İçeriğe geç

ISLAH

Bölüm 10 · 3 dk okuma

ISLAH

Bölüm 10

10.Bölüm ~Kurucuların Arenaları~

Gözlerimi açtığımda, yatakhane koridorlarının taş duvarlarında usulca titreyen loş ışıklar beni karşıladı. Hâlâ Patron’un gidişinin yarattığı boşluk kalbimde yankılanıyordu; ama Efsun’un hafif soluklanışı omuzumda bir güven ısıttı. Cübbemi düzelttim, gölge sembolü omuzumda hafifçe parladı. Arkadaşlarımız Dora, Rüzgâr, Lorin ve Tav kapıda bizi bekliyordu. İlk gerçek sınavımızın ağırlığı omuzlarımızdaydı ama bu sabah… bir parça insancıllık da kazandığımızı hissediyordum. Yatakhane salonunda buluştuğumuzda, Dora kılıcını omzuna dayayıp “Geceyi atlattık” derken, Rüzgâr panellerini kapatarak “Veriler bu sabah optimal değil ama kalplerimiz sağlam” deyiverdi. Lorin, zincirini nazikçe sallayıp “Küller altındaki sıcaklık hâlâ içimizde” dedi. Tav ise gözlüklerindeki kodları son kez taradı: “Karanlıkta yolumuzu bulacağız.” Efsun’un masaya koyduğu soğuk süt ve ekmek fragmanları bile bir ziyafet gibiydi; meditatif bir sessizlik içinde, Peter’in kitabında okuduğum “güç için önce insan kalmak” sözleri aklımdan geçiyordu.Lenaris’in çağrısıyla çıktığımız Merkez Kalp’in avlusunda, Gölgeler Arenası karşımızdaydı. Siyah volkanik taştan örülmüş dairesel salon, dört mermer sütun ve kubbeyi saran altın kabartmalarla donatılmıştı. Ateş, su, toprak, rüzgâr ve ruh… Kurucuların beş elementi hâlâ o taş siperlerde nefes alıyordu. Kalbimin ritmi, havada üflenen sihir kristalinin soluk ışığıyla senkronize oldu.Lenaris’in sesi yankılandı: “Obsidyen küreleri bulun, gölgelerden korunarak çıkışa taşıyın.” İçeri adım attığımız anda sis yükseldi; aynalar, kendi korkularımızı fısıldadı. Dora kılıcını savururken kemik sapı koruyuverdi onu; Rüzgâr panelleriyle tohum kodlarını kırdı; Lorin zincirini savurup zemini titretti; Tav, gölgeleri yutkunup yeniden şekillendiren kodları işledi; Efsun’se mavi bir ışık kıvılcımıyla küreyi canlandırdı. Ben… gölgemi kıpırdatarak bir patika açtım, karanlığın arasından ışık huzmelerini topladım. İlerledikçe hissettim: Gölge yalnızca kayıp bir limit değil, benim en derin sığınağım.Çıkışa vardığımızda, her birimizin elinde yarı obsidyen, yarı aydınlık bir parça küre vardı. Lenaris usulca başını salladı: “Kurucuların gölgelerle işbirliğini öğrendiniz. Şimdi mirası taşıma vakti.” Dışarıya sızan soğuk hava, harap ovaların kokusunu taşırken, gölgeden gelen fısıltılar kulaklarımda dönüyordu: “Işık ve karanlık, senin dengen.”O gün, Ateş Meydanı’ndan Kurucular Salonu’na yürürken her adımda ayak izlerimiz antik runik desenleri titretip bize yol gösterdi. Kara Alevli Feralis’in, Tomurcuk Sular Şemali’nin, Kök Balokar’ın, Fırtına Vayu’nun ve Ruhça Elya’nın isimleri duvarları doldurdu; korumak için kurdukları bu okulu bugün omuzlarımızda taşıyorduk. Bir arada, ama hâlâ kendi sırlarımız ve korkularımızla yüzleşerek, ben Ahsen olarak anladım ki Islah gerçek bir yalnızlık değil: Küllerinden doğan bir alev… ve o alev, karanlıkta bile yolumu aydınlatacak.

Dışardan yayılan anons sesleri ile bugün izinli olduğumuzu anlayıp biraz gezmeye ve bir kaç elbise almaya karar verdik.

O sabah Peri Pelerinleri Sokağı’na indiğimizde, Tav bir anda gözlüklerini hafif eğip dudağını kıvırdı: “Gayet zarif bir meydandayız değil mi? Ama dikkat edin; ayaklarınız adım atınca ‘krallık sınırını ihlal ettiğiniz’ diye anons etmeyin, yoksa beni ‘Sokağın Prensi’ ilan ederler.” Tav’ın bu “Prens” edası, hemen hepimizi güldürdü. Peri Terziler de “Efendim, istediğiniz pelerin hemen geliyor” diye saygıyla eğildi. Dora, Tav’a göz kırparak “Sence hangi renk uygun olur?” diye sordu. Tav ağır başıyla etrafı süzdü: “Kırmızı duvar taşlarına karşı koyacak bir inci beyazı… ama kılıcın kan rengine uyum sağlamasını tercih ederim. Sen krallığın alev prensesi olacaksın.” Rüzgâr, panellerine gömülmüş halde burun kıvırınca Tav hemen dönüp ona bakarak: “Ey dijital lord! Kodlarla dans edip burayı kırmızı alarm paçavralarından kurtaracak ceketini seç. Sonra seni ‘veri veliahtı’ ilan ederim.” Lorin zincirini gururla gösterdiğinde: “Ve sesiniz, toprak farzesi gibi coşkulu! Ama bu zincir, aslında size ‘Şaheser Kiraz Soyluğlu’ unvanı kazandırırdı. Ne dersiniz?” Efsun titreyen bir gülümsemeyle Tav’a baktı: “Prens Tav, saydığında atandığımız o unvanları yazmam gerek sanırım.” Tav hafif bir reverans yapıp: “Elbette, hanımefendi. Lakin krallığın resmi defterine not düşelim ki bu ‘İzinli Gün’ adını verdiğimiz eğlence, sadece yenilenmeyi değil, taç giyme provasını da içeriyor.” Peri Terziler, Tav’ın bu “prensçe” ulvi mizahına kayıtsız kalamayarak her birimize ayrı ayrı kuşaklar ve pelerinler sundular. Tav da kuşağını gururla sol omzuna doladı: “Artık, Eksantrik Prens Tav’mız da hazır. Dilerim ki yarın arenada dostluk değil, zarafetimizle iz bırakırız.” O gün, perdeler indirilip altın ışıklarla aydınlanan Peri Pelerinleri Sokağı’ndan çıkarken, Tav’ın Prens edası bize yalnızca gülümseme değil, içimizdeki ciddiyeti de hafif bir kıvrımla kırma izni vermişti. Böylece, krallığın gölgeleri arasındaki yolculuğumuz bir nebze de olsa renklendi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.