Yan koltuktan bir sinek vızıltısı “Arabayı bu hızda kullanmaya devam edersen birazdan yan koltukta horlayan bir insan ile karşı karşıya kalacaksın” dedi. Sinekler ne zaman konuşmayı öğrendi acaba! Birden arabayı durdurdum. Yetti artık sürekli arabayı hızlı kullan deyip durmasından bıktım. Yola çıktığımızdan beridir bana araba sürmeyi öğretmeye çalışıyor. Sanki ben ehliyeti kasaptan aldım. Arabadan aşağıya inip onun kapısını açtım. Bu sefer de alayla “Ne o arabamı parçaladığın yetmezmiş gibi bir de arabandan aşağıya mi atacaksın?” dedi. Artık laf yetiştirecek takatim kalmadığı için “Hayır atmayacağım. Geç ve arabayı sen sür. Ama tek bir kelime daha edersen arabayı durdurmadan atarım seni aşağıya” dedim. Kafasını koparmam için resmen ısrar ediyordu “Arabayı ben sürerken bu pek mümkün değil” dedi. Ya sabır Sera ya sabır! Tehditkâr bir biçimde “Yapabileceklerimin sınırını görmek istemezsin bence” dedim. Akın yan koltuktan tek hamlede şoför koltuğuna geçti. Arabadan aşağıya inmeye zahmet etmedi bile. Ama bir şey demedim sonuçta hiçbir yeri kirletmedi. Yan koltuğa sessizce oturdum ve arabayı sürüşünü izlemeye başladım. Önce yavaş yavaş sürmeye başladı ve bu yavaşlıkta devam etti. Artık sabrımın sınırında olduğum için bağırdım “Birde bana yavaş diyorsun benim yanımda sen çitanın yanına kaplumbağa kalıyorsun. Bana baktıktan sonra birden vitesle bir şey yaptı. Ardından gaza sonuna kadar bastı. Tekrar vites tekrar vites derken araba bir anda uçağa dönüşüp uçacak zannettim. Emniyet kemerimi hemen taktım. Kemeri taktığımı görmüş olacak ki, bu da yola bakmıyor demek “Ne o korktun mu?” diye sordu. “Ne korkacağım beee ölürsen tek başına ol beni niye yanında götürmeye çalışıyorsun” diye bağırdım. Sinirlerimi her dakika tepeme zıplatmayı başarıyor. Biraz düşündükten sonra “Biz yanındaki insanlardan hep beraber olmayı gördük o yüzden” dedi. Ay çok romantik gerçekten! Bana bakmadığını bile bile göz devirdim ve kafamı cama yasladım. Hızlıca geçip giden ağaçları izledim.
Bir süre sonra Akın bir orman yoluna doğru sürmeye başladığında içimde bir korku oluştu. Birden bire paniklemeye başladım. Ne diye verdim ki daha yeni tanıdığım insana direksiyonu. Ya bana bir şey yaparsa, ya beni öldürürse? Birden bire elimde olmadan “Akın nereye?” Diye bağırdım. Ellerim titremeye başladı. Panik atağın neredeyse dibine kadar gelmiştim. Şimdi sırası mıydı? Psikolojik sıkıntılardan dolayı tedavi görüyordum. Tedavimi yarıda bıraktım. Resmen doktordan kaçtım. Arada sırada bu tür ataklar geliyordu. Bu benim için normal olmuştu alışmıştım. Ama şimdiki korku adrenalin ile birlikte daha fazla olmaya başladı. Resmen nefes nefese kalmıştım. Gözümün önü karardı. O an ağzımdan çıkan hiçbir kelimeyi duyamadım. Ne yaptığımı o anda bilemedim. Resmen kendimi kaybettim. Ağzımdan “Lütfen! Lütfen bana bir şey yapma!” Sözü çıktıktan sonra araba birden bire durdu. Onun kapı açılış sesini duymadım ama benimkinin sert bir şekilde açıldığını duydum. O anda çığlık attım ve ağlamaya başladım. Kendimi geriye çektim ve kafamı ellerimin arasına aldım.
