Gördüğüm kabus ile yerimden sıçramam bir oldu. Nefesim daraldı resmen boğuluyordum. Yataktan korkarak kalktım. Ter içinde kalmıştım. Üzerime hemen kuru bir şeyler giydim. Gördüğüm şeyi hatırlamama rağmen halen tir titriyordum. Böyle zamanlarda genelde annem yanımda olurdu. Ama şu anda burada annem yok. Bu yüzden Berrak’ı aramaya karar verdim. Her ne kadar rahatsız etmek istemesem de sakinleşmem için bu gerekliydi. Birkaç kez çaldıktan sonra Berrak telefonu açtı. Telaşlı gözüküyordu.
Berrak: Bebeğim ne oldu. Bu saatte! Hasta mı oldun yoksa birisi mi geldi oraya.
Sera: Sakin ol bebeğim. Bir şey yok çok kötü bir kabus gördüm. Ben hastayım ruhsal olarak. Asla sakinleşemem yanımda birisi olmadan rahatsız ediyorum ama yanıma gelir misin?
Berrak hemen geliyorum diyerek telefonu kapattı. Bende orada öylece oturmaya başladım. Oturmadan önce kapının kilidini açık bıraktım ne de olsa gelir kısa zamanda.
***
BERRAKTAN:
Hemen yataktan kalktım. Üzerimi giyinmek üzereyken aklıma gelen şeytanlık ile birden bire durdum. Ben neden ateşle barutu yan yana koymak varken kendim gidiyorum ki? Hemen Akını aradım. Olan olayı anlattım. Biraz da abartı kattım tabi ki de. Ardından da “ben gidemiyorum annem izin vermedi Esra olayından dolayı yine kavga edeceğim zannetti bu yüzden sen gidip bakar mısın?” dedim. Akın sazanım da hemen atladı tabi ki bu olaya. Şimdiye kadar benim annemin bana vermediği tek bir izin kalmamasına rağmen dediğime inandı ve hemen gidiyorum dedi. Telefonu kapattım ve planı tıkır tıkır işlettiğim için kendimi tebrik edip yatağıma yattım.
***
Akından:
Resmen uçarak gitmiştim ofise. Sera çok korkmuş ve ağlıyor deyince kendime engel olamadım. Yataktan çıktığım pijamalarla koşmaya başladım. Oraya gidince kapıya tıkladım. Ama kapı kendiliğinden açıldı. İçeriye yavaşça girdim. Sera orada öylece oturmuş duvarı izliyordu. O geçen geceki şeyden olacak diye çok korktum. O geceki gibi ya krize girerse. Hemen yanına kadar gidip “Sera ben geldim, Berrak’ım annesi izin vermemiş o da beni gönderdi” dedim. Usulca yanına oturdum. Öylece duvara bakıyordu. Sonra birdenbire gülmeye başladı. Kahkaha atmıyordu aksine bu gülüş acının yüze vurmuş hali gibiydi.
Sera: Hayat çok acımasız değil mi?
Sessizce elimi omzuna koydum. Onun şu anda konuşmaya değil dinlenilmeye ihtiyacı varmış gibiydi. Sessizce “Ne oldu?” Diye sordum. Onu incitmek istediğim son şeydi.
Sera: Tek istediğim sığınabileceğim bir omuz olsun ve saatlerce ağlayabileyim o omuzda.
Akın: Ben varım Sera. Ben buradayım.
Sera: Sen buradasın. Ama ne zamana kadar? Haftaya arabanı aldığında bırakıp gideceksin beni sende herkes gibi. Babam gibi!
Akın: Sen beni kovmadığın sürece ben gidemem ki.
Sera ağlamaya başladı. O ağladıkça benim kalbime bir şey bastırıyordu. O ağladıkça sormak istiyordum neden bunu yapıyorsun kendine diye. Ama orada öylece oturmaktan başka hiçbir şey yapamadım. Birden bire sarıldı bana ve bu sefer hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Hayatı boyunca hiçbir kız için ağlamamış olan ben ona sımsıkı sarıldım ve ağlamaya başladım. Ne yaşamış olabilirdi bu psikoloji için. Dışarıdan bakıldığında prenses gibi yetişmiş bir kıza benziyordu. Her istediği yapılmış şımarık zengin çocukları gibi. Ama öyle değildi. Ne prensesti ne de istediği her şeyi elde etmiş bir insandı. İçinde bizden birileri vardı ama dışarıdan sanki hiç havuzlu villasından çıkmamış kokoş bir kız vardı. Gerçek sera kimdi bilmiyorum ama onu bulana kadar hayatına bir nebze de olsa dokunana kadar durmayacağım. Bu ömrüme mâl olsa bile...
