi tam tersiydi. İçeri girdiğinizde, her şey pırıl pırıl, çağdaş ve şaşırtıcıydı. Her adımda yeni bir keşif yapıyorlardı. Ahsen ve Efsun, okula kabul edildiklerinden beri nehrin ortasında, bilinçsizce sürükleniyorlarmış gibi hissediyorlardı. Bundan birkaç gün önce sabah saatlerinde, yataklarının olduğu odaya yerleşmişlerdi. Ama bu oda, normal bir yatak odasından çok, bir hapsin başlangıcı gibiydi. Karanlık duvarlar, yumuşak ışıklarla aydınlatılmış, başlarında birer eski taç gibi duran kristallerle süslü. Yataklar geniş ve rahattı, ama her şeyin bir sırrı vardı. Yatakların başucunda hiç şüphe duymadıkları bir şey vardı – duvarda, Ahsen’in gözlerinin şekliyle benzer bir sembol. Kısa sürede fark ettiler ki, her öğrenciye tahsis edilen odalarda bu semboller vardı.Kıyafetleri de bir o kadar dikkatli seçilmişti. Kızlar için, koyu mor renkte, altınla işlenmiş zarif cübbeler verilmişti. Her kıyafet, hem savaşçı ruhlarını hem de büyüleyici bir zarafeti yansıtıyordu. Ahsen, o cübbeyi ilk giydiğinde kendini bir an eski bir kraliçe gibi hissetmişti. Efsun’un ise, sarı saçlarını zarifçe saran ve mavi gözlerini vurgulayan özel bir başlık vardı. Gözlerinin etrafında birkaç çizgi daha belirginleşmişti — bu okuldaki bir testin sonucu muydu, yoksa başka bir şey miydi?Odaya girdiklerinde ilk hissettikleri şey korku değil, bir tür içsel huzurdu. Burada her şeyin bir düzen içinde olduğunu, ancak aynı zamanda her şeyin bir sınav olduğunu hissediyorlardı. Okuldan gelen her komut, onları yalnızca hayatta kalmaya değil, birer savaşçı olmaya zorluyordu. Ama Ahsen, içindeki gücü en üst seviyeye çıkarmaya, Efsun ise gizli bilgisini ve zekâsını daha da derinleştirmeye karar vermişti.İlk gecelerinde, okuldaki büyük yemek salonunda yemek yemişlerdi. Uzun, kararmış ahşap masalar, üstünde yer alan altın tabaklar ve içi doldurulmuş meyve sepketleri… Hepsi büyülü bir şekilde sunulmuştu. Ancak herkes masalarına dağılmadan önce, profesörler tarafından duyurular yapılmıştı. Sadece tek bir şey vardı akıllarında – “Birlikte güçlüyüz, yalnız başımıza zayıf.”Akşam yemeğinden sonra, Ahsen ve Efsun odalarına dönmüşlerdi. O an, okulun bir parçası olmaktan çok, yabancı bir gezegende kaybolmuş gibi hissediyorlardı. Efsun, gözleri büyük bir dikkatle odayı taradı. Odayı koruyan büyüler vardı. “Yine bir şeyler oluyor,” dedi, ama Ahsen cevap vermedi. O sırada odanın duvarındaki sembol gözlerinin önünde parlamaya başladı.Efsun, yatağının yanındaki küçük masaya oturdu. “Burası sadece bir okul değil,” dedi. “Bir sınav alanı. Bizi eğitmek için değil, bizden bir şey almak için varlar.”Ahsen, elini masanın kenarına koydu ve derin bir nefes aldı. “Efsun, bizi sınavlarla test ediyorlar. Ama bu sınavların bizden alacakları, gücümüz olacak. Gücümüzü çözüp, onu kullanabilmek için hazırlıklı olmalıyız.”Efsun derin derin düşündü. Bir süre sessizlik oldu. O an, ikisi de bu okulda kalmak ve burada hayatta kalmak için daha fazlasına ihtiyaçları olduğunu hissediyordu.
Bölüm 6
6.Bölüm ~Karanlığın Gölgesinde~
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.