Korkuyordum hem de deli gibi. O anda omzuma dokunan el beni sakinleştirdi. Normalde hiç bir şekilde sakinleşmeyen ben bir dokunuşla sakinleştim. Çünkü bu normal bir dokunuş değildi. Bir annenin bebeğine ilk kez dokuması gibi bir şeydi. Ardından beni tutup arabadan dışarıya çıkardı. Kenardaki çimeninin üzerine zorla da olsa oturdum. Akın sürekli beni telkin etmeye çalışıyordu ama ben bir türlü onun söylediklerini duyamıyordum. En sonunda bana sıkıca sarıldı. Neden bunu yaptı bilmiyorum ama bu sarılma beni tamamıyla sakinleştirdi. Derin bir nefes aldım ve soğuk havadaki oksijenin ciğerlerime dolduğunu hissettim. Birden bir rahatlama geldi. “İyi misin prenses?” dedi. Şu anda prenses kelimesine takılmış olamazsın Sera değil mi? Ne var takıldım işte bende böyleyim. “Ben çok teşekkür ederim” diye cevap verdim. Akın kollarını geri çekti. Ardından yüzüme bakıp “Özür dilerim sarılmak istemezdim. Ama seni nasıl sakinleştireceğimi bilemedim. Sarılmak insana huzur verir sözünü hatırladım. Bu yüzden yaptım. Ve doğruymuş gerçekten de sarılmak insana huzur veriyormuş” dedi. Yüzüne öylece baktım. Ardından bir şey söyleme sırası bana geldi. “Bende seni paniklettiğim için çok özür dilerim. Bu bana arada sırada oluyor ama bu seferki çok farklı oldu kendime engel olamadım. Çok özür dilerim.” Akın yüzüme baktı ve elime dokundu. Ardından “Hadi artık eve gidelim. Sen üşüdün” dedi. “Hani bir yere gidecektik?” diye sordum. Gidecektik dercesine kafasını sallayıp “Daha çok zamanımız var. Gideriz. Şu anda iyi değilsin. Kendini iyi hissedene kadar dinlen. Kafanı dağıt. İstersen seni eve bırakayım sonra ben yürüyerek dönerim. Bu halde araba kullanma” dedi. Kısacası Sera yaptığımız planın içine s*çtın dedi. Nezaket olsun diye “Yok gerçekten iyiyim. Eve gidebilirim. Seni önce bırakayım sonra gider yatarım” dedim. Akın kafasını salladı. Bana evin adresini verdi ve onu evine bıraktım. Evlerimizin arası o kadar uzaktı ki. Birde ben yürürüm dedi. Deli midir nedir? Buradan orası kaç saat sürer.
***
Eve gittiğimde annem hesap sormadı. Benim de konuşacak halim yoktu zaten. Bu bana müsaade etme işi iyi oldu. Yoksa hayatta bu kadar saat gezdirmezdi beni. Odaya geçip üzerimi değiştirdim. Işığı söndürdükten sonra yatağa uzandım. Akını düşünmeye başladım. Ne kadar da iyi yürekli bir insanla karşılaştım böyle ben. Daha önce hayatıma giren kimse Akın kadar iyi değildi. O farklıydı herkesten farklı. O içindeki farklılığı daha tam olarak anlayamadım ama anlayacağım yakında. Ayrıca çok da yakışıklı, güzel yüzlü, boylu poslu, delikanlı bir çocuk. Ah ne diyorum ben! Kendimi iyice kaybettim. Kendi kendime konuşmaya başladım. “Akın senin arkadaşın sera kendine gel.” Bu cümleyi bilmem kaç yüz tekrardan sonra uykuya daldım.
***
Saat neredeyse 1’e geliyordu. Akın’ı sürekli aradım ama bir türlü telefonu açmadı. Uyur belki diye daha fazla aramadım. Hazırlamış bir şekilde öylece koltukta oturuyordum. Neden bu sabah bu kadar meraklıyım onunla buluşmaya bilmiyorum ama ayrı bir heyecan var içimde. Biraz daha vakit geçtikten sonra atıştırmalık bir şeyler hazırlayıp yedim. Ardından bir soğuk kahve hazırlayıp arabaya bindim. Biraz turlamaya karar verdim. Ne de olsa eninde sonunda arar. Biraz dolandıktan sonra telefon çalmaya başladı. Akın arıyordu hemen açtım. Konuşmasına müsaade etmeden lafa girdim “Ooo beyefendi sonunda uyanabildin. Güzellik uykun kısa sürdü biraz daha uyusaydın” dedim. Ofladıktan sonra “Ne uyuması kızım yaaa! Sabaha kadar karakoldaydım. Dün gece kavga etti bizimkiler. Polisler aldı bizi şimdi çıktım gelirim ben dolmuşla yanına neredesin?” dedi. Birden telaş yaptım “Ben dolanıyorum zaten hemen geliyorum yanına. Hangi karakol olduğunu söyle sen iyi misin?” diye hızlı hızlı konuştum. Akın iyi olduğunu söyledi ve ardından karakolun ismini verdi. İyi olduğuna asla inanmadığım için hızlıca sürmeye başladım. Bir yandan da kendi kendime ona saydırıyordum. Ne işi olur kavga ile normal bir şekilde arkadaşlarıyla otursalar ne oldurdu sanki. Ayrıca ben onu akşam evine bıraktım ne ara çıktı da dışarıya arkadaşlarının yanına gitti. Off Allah’ım of!