***
Kollarımda ağlamaktan yorgun düşüp uyuya kalmış bir kız vardı. O kız neredeyse benim hayatımda ilk defa kısa sürede tanıyıp değer verdiğim tek kızdı. Onu biraz daha kendime çekip üzerine battaniye örttüm. Kalkıp kapıyı bile kilitlemedim. Rahatsız olur diye nefesimi bile düzenli alıyordum. Çok güzel uyuyordu. O kadar güzeldi ki neredeyse ona bakmaktan kendim uyumayı unutmak üzereydim. Onun bu halini saklamak istedim. Bir zaman kapsülüm olsa ve Sera’nın bu halini saklayabilsem diye düşünürken telefonum geldi aklıma. Bir zaman kapsülüne ihtiyacım yoktu ki benim sonuç olarak her anımızı kayıt altına alabileceğimiz bir araç vardı. Yavaşça telefonu çıkarıp onun o kucağımda masum masum uyurken ki halinin fotoğrafını aldım. Umarım bu fotoğrafları görüp bana kızmaz. Yada beni yanlış anlamaz. Ama yanlış anlaşılmayacak olan konu neydi ki? Ben neden bu kızın fotoğrafını çekiyorum. Kötü bir niyetim tabi ki de yok ama başka bir şey de yok. Herkes uyurken masum masum uyur zaten. Neden onlarca kız varken ben Sera’nın yanındayım. Yada neden Seranın fotoğrafını çekiyorum. Bu bir saçmalık yaptığım hareket çok terbiyesizce bir hareket bunun farkındayım ama dayanamadım. Onu uyurken hep görmek istedim. Bu suç mu? Sabah güneşinin doğmasına az kalmıştı. Benim de gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Uyumamak için dirensem de bu çabamın boşa olduğunu fark ettim. Kendimi o derin uykuya bıraktım. Ne de olsa şu anda dünyanın en huzurlu yerindeyim..
***
Sabah telefonumun çalması ile uyandım. Sera ile yan yana yatıp üzerimizi kapatmıştık. En son sera benim kucağımda uyuyordu ne ara böyle bir şekle geldik bilmiyorum. Sera bana o kadar sıkı sarılmıştı ki elinden kurtulamadım. Zor zahmet de olsa telefona ulaştım. Berrak arıyordu. Açmadım ve telefonu yanıma koydum. Ardından mesaj attı. ‘Ne yaptın iyi mi şimdi Sera’ yazıyordu. Yine cevap vermedim. Az önce telefonu açmadım şimdi hemen cevap verirsem madem uyumuyorsun niye telefona bakmıyorsun diye cırıl cırıl öter. Seraya seslenip uyandırmak istedim ama o kadar güzel uyuyordu ki yine kıyamadım. Sessizce olduğum yerde hareketsiz beklemeye başladım. Ellerini belki hafif gevşetir de uyandırmadan kalkarım diye. İyi ki de beklemişim. Ellerini gevşetti hiç oradan çıkmak istemedim ama uyandığında beni bu şekilde görürse yanlış anlayabilir. Zaten iyi değil birde ne oldu neden Akın benim yanımda yatıyordu diye düşünmesini istemiyorum.
Kalktım ve mutfak bölümüne geçtim. Ona güzel bir kahvaltı hazırlanıp uzun uzun konuşmak istiyordum. Birkaç parça bir şey vardı. Hemen onları masaya koydum. Çay demledim ,patates kızarttım, son olarak da omlet yaptım. Şimdi gerçekten Sera’nın uyanma vakti gelmişti. Hafifçe seslemdim ama uyanmadı. Anlaşılan gerçekten de derin bir uykusu vardı. Hafif dürttüm birden bire gözlerini sonuna kadar açıp “Baba!” Diye bağırarak yataktan fırladı. Sera hiç iyi değildi ve onun bu hali beni gerçekten çok üzmeye başladı.
Sera: Akın çok özür dilerim. Küçük bir kabus gördüm de. Korkutmak istemezdim.
Akın: Bu gece sanırım kabuslar gecesi.
Sera: Bu gece benim için huzursuz bir geceydi. Ama rüyamda beni saran kollar gördüm. Çok güçlü kolları. Sanki o kollar beni hayatımın sonuna kadar koruyacak olan kollardı. Bende o kollara sımsıkı sarıldım. Çok huzurluydum. Ama az önce bir şey oldu o kollar beni bıraktı. Sonra yine aynı şey oldu kabus gördüm. Kim olduğunu bilmiyorum ama bana gerçekten huzur verdiler. Bunca kabusa rağmen sorunsuz uyudum.
Onu saran kollar benim kollarımdı. Onu saran sarmalayan bendim. Ya beni denemek için söylüyor yada gerçekten bunların rüya olduğunu düşünüyor. Tam bende ağzını aramak için laf açacaktım ki “Sen ne zaman geldin” diye sordu. Sera hiçbir şey hatırlamıyordu. Bende onu hiç bozmak istemedim “Geldim ve sana kahvaltı hazırladım. Saat kaçta geldim bilmiyorum.” Dedim.
Kocaman bir gülümseme gönderdi ve hemen yataktan kalktı “kurt gibi acıktım” diyerek masaya oturdu. Bende hemen arkasından oturdum ve kahvaltı etmeye başladık. Şu anda açmak istiyordum ama bu konuyu yine de sustum. Nede olsa o zamanı, geldiğinde bana anlatır ne olup bittiğini.
Sera: Akın yaaa! Hala aklımda biliyor musun gördüğüm o rüya. Keşke gerçek olsaydı.
Akın: Belki sana bir yerden verilir gerçekten güçlü bir erkek.
Sera: Bilmem ki! Ama verilmez ya kim ne yapsın beni. Kimse sevmez beni sevmesin de gereksiz. Ama insan yine de yanında güveneceği bir kişi olsun istiyor. Dün geceki kollar gibi kollar olsa etrafımda birinde hiç düşünmeden aşık olurum. Ama biliyorum ki yine sevilmem.
Beni bana anlatıyordu ama sevilmek konusunda fazlasıyla yanılıyordu. Onu sever birisi vardı zaten. İsmi de AKIN!