***
Karakola geldiğimde Akın kapının önünde kaşında bant ile dudağı patlamış bir şekilde oturuyordu. Hemen yanına kadar koştum. Omzumdan tutup “Sakin ol şampiyon iyiyim dedim ya” dedi. Telaşa engel olamadığım için “Hadi kalk hastaneye gidelim” dedim. Ayakta ya zaten Sera ne kalkması. Salaklığımı yüzüme vurduğunu hissettirmeden yüzüme vurdu “Polisler götürdü zaten görmüyor musun sargı bezini? Sakin ol şampiyon bunlar normal şeyler. Sokakta büyüyenler iyi bilir” dedi. “Nasıl sokak” diye sordum. Bu gün gerçekten çok soru soruyorum. O da fark etmiş olacak ki “Boş ver. Nereye gidiyoruz hadi bakalım” dedi. “Bilmem ki hadi senin dediğin su yere gidelim. Merak etmeye başladım senin ortam dediğin yeri” dedim. “Ortam var olan bir yer değil. Yapılan bir şey. Ama bu saatte olmaz. Gece ben toplarım arkadaşları gideriz olur mu? Şimdi gidelim bir kafede oturalım istersen” dedi. Salaksın Sera! Kafamı sallayıp arabayı sürmeye başladım. Güzel bir kafeye gidip önünde durdum. Arabadan inip bir köşeye oturduk. Akın ters ters menüye bakmaya başladı. “Sorun ne?” dedim. Sahte bir sinirle “Nereye getirdin kızım bizi. Anladığım dil yok bu menüde benim. En iyisi ben çay alayım” dedi. Kolaylık olsun diye “Buzlu kahve söyleyelim istersen” dedim. Yine o keko bakışını atıp “Normal kahve varken neden buzlu kahve söyler ki insan. Hem de bu soğukta” dedi. İçten içe gülüp “Tercih meselesi. Ne içersen iç. Bana sorma o zaman” dedim. Garson geldiğinde siparişleri verip muhabbet etmeye başladık. Tartışmadan bir dakika bile geçiremedik ama bu bizim için bir alışkanlık olmaya başladı. Sanki tartışmak için yaratılmışız gibi. Kafeden çıktık gezdik dolaştık. Güzel bir dönercide akşam öğününü geçiştirdik. Saat 11 olmuştu sonunda. Akın arkadaşlarına çoktan haber vermişti. Onlar hazırlık yapacaktı. Akın da eşyaları alacağını söyledi. Artık ne eşyasıysa. Tekelin önünde durdu. Suratına bakmaya başladım. “Ne yani alkolsüz ortam olmaz kızım öğren öğren bunları.” Dedi. “Ne yani eşya dediğin bu muydu?” diye sordum. Kaza yaptığımız gün de arabada eşya var demişti. “Tam olarak bu değil ama gibi. Boş ver sen onu sen alkolünü al keyfine bak” dedi. Daha ağzımı açmama fırsat vermeden tekele girdi. Bir poşet dolusu bir şeyler alıp çıktı. Arabanın arkasına koyduktan sonra benim oturduğum koltuğa geldi. “Hadi kalk yolun devamına ben devam edeyim. Kıza araba sürdürüyor demesinler” dedi. Onunla hiç tartışacak gücüm kalmadığı için kalktım ve diğer koltuğa geçtim. Arabayı sürmeye başladı. Yine aynı ormana girdi. Ama artık ona güveniyorum. Nasıl güvendim bilmiyorum ama ondan bana zarar gelmeyeceğini anladım. “Sakinsin değil mi?” Diye sordu. Kafamı evet manasında salladım. Dün gece anlaşılan onu çok korkutmuştum.
Tam tepeye kadar çıkıp orda durdu. Birkaç tane daha araba vardı ve ortalarına ateş yakmışlardı. Arabadan indik. İkimiz de yan yana yürüdük yanlarına kadar gittik. Birer sandalye de bizim için koymuşlardı. Herkesle tanışıp oturdum. 3 tane erkek vardı hiç kız yoktu ama sonuç olarak yanımda Akın var ne olabilir ki. Dün akşam beraber kavga ettiği arkadaşlarıymış. Bir saate yakın sadece kavgayı konuştular. Sonunda sıra bana geldi. Arkadaşları Akın’a sevgilisi olup olmadığımı sorular. Akın ise “Arkadaşım Sera benim. Sizce benim arabamdan başka sevgilim olabilir mi?” Dedi. Tipik bir şekilde cevap vermişti. Çocuklar güldü ve içkilerinden birer yudum daha aldılar. Sohbet hep dördünün arasında döndü. Bana pek alıştıklarını zannetmiyorum.
Arkadaşları Akın’a bir dal sigara uzattılar. Akın istemedi ve geri itti. “Kız var şimdi yanımda sonra takılırız” dedi. Çocuklardan birisi bana uzattı. Tam alacaktım ki Akın birden hayır diye bağırdı. Yüzüne bakmaya başladım. “O normal sigara değil içme onu. Al benim paketten.” Dedi. Nasıl sigara olduğunu sordum. Akın yine tipik cevabını verip “Boş ver” dedi. O sigaranın e.rar olduğunu biliyordum. Akın geçmişimi bilmediği için beni gerçekten havuzlu villalarda büyüyen bebeklerle karıştırdı. Evet biraz aşko olabilirim ama tam da sayılmam. Çocuk sigarayı masanın üstüne koydu. Hemen oradan onu tekrar aldım. “Sağlam mı bari?” Diye sorduğumda herkes bana bakmaya başladı. Çocuğun birisi “Yeni kakamız sağlanmış valla” dedikten sonra çakmak uzattı. Biraz içtikten sonra Akına verdim. Deprem olmaya başlamıştı bile. Alkolden bir yudum daha aldım. Uzun zamandır içmedim için sağlam gelmişti. Herkesin kafası çoktan güzel olmuştu. Benimki de oldu ama o kadar da belli etmedim. Akın düzgün duruyordu. Sanırım akın da benim gibi kendini kontrol etme konusunda usta. Çocuklar arabadan arabesk remix tarzı müzikler açtı. Dinleyip derbeder derbeder takıldılar. Bir süre sonra sıkılmaya başladım. Muhabbet de sarmamaya başladı. Arabanın birine gidip kendi telefonumu bağladım. Eğlenceli bir müzik açıp yanlarına gittim. “Yetti artık. Hadi eğlenelim bu arada bir tane daha yapın da düşüşlere gelmeyelim.” Dedim. Akın bana şaşırmaya başlamıştı bile. Daha bende neler var neler Akın. Bir bilsen ne kadar manyak bir insan olduğumu bir dakika durur musun acaba yanımda. İçtik içtik eğlendik. Ama artık vücut gerçekten de sarhoş olmuştum. Başım dönüyordu ve yer sallanıyordu. Artık eve gitmek istedim. Akın’a gözlerimle işaret ettim. Hemen anladı. Arkadaşlarına “Biz artık kalkalım” dedi. İkimiz kalktık arkadaşları takılmaya devam edeceklermiş. Bizde onları bırakıp arabaya geri döndük. Akın sürücü koltuğuna oturdu çünkü benim araba kullanacak halim kalmamıştı. “Sen nasıl bir kızsın böyle?” dedi. Anlamamış gibi “Nasıl bir kızmışım?” dedim. “Bilmem. Ortam deyince aklına bir mekan ismi geliyorum ama e.rar kullanıyorsun. Nasıl bir insan olduğunu pek çözemedim ama yakında çözerim merak etme” dedi. Gözlerinin içine bakıp “Evet sen çöz çünkü ben kendimi anlatmayı pek sevmem” dedim. İddialı bir şekilde değildi bu söylediğim yorulduğumu belli ediyordu. Kibarca “Eve mi bırakacağım seni? Çünkü leş gibi kokuyorsun da sizinkiler bir şey demesinler” dedi. Ay birde beni düşünürmüş. “Evde sadece annem var. Babam yok benim. Annem de bir şey demez belki de uyumuştur” dedim. Akın arabayı eve kadar sürdü. Ardından onun nasıl eve gideceği aklıma geldi. Evin önünde durduktan sonra arabadan indi. Güveniyorum ona bunu da ispatlayacağım “Arabayı al evine git. Sabah beni almaya gelirsin. Yürüme uzak buradan orası” dedim ve ispatladım. Gururlu şey “Yok giderim ben” dedi. Nah gidersin demek varken “saçmalama” deyip onu arabanın içine geri ittim. Sonra gülümseyip teşekkür etti ve hızlıca gözden kayboldu.
***
Anneme gözükmeden odama kadar çıktım. Evet alkole bir şey demez ama eğer bu diğer şeyin kokusunu alırsa beni öldürür. Hemen odama gidip duşa girdim. Kendime gelmem uzun sürecekti ama bu şekilde uyuyamazdım. Hemen üzerimi giyinip tüm pencereleri açtım. Bu soğukta şort atlet yatacaktım ama yapacak bir şey yok. Hemen başımın da dönmesi ile kendimi yatağa attım. Anneme tekrar başlamayacağıma söz vermiştim ama bir kereden bir şey olmaz sonuçta. Annemle beraber başlayıp bıraktığım bu şeylere annemsiz tekrar başlamazdım zaten. Bu yüzden her şeyi kafamdan atıp uykuya
daldım.
